15 Haziran 2007 Cuma

geçen,,, geçmeyen,,,günler ,,,haftalar,,,

bende bıktım artık sıkılmaktan ve bunu dile getirmekten.yaz tatilinin gelmio oluşu üstüme karabasan gibi çökmüş durumda.sevgilim benden uzağa gidio yine.yine birsürü züğürt tesellisi...4buçuk saatlik yolmuş.muş.. miş..
neler oldu bu hafta boyunca bi düşünmeliyim.
bi kere bol bol terledim. çok sıcaktı. yapış yapış oldum, elbiselerimle bi bütün haline geldim...
çarşamba günü sevdiceğimle buluştum.bakırköye gittik.başka ödemelerle alakalı işler vardı onları hallettim.sonra gloria ya geçip bişiler içip hasret gidermeye çalıştık.eve dönerken bindiğim taksi bana paraüstü olarak 5 ytl verdi ama sahte çıktı.daha doğrusu parayı verdi, elime aldığım anda hissettim parada bi tuhaflık olduğunu ama sanırım basiretim bağlandı bi de yaprak dökümünün en heycanlı yeriydi bi an önce yetişiyim telaşıyla hızla arabadan indim,aldığım paraya bi baktım resmen elimde bi adet kağıtla karşılaştım.çok ama çok kötü bi taklitti.rengide solmuş.hani şöle gözümün ucuyla dahi baksaymışım anlıcakmışım ama napalım.keriz yerine konmak pek kötüymüş valla.madem ona verildi böle bi para e sende yırt at bari.ne die bi başkasına veriosun.başımın gözümün sadakası olsun dedim hatıra olarak saklamaya karar verdim parayı.
bi arkadaşımın arkadaşının annesi...dıdısının dıdısı gibi oldu:) neyse bu insana birisi sahte para vermiş.kadında nasıl yapsamda bu parayı elden çıkarsam diye düşünmüş sonrada hain bi planla başkasına vermiş.verdiği kişi hani şu pazarlarda kıyıda köşede havuç yada limon satan küçük çocuklar olur ya. işte bu kadında bu çocuklardan birine vermiş.anlamaz ya ufak çocuk. bi de utanmadanda para üstü almıştır hemde.yazık yaa.çok üzülmüştüm duyduğumda.tüm değerlerimiz artık değişmio, yokoluo.
zeyneple bu hafta içi bi çok kez iletişim kurmuoruz.ben sıkılıorum ve cnm konuşmak istemio.o da her daim ya hasta, ya canı sıkkın, ya morali bozuk, yada başka bişeyden dolayı konuşmuo.ölecene ne küs ne barış anlamsız bi durumdayız kısaca.en son dün tartıştık.sürekli söyleniodu şuram ağrıo ,ben çok kötüyüm, tansiyonum yüksek, nabzım hızlı atıo fln die.bende gitsene diodum eve.hala ısrarla kalıoduki bi anda aramızda sesler yükseldi.beni sürekli muhalefet yapan baykala benzetti.sırf muhalafetsin dedi.bende ona yeter artık söylenmeyi bırak, seni burda zorla tutan yok git eve madem öle dedim.öle aramız gerildi.bundan rahatsız diilim lakin cnm hiçkimseyle bişey konuşmak istemio.
dün sibel yazdı.hayırdır artık ne slm, ne sabah eskiden böle diildin noldu tuğbacım tavuğuna kışt mı dedik die.???
bende ne diosun ya, bu ne alınganlık böle.aklına işimin olabiliceği gelmiomu hiç dedim.yoğunum ve doğru düzgün msn e bile girmiorum dedim.sonrada fazla uzatmadan kesip attım.kimseyi çekemem valla canım zaten burnumda.abidik gubidik muhabbetler dinlemekten çok sıkıldım.
esra dersen hala aynı yerde.bıraktığım yerde.hala aynı muhabbet.cihan ve semih sorunsalı.o ne yapmış, ne demiş, nolmuş, ne hissetmiş.iide bunlar beni ilgilendirmioki.sıkılıorum artık bunlardan neden anlamıolar beni.
offfffffffffff.bir of çeksem karşıki dağlar, bi de karşıki dağların arkasındaki dağlar bile yıkılır.
2 film seyrettim bu hafta içinde.bi tanesi:STRINGS.......
nam-ı diğer İPLER....







bi dünya düşünün herkes herşey her hayvan kısaca her canlının kuklalar gibi ipleri var.daha doğrusu bildiğimiz kuklaların daha profesyonel olanlarını hayal edin.gözlerinde bile ipler var.duygu katabilmek için.ağızlarıda var ama hareket etmio.seslerinden tanıcaksınız onları.






bir ihanet davası var filmde.büyük hükümdarın kardeşi ona ihanet edio ve kralı öldürüo tabiiki yerine kendi geçebilmek için.ve olayı başka türlü yansıtıo.ölen kralın oğlu ve kızıda var işin içinde.oğlu babasını öldürenlerin peşinden gidio ki aslında bu bir tuzak.çünkü onada tuzak kuruo amca.konu klasik olsada oynayanları baz aldığımızda güzel bi deneyim olucağı kanaatindeyim.filmin en başında mekanın en üstünde yığınlarca kanlı canlı kukla oynatıcısı insanları gösteriolar.ama filmde gerçekten böle bi dünya varmış algısını rahatlıkla uyandırıolar.







mesela filmde bi sahne var ki benim beğendiğim sahnelerdendir.kralın akrabalarından bi tanesinin bebeği olucak.daha doğrusu ilk önce tahtadan bir bebek biçimlendirilio çeşitli aletlerle.ve cansız bebek bi kenarda zamanının gelmesini beklio.ruhuna erişme zamanı geldiğindeyse bebeğin annesi doğum sancısına benzeyen sesler çıkartıo ve bebeği kadının önüne koyuyolar.kadına yardım edende prenses jane.ve oturan kadının yukarıya uzayan iplerinin içinden yeni ipler oluşarak aşağı inio.normalde canlı olanların ipleri siyah ama bebeğin oluşan ipleri beyaz.anne janeden ipleri çok yavaş bi biçimde(çünkü bebek ipi onlar her an kopabilirler)bebeğin tahta deliklerine sokmasını söylüo ve kafa ipine dikkat etmesini öğütlüo.jane birinci ipi bebeğin bacak eklemine sokuo bacak oynamaya başlıo.ip deliğine girer girmez içi güya kanla doluo ve siyahlaşıo dolayısıyla kendi tanrıları bebeğe can vermiş oluo.zaten herşey iplerden geçio.birini öldürmek istiolarsa tüm iplerini kesmeleri kafi.yine bi başka enteresan kısım eğer elin kolun kırıldıysa depolarında çeşit çeşit el kol bacak var.alıosun bunlardan sana uygun ve güzel gelenini kendi kırılmış yerine monte ediosun.






izlenmesi gereken değişik bi film bence.






filmi yazarken aklıma iskambil kağıtlarının esrarı geldi.çok ama çok sevdiğim bi kitaptı.başka bi zaman bahsedicem bundan.



www.kitapyurdu.com'dan satın al


ikinci film ise: BÜYK ADAM KÜÇK AŞK.......







yine çok güzel bi film daha.üzerinden epeyce geçmiş ve zamanın ve hatta aslında şu a'nı bile anlatan bi film.şükran güngörün oyunculuğu enfes.o surat ifadelerinin değişimi aksi huysuz adam halini çok net seyirciye verişi,küçük hejarın sanki kırk yıllık oyuncuymuş gibi ve de gerçektende böle bi durumdaymış gibi oynayışı....







aslında anlatılamayan ama mutlaka izlenilmesi gerekli bi film.bi insanın dilini değiştirmenin nekadar zor olduğunu, hele hele bunu zorla yapmaya çalışmanın ve dahası ozamana kadar bildiği dili yok saymadan yapması gerektiği bilincinin verildiği, o hem sevgi hem nefret duygularının kendine kızmalarının ama yinede bunu yapmaktan vazgeçemiyişlerinin çok güzel bi anlatımı aslında.






bu akşamda PAN'IN LABİRENTİ ni izlicem.






hayat şu aralar zorla gidio gibi.herhangi bi sorun yok ama bazen tahammül edemicek kadar sıkılıorum bu işyerinde.işin dışındaki yaptığım tüm eylemler güzel gelio.çalışmak istemiorum ve kendimi zorluorum ama cidden fazla dayanamıcam galiba.burada çalışmak bu şirkette olmak bu insaların içinde buraya dahilmişim gibi yaşamak ve burdan hiç ayrılamamak beni korkututo ve ürkütüo.ne kadar sıkılsamda ciddi bi alışkanlık ve rahatlık var ama ben tüm bunlardan vazgeçmek istiorum.






hayatımda değişikliklere ihtiyacım var.yenilenmeliyim,yenilemeliyim kendimi.sanırım daha fazla dayanamıcam ve yakında saçlarımıda boyatıcam.






tipik sıkılgan kadın sendromu işte...








şimdilik bu kadar

1 yorum:

Aylin dedi ki...

İplerle yönetilen insanlar ne kadar çok. Şu sıralar ipli kuklalarla uğraşıyorum ve hiç de eğlenceli değil.

Recim nasıl gidiyor piqicim. ;)