YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAŞAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2008 Çarşamba

sabah giyinip çıkmadan önce ne giyem diye dolabımın karşısında durdum ölecene.kot montuma elim gidip gidip durdu ve en sonundada aldım giydim üstüme.kot mont giymeye başlamak demek bahar geldi demek.dahası baharın geldiğini kabul etmek demek.
bu ani mevsim geçişini yadırgayan bedenim anlamsız baş ağrılarıyla boğuşuo bayadır.dün doktora gittim işten izin alıp.anlattığım şikayetlere doktor gerilim tipi başağrısı tanısı koydu.bir haftalık ağrı kesici ilaç yazdı.sonrasında nöroloji baş ağrıları bölümüne başvurmam gerek.
aslında tamamen psikilojik oldğunu biliorum çünkü benzer ağrılar 3 -4 sene öncede yaşamıştım mr çektircem diye tutturduktan ve sonucun negatif çıktığını gördükten sonra başağrım anında kesilmişti.zaten herşey psikolojik diilmi.
neyse...
dün gece biraz erken yattım uyku bastırdığı için.akşam geç saate kadar devam eden fenerbahçe -sevilla maçının sonucunda evde kopan sevinç fırtınası yüzünden uykumda kaçtı gitti zaten.herkes muhteşem bi maç olduğundan bahsedio.babam ise çocuklar gibi şen evde koşturup duruo.çok mutlu olduk tabiiki.hatta Ahmet Çakar dan bi bikini şovda beklemio diiliz hani:)
nişan hazırlıkları son gaz sürüo.kendi hazırlığımdan çok etrafımdaki insanların hazırlıklarıyla uğraşıp duruorum hala.annem ilk aldığı elbiseyi nikahta giymeye karar vererek daha tuvaletimsi bi elbise satın aldı.geçen hafta kendi elbisem için provaya gittik sevgilimle.bu arada onun kıyafetlerinide satın aldık.benim elbisemin renginde bi kravat bulamadığımız için başka renkte satın almak zorunda kaldık ama takım elbise rengi uygun oldu en azından elbisemin rengine.
dün doktordan sonra annemle semt pazarını dolaştık birazcık.pazardan kendi evimde yapıcağım kendi pastalarım için süsleme tableti gibi bişi aldım.pastaların üzerine dökülen şeylerin şekilli olmasını sağlayan bi edevat.nasıl güneşli bi gündü ve ne sıcak bi hava.bi öğlen kahvesi içtik sonrada yine annemle Gloria Jeans cafede.çok iyi geldi doğrusu.okadar özlemişimki haftaiçi yaptığım bu kaçamağı.işyerimden uzakta bi kafede öğlen kahvesi içebilmek benim için öyle büyük bi lükski....
günler böyle geçip gidio işte.eskiler der ya git gel konya 6 saat.git gel başka bişi yok.

17 Şubat 2008 Pazar

kar

beyaza hasret kalmış bedenlerimizi doyuruyoruz bu aralar doya doya.yollarsa diğer yıllardaki karlı günlere nazaran oldukça açık ve buzsuz.sanırım belediyeler iyi çalıştılar kar fırtınası gelmeye yakın.

işte tamda böyle zamanlarda hiç evden çıkasım gelmio.yorganımı başıma kadar çekip dünya dönmüyormuşçasına miskin miskin uyumak istiorum.kahvaltı yerine bardak bardak çay yada kahve tüketmek evi saran tarçınlı kurabiye kokusuna boğulmak.pencere kenarına geçip elimde kitabım yanımda sıcacık kahvem kurabiyelerimle yağan kar tanelerini saymaya çalışmak ve nasıl oluoda oluo diye birbirlerine çarpmadan yeryüzüne inmelerine yine ve tekrar şaşırmak istiorum.

bir süreliğinede olsa kaygısızca yaşamak yada en azından davranmak istiorum.dedim ya dünya dönmüo gibi yılgın yıkık bir beyazlığın içinden bakmak istiorum yaşamıma.

hep arzu ettiğim ama asla yapmadığım 3.kez yağan karın içine koyulan pekmezden yemek istiorum sonrasında.

en bozulmamış yerine uzanıp karın ellerimi iki yana açıp yüzüme yüzüme yağmasına gülümsemek ve ağzımdan içeriye kaçmasına memnuniyetle müsade etmek istiorum.

dünyanın belkide en temiz gibi göründüğü bu zamanı adım adım izlemek ve yine eski pis ve çirkin haline dönüşüne şahit olmak istiorum.

kar...

en çirkin yeri bile sadece renginden dolayı güzel gösteren, örten yegane doğal bi olay.işte o en güzelin içinde olmak bütün insancıl kimliğimle yoketmeye, bozmaya alışmış mantalitemle karın en bozulmamış, en temiz, en beyaz yerlerine ayak izimi bırakmak hatta basılmamış yer bırakmamak istiorum.

arabaların üzerlerindeki karları birbirimize fırlatmaktan ziyade onlarla cüce cinsindende olsa bir kardan adam yapmak burnuna havuç, gözlerine zeytin takmak istiorum.

küçücük bi anda olsa çocuklar gibi olmak ve onlar gibi davranmak istiorum...

istiorum...

7 Şubat 2008 Perşembe

gündem....



güzel bir gün....bende tam kendimi kandırmak üzereydim aa işte bahar geldi ohh ne ala diye.ama sabah dışarı çıktığımda anladım acı gerçeği hava buzz ve benim gibi zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü... trençkotumla çıktım dışarı.allahtan içimde kazak var da donmadan işe gelebildim.az öncede milliyette okudum haftasonu dahada buzz havalar misafirliğimize geliomuş.hemde yatıya :s

şirketimize adam gibi bi bilgisayarcı bulamadığımızdan her an bir virüse kapılıp gidebilir benim avare bilgisayarım.herzaman işlerimizi yapan bilgisayarcıyı değştirip yerine patronumuzun bi ahbabını getirdiler.bilgisayarlarımızda, internette ve kullandığımız paket progrmalarda ciddi bi yavaşlama ve kitlenme söz konusu idi.gelen ahbab ahbablığının rahatlığındanmıdır nedir sadece kullandığımız virüs programını kaldırıp yerine başka marka olanını yükledi ve gitti.fakat problemlerimiz hala devam ettiği yetmezmiş gibi bir de bu yeni eklediği virüs programının sürüm süresi dolmuş.yenisini satın almamız gerektiğini vurgulayan bi ibareyle karşılaşıorum her sabah.üstelik öyle bişeyki, eğer tamam satın alıyım seçeneğine basmazsam ve oranın internet sayfasına bağlanmazsam masaüstümden o sayfa gitmio.bende bugün yekten kaldırdım hepsini.artık virüs tarama programım yok.allaha emanetiz yani...ahbab baya bi gösterdi marifetini.meğer bize kısıtlamalı bir program eklemiş.denyo yaaaaa...
nette bi iki virüs programı araştırdım az önce fakat tam bi tanesini indiricem altta hakkında yazılanları okuyunca vazgeçiorum.biri muhteşem dio, biri pc yi kasıo dio, diğeri aa hemen indirin dio, diğeri hiçbi işe yaramıo trojenleri bile bulmuo dio.vazgeçtim...yüklemicem hiçbirini....
şu aralar deli gibi kızarmış yeşil domates tarifi arıorum internette.ama çokda içime sinenine rastlamadım doğrusu.bildiğimiz süt ,un ve yumurtalı bulamaça batırıp kızartıldığından bahsedilio ama benim gördüklerim daha lezzetli gibiydi sanki.nerdemi gördüm?filmde tabiiki)

(resim ayseyaman.blogcu.com 'a aittir)

geçen pazar günü anne kız kendimize film günü ilan ettik.arka arkaya 2 film izledik ki bunlardan biri KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER idi diğeride adı kapağı olmayan cadılı büyülü bi film.
KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER
aslında tamda aile bağları arkadaşlık dostluk vefakarlıkla alakalı izlenilmesi gereken hatta tam anne kız formatında bi film.
hele kadının TOVANDAAAAAAAAAAAAA die bağırışı hiç aklımdan gitmio.:) filmde yaşlı bi kadın eski anılarını başka bi kadına anlatırken eskiden sahip oldukları kafede yaptıkları bu yiyeceği anlatıo.okadar canım çektiki arayıp duruyorum.kırk yılın turşuluk domateslerine bakıyorum şimdi pazarlarda.ve uygun bi tarif bulup yapmayı hayal ediyorum.

nişan tarihini kaba taslak kararlaştırdık ama bi parça keyfim kaçık bununla ilgili.aslında keyfimiz kaçık desem daha doğru.
sevgilimin eniştesi beyin tümöründen dolayı rahatsız.bi sene kadar önce ikinci ameliyatını oldu ve 6 ayı çıkaramaz diyen doktorlara inat bir senedir yaşıodu.ve çok hızlı üreyen bi tümör olmasına rağmen hiç bi büyüme göstermidu ki bu sevindiriciydi.fakat bir ay kadar önce ciddi bi nöbet geçirmesinden sonraki yapılan tahlillerinde bir ay önce ilerleme olmayan tümör, beyinde tam 7 yere metastaz yapmış.durumu kötü...kendi başına hareket edemio ve allah bilir ama çok uzun ömür biçemio doktorlar.yani onlara bakılırsa bi iki aylık ömrü var:( bu onların ailesini üzdüğü gibi benide üzüo dolayısıyla.sonuçta bu bi nişan merasimi olucak ve özendiğim bişeydi ama bu şartlarda çokda hevesim kalmadı açıkcası.çünkü ailede bi hüzünlü durum hakim haklı olarak.
yinede hayat devam edio dioruz ve planlarımıza ara vermeden devam etmek durumundayız.

yapıcağımız mekanı az çok kafamda okeyledim.yemekli bi nişan yapıcaz.aslında benim gibi hayalleri olan biri daha şaşahalı bişeyler düşünmeliydi ama bu sebeplerden dolayı çok daha mütevazi bi yere karar kıldık.15 mart'ı düşünüoruz vakit olarakta...bakalım hayırlısı...

bu arada nişan elbisemide bir tesadüf eseri olarak almış bulunmaktayım.

sevgilimle 2 hafta önce Capacity de gezerken Network ün önünden geçiodukki mankenin üzerinde bi elbise gördüm. ama hiç aklımda NETWORK ten elbise almak fln yoktu.ben daha abiye çalışan yerlere bakınıp duruodum doğrusu bu elbise için.neyse içeri girip o elbiseye ve diğerlerine bakınca bikaç alternatif çıktı ortaya.2 tane elbiseyi beğendim ama bu işi annemle yaparsam daha iyi olur diye düşünerek aklım elbiselerde çıktık ordan. tam bi kaç adım yürüdkki sevgilime dönüp ben o elbiseleri denemek istiorum çok beğendim dedim.içeriye girdik asıl beğendiğim elbiseyi giydiğimde çok güzel olmasına rağmen oldukça açıktı.yani sırt kısmı nerdeyse kuyruk sokumuma kadar geliodu bende ondan vzgeçip daha az önemsediğim diğer alternatifi giydim ki aman allahım okadar güzel durduki üstümde....hatta nerdeyse kumaşı üstüme koyup dikmişler gibi okadar benim vücuduma oturdu.petrol mavisiyle küf yeşili arası enteresan bi rengi var.kumaşı ipek saten ve güzel bi kuyruğu var elbisenin.okadar beğenince annemi arayıp yinede fikrini aldım ve hemen akabinindede satın aldım.

çok ani oldu ama okadar beğenerek aldımki bu kooskocaman yüktende şans eseri kurtulmuş oldum:)

şimdide güzel sıcak bi kahveyle öğle yemeğimizde verilicek olan pastamdan bi dilim aldım.hazır çinlilerde spring festivallerini kutlarken bende 15 günlük işyerinde dinlenme sürecine girmişken biraz keyif yapıyım:)

5 Şubat 2008 Salı

sanki çok iyi dinlenebiliomuşuz gibi hafta başlarıda olabildiğince yoğun ve can sıkıcı geçer.susmayan telefonlar, yapılamayan işlemler, sorunlu müşteriler, sorunlu iş arkadaşları hepsi ama hepsi bu malum sendromlu pazarteside yığılır kalır.

ohh çok şükür derken aslında bi sonrakine hazırlanır insan.hmmm bakalım bugün nolucak.halbuki çoğu güzel geçen haftasonumdan sonra ben kendimi çalışıomuş gibi hissetmiyorum.acı gerçek sabah işe gitmek için kalktığımda yüzüme vuruyo.aa diyorum kendi kendime ...ben çalışıomuşum:)

güzel, güneşli, neşeli bi haftasonuydu.doğumgünlerimiz vardı hem kuzenimin, hemde kankamın.kuzeniminkine bazı sebeplerden dolayı gidemedik ama kankamınkine intikal edebildik sevgilimle.

mekan galatada köprü altındaki fasıl mekanlarından biriydi.çok çok kötü olmamakla birlikte çokda iyi bi yer değildi.sevgilim rakının kötü olduğunu, tavuğunda değişik lezzette olduğunu savundu.genelde yaş ortalamasıda gençlerden oluşuo zaten.çalan müziklerde öle çok alaturka değildi.eğlendikmi? yaniiii. ne desem bilemiyorum.

aslında eğlenmedim ama kendimi eğlenmiş addetmek istiorum kankimin hatırına.

bazı kınanıcak olaylarda oldu mekanda.canım arkadaşım doğumgününe pastasız girdi.çünkü sevgilisi bu tip şeyleri düşünebilicek inceliklerden yoksun kalmış biri.benim canım sevgilim bile kızın pastasının olmadığını görünce kendince düşünmeye başlamış nerden alabiliriz diye.ama mekanın bulunduğu yerden dolayı bunu gerçekleştiremedik.

daha kötüsü yine bu şahıs, bu koca adam, bu herkese ahkam kesen yaratık o gece sevgilisinin doğumgününde sarhoş olarak kızı tüm arakadaşlarına rezil etti.şarap bardağını masaya devirdi kişilerin üstlerine sıçrattı,kendi üstüne döktü abuk subuk hareketlerde bulundu ve sevgilisi dışında herkesle yakinen ilgilendi...

üzüldük...çünkü o masadaki 15 kişide dahil olmak üzere hiçkimse canım arakadaşıma bu densiz adamı layık bulmuoduk bu da bize açıkcası dedikleri gibi KAPAK oldu...

zaten bitmeye ramak kalmış bi ilişki son damlayla nihayete erdi bugün.

herşeyin hayırlısı...
o gün yani cumartesi günü kankime hediye almak için fatihe gittik iş arkadaşımla.fatih çok uygun bi semt diil arkadaşıma hediye bakabilmek adına.ama lcw den çok cici bi baharlık yeni sezon elbise aldım.sevgilimle akşama doğru buluşacağımız için baya bi vaktim vardı doğrusu.arkadaşımla dolaştıktan sonra tatlı ve kahve molası için bi yere girdik.girmeden evvel arabayı parkettiğimiz yerdeki park görevlisini para vermemek için bozuk para yok diye atlatmaya çalıştık ama adam yemedi.halbuki yeseydi dönüşte kaçıcaktık park parası vermeden:)
allahın kaldırımını parsellemiş herzamanki gibi otopark mafyaları ve insan bu adamlara zırnık koklatmak istemio doğrusu:)neyse açmıyım ağzımı...

ben 2 haftadır hatta 3.haftaya döndü sigara içmiyorum.bıraktım denilebilir.çünkü sadece haftasonları türk kahvesi içtikten sonra bi tane yakıorum veya olmadı en fazla 2 tane.pastamı ve kahvemi içtikten sonra cidden sigara krizim tuttu.çünkü bütün hafta o an'ı beklio insan,o keyfi...

sigarayı bırakmak çok güç.açıkcası benim için tiryakilik diildi, tamamen keyifsel bişeydi ve şimdi bundan feragat etmeye çalışıorum.

bu yüzden paket asla almıyorum, almıcamda.sigara istediğimde illaki etrafımda içen biri olduğundan dolayı kaba tabirle otlanıyorum.ama o gün otlanıcak kimse yoktu yanımdaki iş arkadaşım sigara kullanmıodu ve tek sigara satan yerde bulamayınca mekandaki garsondan istedim.aslında genelde bu tip durumlarda mutlaka garson biyerden bulup getirio ama bu sefer baltayı taşa vurdum ve bulamadık.tam kalkıp dışarıya bakıcaktımki kahvem gelmiş bulunduğu için yapamadım.velhasıl kahve keyfime sigaramı ekleyemedim.

ama sonra arabaya dönünce bi büfeden tek sigaralardan aldım ve içtim ama noldu.hiç mi hiç keyif almadım doğrusu...

ayrıca garsondan sigara isteiğimde zaten yakında heryerde yasaklanıcağınıda bildirmeyi ihmal etmedi.kızıyorum bu olaya ki bırakmaya çalışan biri olarak kızıyorum.sonuçta artık hemen hemen heryerde sigarasız bölüm var ve en güzel yerler onlara ayrılıyo.2,planda bırakılan insan muamelesi görürken ve mekanların en kıytırık yerleri sigara içenlere ayrılırken ve sigara içenler bunada razıyken yani ses etmezken şimdide başbakan efendi kendisi sigara kullanmıo die heryerde içilmeyi yasaklıo.hatta açık alanlarda bile.hatta mekanında sigaralı bölüm ayıranlarada ceza geliomuş.iyide ONA NE!!! sağlığımıız bukadar düşünüyosa; insanlar önce geçim sıkıntısından,stresten,aysonunu nasıl getiricem derdinden,işsizlikten ,trafikten ölücek sigaradan değil..zaten bu bir kısır döngü diilmi.insalar strese boğuldukça sigara mikatarını artırıyomu?refah düzeyni artırmayı neden düşünmüo acaba bu bay...

çok anlamsız buluyorum bu yasağı ve tersine tepki vericeğine inanıoyorum.ebeveynlerinden habersiz sigara içen gençler kendisine yasak olmasına rağmen nasıl daha hızlı ve daha çok sigara tüketirse bence bu da aynı şeyi getiricek.yani nasıl olsa içerde içemicez diye ardarda 2 tane yakıcak tiryakiler.veya biyerlere yemek yemeye gitmekten kaçınıcak evinde keyifli keyifli tüttürmek varken.bu da mekanların boşalmasına sebebiyet vericek.

yani bu bir tiryakilik olayı.öle yasaklamayla biticek bişi diil.öncelikle kişinin kendisi istemesi gerekio neden bunu kimse anlamıo.yasaklamak sadece dahada artırıcak bence bu isteği.hee evt katılıorum keşke kimse içmese keşke hiç böyle bişeye bulaşmasak ama bu maalesef mümkün diil.bu yasağı sonuna kadar kınıyorum ve insanların özel hayatlarına saldırı olarak kabul ediyorum...

nerde kalmıştım unuttum.hah... kahve pasta molamızdan sonra sevgilimle buluşup taksime geçtik.8 gibi başlıcak olan programa daha saatler vardı.önce sinemayamı gidelim dedik ama vazgeçtik.bizde ayaklarımız ağrıması pahasınada olsa taksimi didik didik ettik.pasajlarına girdik çıktık aheste aheste.girmediğimiz dükkanlara girdik,inceledik,kurcaladık...

güzeldi.bazen öyle özlüyorumki o anları.hani şu hiçbiyere yetişme telaşımızın olmadığı anlar vardır ya nadirende olsa.tüm zaman sizin tembelliğinize adanmış gibidir.aheste aheste yürürsün caddelerde,otobüs kaçmış,tren gitmiş hiç umrunuzda olmaz.vakit boldur, bekleyen yoktur sevdiğiniz yanındadır..işte o an çok şanslı bi an bence.cumartesi akşamüstü böyle zamanlardan biriydi bizim için.

sıraselvilerde şanına uygun sıralanmış büfelerden BAMBİ de kaşarlı döner yedik.son yediğimizde midemize oturmuştu çok yağlıydı ama bu sefer tam kararındaydı herşey.starbucksta şekerini koymayı unuttukları bi latte içtim sonra...sonra ORHAN PAMUK tan bahsettik sevgilimle yürürken İstiklalde.


Öteki Renkler adlı kitabından bahsettik.biraz daha kişisellerinden bahsettiği bu kitabı okumak için sabırsızlandım doğrusu.mesela en sevdiği yerlerden biri bu sıraselviler caddesiymiş.o sıralamayı çok sevdiğinden bahsediomuş kendisi.Orhan Pamuğu okumanın yanında onu tanımanında keyifli olucağına inanıyorum ben.ama okuma sıramda henüz Benim Adım Kırmızı var.biraz daha beklicem yani.

sonrasındada partiye dahil olduk zaten.şu meşhur doğumgünü partisine.kuzeniminkine katılmayı çok arzu ettim ama onun düşüncesizliğine takıldı bu arzumuz.o yüzden onunla görüşemedik.

çok yorulduk hele ben ayağımda sivri topuk çizmelerle taka tuka yollarda yürümeye çalışırken baya yoruldum ama sevgilim yanımdaydı, eli elimi tutuyodu, gözleri bana bakıyodu ya işte bu herşeye değerdi, değdide, değecekte....




29 Ocak 2008 Salı

gecikmiş haftasonum

işlerimin ve özel hayatımın yoğunluğundan günlüğüme bişiler yazamaz oldum.halbuki taa geçen haftasonumun anısı duruyo kafamda.
uzun zamandır yapmadığımız bişeyi yaptık sevgilimle.bruncha gittik, gittik ki şehirlerarası yolculuk ebadındaydı ulaşımımız:)
avrupa yakasının bir ucundan anadolu yakasının diğer ucuna geçmek yaklaşık 3buçuk saatimizi aldı doğrusu.ama onca zorluğa değdimi?hemde ne kelime.

bahsi geçen yer benim daha öncede tecrübe ettiğim bi yerdi.dolayısıyla acaba nasıl bi yerdir diye bi sürprizimiz yoktu.tek kelimeyle muhteşem bi yer.
GÜZELCEHİSAR-OTAĞTEPE-TEPE RESTAURANT/CAFE ve TEMA KÜLTÜR PARKI

sabahın köründe kalkıp yollara düştükten ve hemen hemen tüm toplu taşıma araçlarını kullanarak nihayet ulaşabildiğimiz bu mekana ayak bastığımızda kurtlar gibi acıkmıştık.neyseki muhteşem bi açık büfe kahvaltıda bizi bekliodu.saat birde orda olmamıza ve brunch süresinin 2 de bitmesine rağmen yığınlarca kahvaltılık mevcuttu neyseki.

lezzetli kahvaltılıkların yanı sıra çeşit çeşit kekler cornflakesler,pasta ve hatta ev baklavası bile vardı.tıka basa doyana kadar yedik üstüne kahvelerimizi içtik,gazetelerimizi okuduktan sonra sevgilimin çok başı ağrımaya başlayınca daha fazla oturmadan dışarıya çıktık.

içi başka etrafı başka güzel bu yerden insan hemen kalkıp gitmek istemio elbette.hele hele bukadar uzaktan gelmişseniz.
burası her iki yakayı ve her iki köprüyü aynı anda bukadar yakınlıkta ve genişlikte görebileceğiniz nadir yerlerden biri.

hatta kahvaltıdan sonra hemen yanında bulunan TEMA kültür parkına giripte 2.köprüye elinizi değdirebilicekmiş gibi olunca insan dahada iyi anlıo.

alabildiğine muhteşem bir boğaz manzarasına hakim.ve bence istanbulda bukadar geniş kapsamlı bir manzaraya sahip başka biyer yok.

bu park önceki gelişimde ki sanırım ozamanlar yeni açılmıştı, daha bakımlıydı.bu seneler önceydi yaklaşık 7 sene önce fln.aslında parkın asıl amaçlarından biride manzarasının yanında çeşitli, değişik bitkilerin özenle büyütülmesi ve bakımın sağlanmasıydı ki her bitkinin yanında ismi cinsi ve özelliği yazardı.şimdi girişe koydukları büyük bir tabelaya yazmışlar içerde bulunan bitkileri ve özellikleri yazmıo.dahası orda yazan bitkilerin bikaç tanesini bile göremedik sanki küçük bodur ağaçlarla bolca çimenlik var gibi geldi bize.

burası büyük bi yer ve kod farkları mevcut.aşağıya doğru uzanan bi yolu var.bi tane göleti ve göletin üzerindede asma köprüsü var.kulübe tipi banklarıda sevdiğinizle oturup bu eşsiz manzaraya dalıp gidebilmeniz için tahsis edilmiş yerlerden biri.



havada şansımıza bu güzel gezi için çok güzeldi.tabiiki tepede biyerde olmamızdan dolayı baya bi esintili.şayet hava bozuk olsaydı burayı gezmek baya bi zor olucaktı.

ayrıca bu mekana özgü 2 şey daha var bilinmesi gereken.bunlardan biri eski türk filmlerine mekan, şarkılarada isim olan O AĞACIN ALTI adlı yer.eskiden bi araştırma yapmıştım burasımı diilmi diye.biçok kişiden teyit almıştım doğru yer olduğuna dair.zira O Ağacı da gördükten sonra şüphem kalmamıştı.

işte aşağıda O AĞACIN ALTI....



burası bulunduğumuz yere çok yakın olmadığından fotoğraf makinemi sonuna kadar zumlamak zorunda kaldım.aynı filmlerdeki gibi etrafı hala boş ve çevresi yayla görünümünde.tek farkı yeşillikten ziyade çorak toprakların olması.ama bu haliyle bile oldukça nostaljik:)
ve yine ağacın tam karşısına düşen meşhur Fatih Sultan Mehmet ağacına bakmaya gittik.yine önceki gelişimde hava kararmaya başladığı için daha net anlaşılıodu.gün ışığında ve hava bukadar aydınlıkken anlamak zorda olsa mutlaka gidilip bu ağaca hava kararırken bakılmasını öneriorum.
(resim başka yerde bulamadığım ve fotoğrafını çekmeyi unuttuğum için www.hafif.org tan alınmıştır)
bu ağacın tam olarak tasviri şaha kalkmış atıyla başında kavuğu bulunan fatih sultan mehmetin bi zamanlar bu tepede aynen bu ağacın olduğu yerdeki hareketiyle ilintilidir.aslında bu durum doğa üstü bir olaydır.görenleri hayretler içinde bırakır.
ayrıca ağacın bulunduğu yerin etrafı başka bir kafe restaurant tarafında korumaya alınarak işletilmektedir.buradada brunch hizmetleri mevcut. daha önceden yediğim için lezzeti konusundada tavsiye edebileceğim yerlerden biri.
tüm bu mekanların bulunduğu yer tam olarak Kavacık.ama aradaki yokuştan aşağı indiğinizde vardığınız yer Anadolu Hisarı.bizde yokuş aşağı sahile inip ordan geri dönüşe geçtik.dönüşte Ömür Plazada bulunan Teknosada dijital makinemizdeki söz fotoğraflarımızı bastırdık ilk defa.çok güzel bi sistemleri var.ya makineni getiriosun yada resimleri cd ye veyahut f-disc e atıosun ordaki makineden neyle iletim yapıcağını seçiosun.biz f disc ten seçicektik.taktık makineye.ekrandaki menü son derece basit.tüm resimler çıkıo.istediklerine birer tik atıosun ve tamam dediğinde seçtiğin fotoğraflar ilgili kişinin bilgisayarına gidio.
basımı,kağıt kalitesi çok güzel ve fiyatıda uygun.bir adet 13*18 lik fotoğraf ki buda A 4 ün yarısı yani A5 eder 50 kuruşa yapılıo.
biz çok beğendik.işte bitaneside burda o beğendiklerimizden.
tabii ben biraz bununla yeni indirdiğim bi resim programıyla oynadım ama baskı kalitesi süperdi bence.sevgililer günü için aldığım hediyenin(deri evrak çanta) yanında bize ait bir best of albümünü bastırtıp şık bi albümle yanında hediye etmek istiorum.

şimdilik bu kadar....


23 Ocak 2008 Çarşamba

hastane önünde incir ağacı

babam nihayet ameliyatını oldu.60dan sonra burun ameliyatı.şimdiye kadar bunca et ve kemikle nasıl yaşadın derler adama.ama yaşamış işte o küçük kıkırdaklarla.meğer senelerdir nefes alamıomuş babacım.
dün sabah erkenden gittik hastaneye.çalışmadım dolayısıyla bende annemlerle gittim.neyseki fazla beklemeden hemen aldılar ameliyata.lokal olucağı için zaman açısındanda ve zarar açısındanda minimum düzeyde geçicekti ameliyatı babacığımın. nitekim öylede geçti.doktoru pek memnun.7 tane ameliyat yapmış dün.
aralarında en kansız olanı, en rahat geçeni babamınkiymiş.yaşına rağmen.serçe parmağım burun deliğinden rahatlıkla içeri girio dedi.bu iyi bişeyin tabiri.tabii şu anda tamponları var burnunda yarın aldırıcaklar.ama bu tampon kısmı en kötü kısmı diye duydum ben.hani çıkarırken beyninide çekiolarmış gibi gelio diyenler var.bilmiorum artık nasıl bi his ama umarım zor bişi değildir.
dün akşam eve çıktık hastaneden.doktoru kalmamıza gerek görmedi, bizde eve geldik.akşam yaprak dökümünü izledik hönk hönk ağlayarak.o nasıl bir rol kesmektir bilmem ama eğerki dizi oyuncularına ödül verilicekse şayet bu yıl, benim bütün oylarım yaprak dökümü oyuncularına.
geçmişte hafızamıza takılı kalan diziler vardır hani.asla unutmazsınız.sizinle birlikte bi dönemi anlatır sanki.ve o diziyi o dönemiyle anımsar insan.mesela şaşıfelek çıkmazı,yeditepe istanbul,baba evi,süper baba,şehnaz tango,ikinci bahar ve adını hatırlayamadım kalitedeki diğerleri...

yaprak dökümüde benim için bu dizilerden biri gibi artık içimde.seneler sonra diğerleri gibi anımsıyacağım ve anısı sadece bende saklı dizilerden.ama okadar çok adını bile duymadığım dizi varki.takip bile edemio insan açıkcası.ve insanlar kölesi olmuş gibi birinden diğerine zaplayıp duruolar.benimse izlediğim 2 tane dizi var topu topu.bi de tüm dizilerde manasız bi ağlama sürekli bi kavuşamama öc,hınç,silah... insanlar bu tip dramlara bayılıo olabilirler ama bazı diziler var ki onlarda eğlenceli ve konusu itibariyle diğerlerinden bıçak gibi ayrılmakta.
bunlardan biri sevgili dünürüm.yayından kaldırmışlar ve tepki oluşmuş dolayısıyla.hayat şartları zaten yeterince ağır, koşullar zorlu, bi de üstüne neden insanlar sürekli dertlenicek diziler seçip duruolar anlamıorum doğrusu.menekşe ile halil diye bi dizi var.nezaman reklamlarını görsem;başroldeki kız hep salya sümük ağlıo, esas oğlanda hep düşmanlarla boğuşuo.seyirci boşuna yorulmasın senaristler vuslatı en sona saklıo.dolayısıyla asla mutlu olamıcaklar tam anlamıyla sanırım dizi bitene dek.
akşam annemle konuşuoruz. artık her sene mutlaka bi ameliyat vakamız oluo.geçen sene dedem, ondan önceki iki sene boyunca ananem,teyzem,bu sene babam...annem artık yaşlandık farkında diilmisin dio.yavaş yavaş bünyemizin aksaklıklar çıkarması yaşlanmamızdan kaynaklanıo dio.
düşündüm.hatırlıorum uzunca bi dönem doktor kimdir, hastane nedir bilmeden yaşadık doğrusu.biz küçüktük, annemlerse genç.dolayısıyla ananemle dedem daha sağlamdı , babam daha az asabi,abim daha az sorumluluk sahibi.
zaman...herşeyi nasılda değiştirio eskitio,eskilerin yerine yenilerini getirio.bi zincirin halkaları gibi sırası gelen gidio, yerine yeni ananeler, dedeler, babalar, anneler, evlatlar gelio...
hayat çok garip hemde çok.ve bazen hayatını hiç tanımadığın birine emanet etmek,canını onun iki elinin arasına sunmak okadar zorki sonrasında insan bunu nasıl yapabildiğine şaşabilir sanırım...
tüm hastalara, derdi olupta derman bulamayanlara Allah şifa versin umarım...
ÖYKÜ-BERK-HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

22 Ocak 2008 Salı

aklıma düşenler...

bazen hiç beklemediğimiz anda yakalar bizi geçmişte istemeden bıraktıklarımız,anılarımız,tebessümlerimiz...

ama geçmişten ansızın gelenlerin nerdeyse tamamı güzeldir,sevimlidir ve insanı gülümsetir veyahut içinde iyi saf ve dokunulmamış hep çocuk kalmış hisleri uyandırır.

sadece bir resme bakarken,biriyle konuşurken, bi cümle, bi paragraf, bi şarkı... hiç önemi yok belkide ne olduğunun. önemli olan o andan sıyrılıp sizi kendi anına götürmesidir.

işte böyle bi an'a tanık oldum az evvel.resim arşivlerini gezerken internette çok basit alelade gibi görünen taşlar arasındaki papatya resmi bana küçüklüğümde yaşadığım ve hatta hafızamın en derniliklerinden çıkıp gelen bi anıyı anımsattı.




anenemin evi eyübün tarihi yerlerine yakın bi mekanındaydıki hala orda.hemen yakınımızda eski bi kilise vardı.içeriye giren papazdan ve orada yaşayan kadınlardan çok korkardık.kasvetli ve korkutucu olmasına rağmen olaki kilise kapısını açık görürsek içimizden hemen oraya girip o bilinmeyeni keşfetme arzusu uyanırdı.

onca zaman geçti.küçüklükten büyüklüğe adım attığım yıllar boyunca hiç giremedim o kilisenin içine.ama bu yerin hemen önündeki duvarda ve ananemin yüksek bahçe duvarına sıra sıra otururduk akranlarımla.altımda küloş bi etek,önüm arkam heryanım dut ve incir ağaçlarıyla bezeli,meyve bahçelerinin kaçınılmaz sonu olan sinekler eşliğinde oturduğum yer; güneş ışığından dolayı sıcacık olurdu ve ordan aşağıya atladığımda bacaklarımın arkalarında taşların izleri çıkardı benek benek...

işte anımsadığım o andı.ısınmış taşların sıcaklığı,ve bacaklarımdaki benek benek izler.

şimdi şöyle bi hafızamı çalıştırıp geriye dönmek istesem,çocukluğuma dair bişeyler karalamaya kalksam asla hatırlayamayacğım bi andır bu.

benim çocukluğuma dair en çok hatırladığım şey: ki o zamanlar arakadaşlar arasında sıkça rastlanan bişey olduğunu öğrenmiştim:rüyalarımda üstümdeki battaniyeyle birlikte bi boşluktan aşağı düşerdim, tam yere çakılıcakkende uyanırdım.okadar sık gördümki bu rüyayı sonrasında aslında her çocuğun bu tip rüyalar gördüğünü, herkesin rüyasında bi şekilde kendini düşerken gördüğünü, bunun normal bişey olduğunu ve hatta büyümenin emareleri arasında yer aldığını öğrenmiştim.

demekki bu rüyaların bittiği an ben büyümüşüm.hani insan sorar ya kendine ne ara büyüdüm ben diye.işte benim için sorunun cevabı bu.artık rüyalarımda battaniyeminde benimle birlikte geldiği uzun düşüşler göremediğim an, kocaman bi kız olduğum andır.lakin...seneler ve seneler olmuş demektir büyüyeli...

19 Ocak 2008 Cumartesi


bazen şehirde anlam veremediğiniz bir trafik yaşanır ya.işte o günlerden birinde uzunca bir yolu yürümek zorunda kaldık annemle.ne idüğü belirsiz sebeplerden dolayı arka yollarıda tıkayan bu trafik yüzünden epeyce vakit kaybettik cumartesi günü işçıkışımda.

aynı güzergahı kullandığımız için aynı trafikte derbeder oluoduk.haliylen yapılması gereken tek şey yayan gitmekti alışverişe.

hani biyerden başlayım dedik ya şu nişanla alakalı alışverişleri mekan bulma işlerini ve diğerlerini. Bahçelievler Öğretmenler Evi ne baktık öncelikle.ama kişi sayımız 100ü bile bulmadığından ve yemek salonu kişi sayıları 250 civarı olduğundan bazı grup toplantıların yapıldığı alt salonu gösterdi bize ilgili kişi.

menüleri güzel olmasına rağmen alt salon dediği mekanı ben pek sıkıcı ve dar buldum.hatta bence ufaktanda olsa içindeki kurtları dökmek isteyen yakınlarımız için düzgün bi pisti bile yoktu.burayıda kafamızda elediğimiz sırada eczanenin önünden geçerken annem beni durdurarak bişey sormak için içeriye girdik.

sorumuz şu:hani şu nükhet durunun programında bahsedilen krem var ya işte ondan sizde varmı.:)

kremin adını bilmioruz ama tabiiki namını fazlaca bilioruz.

sevgili gerim gerim gergin nükhet ablamız
şiddetle öneriyorki ;mesela gece geç yattınız sabah şişmiş vaziyette kalktınız.sürüosunuz bu merhemi aniden muhteşem bi insana dönüşüorsunuz.ciltteki tüm kötü görünümü kısacık bi sürede alan uzun vade kullanımında harikalar yaratan bu krem aynı zamanda kırışıklıklarınıza da iyi gelio ve dahası insanın cildini gençleştirio.üstelik her değişik amaç için ayrı krem kullanma devrinide kapatıyor(muş).

kremin adı eczacı hanımdan gelio:OHT peptide-3

fiyatı ise oldukça duygusal:299 ytl


oha demeden önce duruoruz lakin krem yaklaşık 8 ay boyunca sizi götürüo.yani 299:8= yaptığınızda aylık 38 ytl gibi düşük bir ücret çıkıo fln filan dio eczacı.


şimdi annem iyi bir nükhet duru izleyicisi ve eczacıyla konuşurken baya bi ilgiyle dinlio.lakin gece kremi, gündüz kremi kendine bakan bi hanımdır kendisi, annem yani:)

senmisin bukadar ilgi gösteren.sağdan soldan 3 taraftan üstümüze ürünlerini tanıtmak için adam yağmaya başlamazmı.biz nükhetin kreminden girdik ilgiyle anlatan hanımı dinlioruz öbür taraftan çağrılınca bu bayan yerine siyah havyar bilmemnesinden oluşmuş bir kremin tanıtımını yapmak için bi başka bayan geldi.kadın; efendim bu ürünümüz saçada çok iyi gelio dediğinde hay demez olaydı başka biyerdende bi kız pörtleyerek aa durun efendim saç analizi yapalım size diye lafa cumburlop giriverdi.önce saç analizi yaptırdık ki hay allah o da ne? annemin saç dipleri nekadar havasızmış, nekadar tıkalıymış, şayet bilmem kaç ytl değerindeki şu kremi alıp yine bilmem kaç değerindeki şu hapıda akabininde kullanırsa hiiçbişeyciği kalmazmış.:s

annem kanmaya hazır.hemen olaya müdahele ederek hastaneden henüz çıktığımızı ve şu anda bu ürünleri alabilicek pozisyonda olmadığımız yalanını uydurarak sıvışmaya çalışıyordukki zorlada olsa kız bizi perşembe günü için ücretsiz cilt bakımı yapıcağını söyleyerek ikna etmeye çalıştı.bizde yine aa ewt tabii mutlaka geliriz diyerek koşa koşa kaçtık.

pazarlamacılık böyle bişi olsa gerek.benim hayatta yapamıyacağım bi iş bu açıkcası.çünkü o kadar ikna kabiliyetleri yüksekki az daha kalsak tmm ya ver şu bahsettiğin ürünleride çıkıp gidelim bi an evvel güzelleşelim diyicem.milyarlarıda bayılıcam tabii:)çok varmış gibi:)


işin enteresanı eczane ilaç satan bir dükkan olmaktan ziyade hani nerdeyse güzellik kremleri bakım ürünleri satan bi mağaza görünümündeydi.gak deseniz var, guk deseniz o da var.

kaçtıktan sonra bakırköyün semt pazarına uğradık önce, sonrada meydandaki nişan kıyafeti satan yerlere gittik.ama bir tane bile güzel kıyafet bulamadık.aksi gibi birsürü mağaza olmasına rağmen A mağazasında ne varsa B de de aynısı var C dede ve diğerlerindede.fotokopi gibiydiler yani ve kaliteleri çok düşük.bakırköyden bişey bulma ümidim yoktu zaten ama en azından kafamda elemiş oldum.

birsürü yol yürüyüp istediğimiz gibi hiçbişey bulamayınca geç bi vakitte eve döndük ama okadar açtıkki.babamın bize yemek yapmış olduğundanda bi okadar emindik üstelik fakat maalesef bu sefer yapmamıştı.

hemen hızlı bi menemen ile makarna haşladık.dündende zeytinyağlı kabak yemeği vardı.çok hızlı biçimde hazırlayarak bir güzel yedik.

okadar yorulmuşuzki cumartesi olmasına rağmen erkenden yattım.tabii bunun sebebi birazda ertesi günkü planımız içindi.onuda başka bi yazıda anlatırım artık.

haa bu arada.o çok pahalı kremleri almadım ama yine şifacı bi bayanın önerisi üzerine(bu da derya gibi adlı programdan) aloe vera çiçeğini kırıosunuz içinden çıkan jeli yüzünüze sürdüğünüzde sivilceniz varsa anında sönüomuş ve cildede çok iyi geliomuş.hatta sıcak suya koyularak saçınıza sürdüğünüzdede saçların dökülmesini önlüomuş


annem yarın praktikerin sera bölümünden bi saksı aloe vera çiçeği alıcak.güzellik kürlerimize böylelikle başlamış olucaz:)

18 Ocak 2008 Cuma

2 gün ve gecedir hava pek şahane.bu haliyle biraz kaçırdığımız sonbahara birazda beklediğimiz ilkbahara benzio.tam bi mevsim dönümü arefesi gibi.

hayatım belirli rutininde akıp gitmeye devam edio.sabah oluo işe geliorum akşamları eve, olmadı başka biyere ve sonra yine eve.

dün çiçeği burnunda sözlümle buluştuk.cevahire gittik.ama biraz erken geldiğim için yalnız başıma dolaşma imkanımda oldu.ocak ayı dert ayı.4 adet dikkatle ve özenle hediyelerin seçilmesini gerektiren doğumgünü var.hepside sevdiklerimin,önem verdiklerimin.bitanesini geçen hafta halletim diğerinide dün.

Bershka süper bi indirim yapmış.deri ceketler fln baya indirimliydi.gerçi pazar yerine dönmüş gibiydi biraz ama çokda aralara dalmadan indirimden kuzenime çok şık bi deri ceket aldım doğumgünü hediyesi olarak.umarım beğenir...

okadar cazip şeyler var ki hani başka masraflar olmasa kendimi alışverişe vurucam.ama dizginlemeliyim lakin bu ay zor biticek gibi görünüo mali açıdan.

Schiller diye bi yer var cevahirde.hatta bi değil iki tane var.ve hatta cevahire girmeden hemen soldada bitane var.yani bu mekan önüm arkam sağım solum sobe...ben salata yedim tavuklusundan ama sevimsizdi çokça.tavuklar nerdeyse saydam gibi kesilip sotelenmişti ve yiyemeyeciğim kadar çok yeşillik arasına şöle bi serpilmişti.romantik bi ambiyans yaratalım derken aşırı karanlıklığından dolayıda menüyü okumakta bayaca zorlandık diyebilirim.ama cevahirin en sakin ve nezih yerlerinden biri olması sebebiyle gidilebicek tek mekan ve sanırım amip gibide çoğalıolar.

sevgilime onca karanlık içinde afakanlar basınca yürüdük turladık biraz.teknosaya girip beyaz eşya ve dev plazmalara baktık.sonrasındada beni eve bıraktı yukarı çıkıp kapıyı çaldığımızda babam kapıyı açınca gözlerinde güneş gözlüğünü görünce baya güldük.

babam bazen enteresan fikirler üretir.2 adet gözlüğü olmasına rağmen 3.olarak bazen evde güneş gözlüğü takar tv ışığı rahatsız edio diye.sonra bazen beynine kan gitmediğinden şüphelenerek başını aşağı akıtır.:)veya bi doktor bi yiyecek hakkında iyi bişiler söylesin haftalarca evimize o şey girip çıkar.

haftaya ameliyat olucak burnundan.dolayısıyla ameliyat öncesi tahlilleri yaptırmak icap etti.yaptırdığımızda maşallah sonuçlar süper çıktı ama kolestrol 20 puan daha fazla çıktı olması gerekenden.ama babam bunu 200 puanmış gibi algılayarak ciddi bi diyete girdi.baya baya diette yani.kendine dikkat etmesi amaan bana bişi olmaz diyerek önlem almadan yaşamaya devam etmesinden iyi elbette.ama bazen abartıo işte:)

haftasonuda geldi çattı hiç farkettirmeden.bense sanki O'nu hiç görmemiş gibi özledim.hatta şu aralar daha fazla özlüorum.artık evimizi kuralım ve kendi hayatımıza başlayalım istiorum.bi sinema filminde geçiodu.kadın adama dioki:hayatımın geri kalan kısmını seninle geçiricem buyüzden hayatımın o kalan kısmı bi an önce başlasın istiorum..

ne kadar doğru.aynen böle.hayatımızın birlikte yaşıcağımız kalan kısmı bi an önce başlasın ve kendi özelimize bürünelim istiorum.sevgilimde bana keza benden beter hatta bu istek konusunda.

önümüzde 2 tarih var evlilik için.eğer yetiştirebilirsek temmuz başı yok eğer olmazsa ramazandan ve bayramdan dolayı ekim ortasına kalıcak.

kısmet ne zamansa ozaman olsun diyelim artık...

bu arada geçen hafta Before Sunset ve Sunrise da oynayan Julie Delphy nin kendi yönetmenlik deneyimi olan ve hatta annesini babasınıda aynı rolde oynattığı Pariste 2 Gün e gittik.
film ne iyi ne diil.orta ayar ve karar bişi.Before sunset ve sunrise daki gibi bol konuşmalı bol tanışmalı kendini ifade etmeye ve anlatmaya çalışma çabasıyla dolu bir film.filmin afişine 18 yaş sınırı koyulduğu için allah allah olmuştum fakat açık hiçbi sahnesi nerdeyse yok gibi.hatta doğru düzgün seksüel bi olayda yokk.ama kabul etmeliyimki bazı cümleler bayaca 18 yaş sınırına dayanıo.

sevimli sıradan ve fazla vakti olanlar için ideal bi film.biz bu filmi izlerken herzamanki gibi sevgilimle çiftli, koltuklara yayılarak sarılarak izledik.mutluluğumuz itibariyle o esnada filmin nasıl olduğu çokda önemli olmuo.sımsıcacık kollarının arasında missler gibi kokusuyla oturmak filmin kendinisi izlemekten çok daha keyifli açıkcası:)

15 Ocak 2008 Salı

şarkılarında mevsimi var.bugün hava yağmakla yağmamak arası ya içimden geçen şarkılarda kılık değştiriveriyo bi anda.nazan öncel,zuhal olcay,mfö yada eski 45likler...ayten alpman,müzeyyen senar,seyyan hanım...ve diğerleri.
kışı seven insanları anlamıyorum .yani kışı sevmek karı sevmek, beyazlığı, yağmuru sevmekse evet bende seviyorum ama havanın tamda şu haliyse sevdikleri onları anlamıorum.grimsi bi hava ki bana 80 kuşağındaki çamurlu, füme rengi havalarda çekilmiş türk filmlerini hatırlatıo.öyleki sanki o senelerde hiç yaz olmamış,güneş hiç açmamış gibi...
dün Çiçek Abbas'ı izledim.
bir süre önceTRT nin yaptığı ankete katılırken iş arkadaşımla en iyi aşk filmi sizin için nedir? sorusuna ben Zuhal Olcay'ın Dünden Sonra Yarından Önce derken o Çiçek Abbas demişti:)uzun yıllar önce seyretmişliğin getirdiği konuyu çokda iyi anımsayamamdan dolayı biraz komik gelmişti.nitekim oyuncuları malumdu.Şener Şen ve İlyas Salman.en iyi aşk katogorisindeki filmi bu ikiliden beklemek farklı geliodu.taaki düne kadar.
birazda bu düşüncelerle izledim Çiçek Abbası dün.ve nasıl inceden inceye o aşkın işlendiğini gördüm ilk defa.sevdiği kız uğruna minübüsün borcuna giren hem minibüsüne hem sevdiğine aşık, hayran bir genç.:)

ve her ikisi uğruna çabaları...diğer taraftan aradan onca zaman geçmesine rağmen hala günümüzdede devam eden o keşmekeş,varoşlarda sürdürülen yaşam kavgası ve kaygısı, minibüsçüler arasındaki o kıyasıya yarış,geçmişin bankerleri bugünün factoring şirketleri tefecileri,fakirlik,çaresizlik... herşey sadece biçim değiştirerek hala hayatımızda.anlaşılıyorki hiç yol katetmemişiz hep aynı yerde durmuşuz...
Ama bi nebzede olsa arakadaşıma katıldım şu aşk filmi konusunda.hakikaten bi aşk var hemde belkide en safından en güzelinden en temizinden...eskiden olupta hala devam etmeyen tek şey belkide sadece bu aşklardır...

object width="425" height="355">

8 Ocak 2008 Salı

mutluluk bulutları

hayatımda birsürü güzel gelişme oldu bu aralar.talih,şans,mutluluk.. dedikleri benim sokağımda sağolsunlar.volta atıp duruyolar habire :) ve ben onca uzun zamandan sonra nerden başlıcağımı bilmiorum doğrusu.sondan başlamak en güzeli galiba...

öncelikle sevgilimle bizi sonsuza dek bağlayan mutluluk halkalarımızı takmış bulunmaktayız.biz 05,01,2008 itibariyle artık yüzük parmakları dolu bir çiftiz.2008 yılına bomba gibi bir giriş yaptık ki zaten 2007 de bizim için şahaneydi çok şükür.

cuma akşamından başlayan hazırlıklarımızı takiben cumartesi akşamı sevgilimin eniştesi tarafından kesildi sözümüz.çok güzel ve mutlu bi akşamdı.söz çiçeğim olarak 20 tanesi beyaz 21 tanesi kırmızı (nazar değmesin diye toplamı 41e denk gelio) güllerle yine onlara eşlik eden kırmızı beyaz ambalajlı çok şık bir çukulata arajmanımla geldiler evimize.daha önceden tanışmışlığın verdiği rahatlıkla önce güzelce sohbet edildi ve sonrasında isteme olayına geçildi.annem anne olmanın haleti ruhiyesiyle 3-5 damla gözyaşı döktü ve kızlarını verdiler gitti:)

sonrasında yaptığımız çeşitli yiyeceklerle ağırladık misafirlerimizi.






kayınvalidem 5 ay önce vefat eden kayınpederimin zamanında kendisine nişan olarak taktığı çok şık antika tarzı bir bilekliği hediye etti.böylece benimde her baktığımda ruhunu şad edebileceğim ve sanki kayınpederim tarafından takılmış gibi hissettiğim bir hediyem oldu.Allah rahmet eylesin...
onun öncesinde yılbaşı vardı ki bu sevgilimle geçirdiğimiz ikinci yılbaşımızdı.yalnız bu sefer baya bi fiyaskoydu bizim için.öncelikle akşam için hiç bi organizasyona dahil olamadık.sevgilimin arkadaşları sibel can'a gitmek için bizide davet ettiler ama sibel can'a karşı hiç bi sempati beslemediğimiz gibi gidilecek mekandanda hazzetmeyince vazgeçtik.başka hiçbiryerede rezervasyon yaptırmadık çünkü canımız abuk subuk eğlencelere eşsiz dostsuz katılmak istemiodu.bizde düşündükki iş çıkışı beraber yemeğe gideriz, ordanda bir yılbaşı gecesi ilki olarak sinemaya,ordanda bişiler içmek için başka bi yere.fakat bukadarmı aksi gider bi iş.

önce taksi bulamadık.bindiğimiz taksi dediki abi karşı yoldan binin.karşıya geçtik bu seferde o şöför bizi karşıya yolladı.meğer ilk şöför bizi yanlış yönlendirmiş.sonrasında başka bi taksi bulmak çok zor oldu bizim için bulduğumuzdada baya bi donmuştuk.ama olucağa bakın. bi hevesle biz geldik akmerkeze aman allahım o da ne? akmerkez kapanmış ve burdada sinema yok.dahası sokakta kaldık ve karnımız iyiden iyiye acıkmaya başladı.napalım napalım derken en iyisi dedik mecidiyeköye gidelim ve karnımızı doyuralım. bu arada etilerde her yer rezerve edilmiş.mecidiyeköyde bi de baktıkki çok şükür cevahir açık ama saat 9 civarı.mağazaların tümü kapalı sadece bazı yemek yenen yerler açık.oturduk ayaküstü çok kötü yicekler yedik.çoğu bi sonraki güne bırakılıcak yemeklerdi bunlar.neyse doyduktan sonra çıkıp nişantaşına gittik.ve nişantaşı ahalisinini gördük.bu sene taksim iptaldi, kalabalık nişantaşındaydı.
farkettikki insan yılbaşlarında illede kalabalık istio.çünkü biz nereye gitsek heryer kapalıydı ve sokaklar bomboştu.milli reosürans çarşısının içindeki bazı yerlere baktık ama alkol almakda istemediğimizden dolayı kendimize bi kuytu bulup altımızada benim ekstradan yanımda getirdiğim şalımızı resip oturduk bi süre ve sohbet ettik.birbirimizi nekadar sevdiğimizi fısıldadık bol bol.sonarada daha fazla dayanamayıp saat 10,30 da eve gitmek üzere yola çıktık.yapılıcak en güzel şeyde buydu zaten.sıcacık evlerimizde oturmak ve sevdiklerimizle kaynaşmak.yılbaşınada bi dolmuşta radyosundan yayınlanan bir vaaz eşliğinde girdik:)

farklı bi yılbaşıyıdı sevgilim beni eve bıraktıktan sonra annem ve arakadaşlarıyla gece yarısına kadar lafladık.ve bi sonraki yılbaşını asla dışarda diil kendi evimizde geçiriceğimize söz verdik.


kendi evimiz diyince.efendim biz yılbaşından önceki cumartesi günü internetten beğendiğimiz evlerin çıktılarını alarak ev bakmaya gittik.elimizde 7 adet yeni yapılan bina projeleri vardı.kriterlerimiz belli.illaki site içerisinde olucak depreme dayanıklı olucak güvenliği ve sosyal faaliyet alanı olucak fln filan.ve bu kriterlerle internette en çok beğendiğimiz evi görmeye gittik kayınvalidem ve eniştesinide yanımıza alarak.öncelikle örnek daireyi gördükki zaten bu noktada çok beğendik.proje sahibi hiçbir masraftan kaçınmamış sağolsun.herşeyin en kalitesini ithal ederek yapmış projeye ait tüm ayrıntıları.tüm sosyal imkanları olana açık kapalı komplesklere sahip bu evi görünce resmen dibimiz düştü.kayınvalidem ısrarla beğenip beğenmediğimizi sordu kendiside çok beğendiği için satıcıyla ciddi bi pazarlığa girişti.tahmin edilebiliceği gibi evin fiyatı pahalı ama daha önemlisi yılbaşından sonra %40 zamlanıcak diye apar topar kıyasıya bi pazarlık sonucu evimize sahip olduk.sevgili kayınvalidem bize burayı düğün hediyesi olarak satın aldı ve bizim gibi evliliğe hazırlanan çiftelerin kabusu olan ev ev gezme talşından bizi kurtarmış oldu.üstelik ayılıp bayıldığımız bi yer olmasıda cabası.çok ama çok mulutuyz bu yüzden.



Sunrise Residence...yuvamız bir tıklık uzaklıkta.görmemişin evi olmuş habire bakadurmuş.sıkıldıkta bakıorum nereye ne eşya koyucağımı kararlaştırıorum.napıyım çok mutluyum ama:)


okadar güzelki hayatım bu ara .öte yandanda korkmuo diilim hani başıma kötü bişiler gelicek die.hiç olmadı ödüm patlıo nazar değicek die.Allah korusun tabii ama uzunca bi süre hazmetmekte zorlandık mutluluğumuzu.özellikle şu ev işi okadar ani olduki bi süre kabul edemedik evimiz olduğunu hemde istediğimiz evin artık bizim olduğunu.


yalnız evimizin bize teslimatı mayıs 2008.hatta aslında ağustos fakat müteahhit hırs yaptığı için mayısta kokteylli bi açılışla teslimat yapıcağını taahhüt edio.şayet mayısta teslim edlirise ki bu dao ayın sonu demek oluo.bizim evi döşememiz,nikah için gün almamız ki yaza denk geldiği için heryer çok dolu olucak, ağustos gibi yapsak herkes tatilde olucağı için yine olmuo , e ramzan bu sene eylülde başlıo ramazanda olmaz sonrasındada bayram var fln derken sanırım çok büyük ihtimalle evliliğimiz ekim ayı başına kalıcak.benim için çok mühim olmasada sevgilim için bir sorun.haklı olarak herşeyimiz hazırken bi an önce hayatımıza başlayalım evlenelim istio.ama şimdilik durumlar bu tarihi gösterio.bakalım...
umarım herkes benim gibi çok ama çok mutludur...
güzel günler....



17 Aralık 2007 Pazartesi

soğuk...

ellerimi ısıtmakta zorlanıorum bu aralar şayet yanımda sevdiğim yoksa.sabahtan akşama, geceden sabaha buzz gibiyim.ısınmamakta direnio bedenim en sıcak ortamlarda bile.

birdenbire nasılda soğudu hava.yaşayamadığımız kışlara inat sert, semsert geçio mevsimimiz.ve daha henüz aralıktayız.

günlerdir bişiler karalamıorum buraya.aslında bisürü olup biten var hayatımla alakalı.ve hepside güzel şeyler.ilerde hatırlanması gereken olaylar ama yazamıorum işte.canım istemio.

geçen hafta son gaz geçip gitti bile.hiçbişey anlamadım.nezaman bitti nezaman yeni haftaya başladık.üstümde sürekli hadi gece olsunda uyuyım artık hali var.ama artık iş başa düştü.artık bişiler yazma vaktidir dedim ve sıvadım kollarımı...

öncelikle geçen haftasonu müstakbel kayınvalidem ve 2 kızkardeşi teşrif etti evimize benim ailemle tanışmak için.herşey çok güzeldi,aksi giden hiçbişey olmadı.bol bol sohbet edildi, samimi olmaya çalışıldı,yenildi,içildi...

herşey fazlasıyla iyiydi yani.her iki tarafta birbirleriyle mükemmel bi uyum sağladı.çok şükür...

zaten bütün hafta sevgilimle bunun mütalasını yapıp durduk.bol bol güldük, üstüne konuştuk aa şölede demiş aa bölede gülmüşler gibi sohbetler yaptık.



cumartesi günü artık alyanslarımızı alma vakti geldiğini düşündüğümüzden dolayı Kapalıçarşıya gittik.aslında tüm bunların öncesinde her ikimizde internetten alyanslara bakıp birbirimize postalıoduk.bu da güzel, şu da fena diil diye paslaşıp duruoduk.ama illaki yakından görmemiz ve hatta elimize takarak denememiz gerekiodu.

herneyse cebimizde bazı kuyumcuların adresleri eminönünde buluşup havanında fena olmaması sebebiyle yürüyerek çıktık Kapalışarşıya.

çarşı oldukça kalabalıktı.hani nerdeyse her dükkanda üç beş müşteri var.allah bereket versin işler iyi gibi görünüodu.

bakıcağımız alyansçılardan biri Pırıltı Alyans.internetten okadar çok baktımki bu sitenin yüzüklerine yani nerdeyse vitrindeki ürünlerinden çıkarıcam yani.fakat karşılaştığımız sahne beni baya bi sükutu hüsrana uğrattı.çalışanlarla birlikte toplamda 5 kişinin girebiliceği kadar büyüklükte bi yermiş burası.sıkış tıkış bişiler bakmaya çabaladık ama ikimizde hoşnutsuzuz tabii.ilgilenen kişilerde biraz negatifti.denediğimiz ve benim illaki bu olur dediğim yüzüklerin hiçbirisini ya beğenmedim yada beğendiğim elimde güzel durmadı.

kriter olarak beyaz ve sarı altın karışımı olucak ve mutlaka tek taş pırlantamla bir huşu içerisinde uyum göstermeliydi.ama olmadı.

çıktık ve burayı ararken gördüğümüz benimde internetteki aramalarım esnasında rastladığım başka bi takıcıya girdik.ModernAlyans...

burası diğerine oranla daha ilgili daha alakadar ve daha ferahtı.baya bi koleksiyonu yakinen inceledikten ve parmaklarımızda denedikten sonra bikaç tanesini finale (sevgilimin deyimi) çıkardık.benim elimde duran modelin erkek için olanı sevgilimde güzel durmayınca farklı bi setin erkek yüzüğüyle kombinasyon yaptık.ve sonucunda her ikimizinde çoook içine sinen bi alyans oldu ikiside.karar verdikten sonra parmak ölçülerimiz alındı ve benim yüzük üstünde değişikliğini istediğim bazı ufak detaylarda not edilip kaporasıda verildikten sonra ayın 26sında teslim almak üzere sözleştik.tabbi 26sı çarşambaya geliceği için biz 29unda gidicez kısmetse.

her ikimizde alyansların resimlerini yüksel pikselli cep telefonlarımızdan çekmeye çalıştıysakta bi türlü istediğimiz sonuca ulaşamadık.yanımızda fotoğraf makinesi de yoktu.çok fazla spot ışık olması ve dolayısıyla aşırı aydınlık bi ortamdan dolayı ne yaptıysak yüzükler çok parlak çıktı ve ayrıntıları görünmezleşti.artık teslim aldğımızda çekeriz bol bol resimlerini.

bu arada eğer yine bi aksilik olmazsa ayın 5.de sözlü bir çift olucaz.o akşam hem istemeye gelicek ailesi hemde söz kesilicek...

yüzük işini hallettikten sonra baya bi rahatladık aslında.üstümüzden kocaman bi yükü daha kaldırmış olduk.sevgilim zor beğenen birisi olduğu için baya bi çekinceliydim bu konuda.eyvah ya istediğimiz gibi bişi bulamazsak diye düşünüp duruoduk ama hiçte öle olmadı.bi uyum içerisinde hallettik bu işimizide.

ee kapalışarşıda olunca mutlaka Sultanahmetide gezmek gerekirdi diğmi.öncelikle sevgilimin işyeri orda olan yakın bi arakadaşını aradık.ama istanbulda olmadığı için bizde öncelikle yemek yemeye Sultanahmet Köftecisine gittik.


burası herdaim tıklım tıkış bi yer.ve dolayısıyla hizmet kalitesi oldukça düşük.garsonlar mutsuz ve asık suratlı ve aşırı telaşlılar.daha masaya otururken köfte yaptırıorum die lafa girdi zaten en başında.ewt köfte yicez başka bişi varmıki zaten burda:)





serviste ona keza.herşey ezbere yapılıo.köfteler lezzetli ama bu lezzette bi köfteyi heryerde yiyebilir insan.mesela bizim Bursada Zeynel de yediğimiz köfteler muhteşemdi.servis çatalları ve bıçakları yumuşacık köfteleri bile kesemicek kadar körelmiş ve üstlerinde yaşamın tüm izleri mevcut.çatallar bıçaklar çizik içinde çok yıpranmışlar.sevgilimede dedim.buranın sahibi burdan çok fazla para kazanıo ve nasıl olsa böle gidio diye şu çatalları bıçakları değiştirmeye tenezzül bile etmio.neden bu zihniyet bilmiorum.çok az müşterisi olan ve hiçte meşhur olmayan mekanlarda bile bunlardan binkat güzel servislere rastlayabilirken bukadar meşhur olan biyerde böle bişeyle karşılaşmak bence üzücü.

zaten bizde hızlıca yiyip üstüne helvamızıda yedikten sonra Sultanahmet camiisinin







sevgilim beni her daim mutlu eden ve bunun için uğraş veren birisi.bende en az onun kadar gözünün içine bakıorum.güzel adımlar bu attıklarımız ve herşey Allaha şükür iyi gidio bi aksiliğimiz olmadı hiç şu güne kadar.umarımda olmaz ve hep bu denli severiz ve sayarız birbirmizi...





pazar günü 9 gibi uyanıp şahane bi pazar kahvaltısı hazırladım annemle babama.beraber yedik içtik.babam ve arkadaşı kurban işini halletmek için dışarı çıkıcaktı.önce annemle babama hediye almak adına başka bi plan yapmıştık ama teyzemin ille buraya gelin beraber bi alışveriş merkezine gidelim demesiyle bizde babamın arabasına atladık beraber gittik.teyzemlerde verdiğimiz türk kahvesi molası sonrasında gittiğimiz alışveriş merkezinde babama Yeşil Kunduradan güzel bi siyah bot aldım ki çok içime sindi.normalde daha doğumgününe var ama ben şimdiden almak istedim.yılbaşı ve söz heycanı fln derken sıkışmıyım istedim.çokda iyi ettim buraya gelmekle.hem benim hem annemin içinde sindi aldığım hediye.Kotondanda kendime bi elbise aldım yine.adet edinmiş gibi nezaman kotona girsem illaki kendime bi elbise alıp çıkıorum.hastalık gibi oldu:) yine aldım bitane annemin bıdı bıdılarını dinleye dinleye.habire kıyafet almamdan şikayetçi ve dolabımın bi gün yıkılacağını iddia edip duruo:) eh pekde haksız sayılmaz hani...

işimizi hallettikten sonra kuaförden almış olduğum randevuyu unutarak annemle teyzeme hadi gelin size kahve ısmarlıyım dedimki aklıma geldi.apar topar kuaföre gittim.bayram üzeri işlerimi hallettim.amelyacığımında pazar olması sebebiyle çok müşterisi yoktu rahat rahat hallettik işlerimizide.bana badem yağını önerdi kaşlarıma sürmem için.denicem bakalım.

kuaförden sonra babamla annemin yanına yani teyzemlere gittim.bi aile yemeği yedik hep birlikte.menümüzde arnavut ciğeri,el eriştesi,yoğurt çorbası,salata ve hünkar beğendi vardı.afiyetle yedik içtik.

yemek ve çay faslından sonra eve döndük.dışarının çok soğuk olması sebebiyle arabadan apartmana koşar adım gelirken aklımda sıcak ev hayalleri vardı.ama ben kapıdan çıkarken üstüme vazifeymiş gibi termostat ayarını yanlışlıkla 8 dereceye indirdiğim için hayallerim sadece hayal olarak kaldı maalesef.buzz gibi bi eve girdik benim yüzümden.dolayısıyla banyo yaparkende, yapmazkende, uyurkende, uyanırkende hep üşüdüm.hatta öyleki hala üşüorum:)

sabah zor bela kalktım nihayet ısınmış olan yatağımdan.buzz gibi havaya çıkınca gözlerimden yaşlar boşaldı bisüre.allahtan makyaj yapmadım yoksa tümden akıp gidicekti yüzümden aşağı.işe geldim güç bela bi de ne göreyim:şirkettede elektrikler kesik.dolayısıyla doğalgaz ve klimada çalışmıo.bu soğukta olabilicek daha kötü bi durum varmı acaba.1 saat sonra geldi elektrikler ama içim dışım hala buzz gibiydi.öğlene kadar montumla oturdum.çinden yazan bazı müşteriler havanın nasıl olduğunu sorduklarında onlara kısaca montumla oturuorum die cvp verdim.onlarda gülümseyerek soğuk galiba orası dediler.:)

galiba değil soğuk burası anam babam yaaa.böyle işte.zeynepciğiminde bugün sınavı var erken çıktı.koskoca şirkette bir başımayım yönetim katında ve bayadır durmadan yazıorum.ama artık noktalama zamanı geldi.

sıcak bi çay geldi bunları yazarken.bikaç fırtta bitirdim onuda ama biraz daha iyiyim şimdi.umarım bisonraki yazım güneşli bi güne bakar...
iyi haftalar.


10 Aralık 2007 Pazartesi

su


"Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;

Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce

Su duadır, yakarış, ayna, berraklık, saffet;

Onu madeni gökte altınlar gibi sarf et."

Necip Fazıl Kısakürek

5 Aralık 2007 Çarşamba

ISLAK ZAMANLAR


ASTAR

Şimdi çalışır durumda görüntü katmanlarımız
Neyle astarlanırsan yanmayız yüksek fırınlarda
Saçlarımız kızıl pas, dilimiz kayış
Deltalara yağan yağmurlarda
Islanmadı içimizin cam yünü
Kurgusu kaderine terk edilmiş oyunlardı
Parçalandı dağıldı
Bir zamanlar her şeyi bir arada tutan
O büyülü mıknatıs
Hayatımızdaki her figür çıktı yerinden
Şimdi bu yeni gözlerle
Görmek ve alışmak
İçimize durmadan akan onca yıl
Sığa çıkmış çökelti
Her birimizi başka biri yapacak



MURATHAN MUNGAN
yağmurlu ve gri bi havaya açtım bugün gözlerimi.üstümde tuhaf bi yük öylecene yattım yatağımda bi süre.biliodum bugünün hüzünlü geçiceğini.ne olduysa gece uyurken sabah uyandığımda ağlak bi haldeydim.öyleki işe yürüyerek gitmeyi bile göze aldım bu havada.rahat rahat ağlayabiliceğim bi ortam yarattım aklımsıra kendime.olurda ağlamam gelir o esnadada otobüste, minibüste olurum ve ağlayamam dökemem incilerimi işte ozaman daha çok hüzün basar ve altından kalkamam die yürüdüm bugün uzunca.ve ağladım tüm yol boyunca yüzümü şemsiye ile kamufle ederek diğer insanlara karşı.evden çıkarkende yanıma mendilimi almıştım.müzik çalarımdada hüzünlü, vurucu şarkılar çalıodu.herşey hazırdı işte ağlayabilmem için ki başarılıda olduk.

ben nedensiz sevinçlere kapılabildiğim gibi nedensiz hüzünlerede kapılabilen bi insanım.sokakta gördüğüm acınası bi hal burnumun direğini sızlatabilir kolayca.ve hemen içimi çekebilirim ağlamaya hazırlık aşamasında.

şirketten içeri girerken dinlediğim şarkının son sözü:eğilmeyen kırılmaya mahkum hayatta idi.msn iletime yazdım az önceçve sürekli dinlediğim bi şarkının bu denli doğru bi içerik taşıdığına ilk kez tanık oldum.

ewt eğilmeyen kırılıodu bu hayatta.esnek olmak gerekiodu hayatımızdakilere karşı.sert katı camlar kişilikler kurallar koyamıyoduk insanlarla aramıza.illa bi elastikiyet gerekiodu ilşkilerimizde.ne kadar nefrette etsek illaki politik bi hal oturtmalıydık mizacımıza.gerektiğinde kullanabilmek için hep yanımızda taşımalıydık.

ben politik biri olamamanın cezasını çok çekiorum.birisini sevemiosam seviyomuş gibi davranmak onuruma dokunuodu.yalan söylemek riyakarlık yapmak olarak addediodum.ama anladımki başkaları tarafından kabul görende bu maalesef.

eğilmeyen kırılmaya mahkum hayatta....


en çirkini en güzel kılan...

bişey var ki herkese yakışan...

ağlamak...

29 Kasım 2007 Perşembe

HABLE CON ELLA

bir adam nasıl bukadar güzel kadın filmi çekebilir.???
yorum yok.
yine ruhumu derinden etkileyen hiç bitmesini istemediğim bir ALMODOVAR filmi:
KONUŞ ONUNLA

kadın ruhundan bukadar iyi anlayan bi adamın bukadar anlamaz görünmesi enteresan aslında.yani tipiyle yaptıkları uymayan bi adam Pedro Almodovar


ama tabiiki bu çok saçma.sanat sözkonusu olduğunda sanatçıların tipleri bizi ilgilendirmez elbette ama ben hani kadın ruhundan anlıo ve habire o çok sevdiği yaratıklarla alakalı filmler çekio ya.işte buna bayılıorum.
zaten Pedronun bi kanka muhabbeti halide var.illaki filmlerinde daha öncekilerde oynattığı aktristlerden bitanesini oynatır.siz de ailevi bi hal sezerek aaa bu şu kadın yada aa bu geçen izlediğim filmdeki adam diye neşeleniverirsiniz.
bukadar almodovar sevipte neden bukadar geç izledim bu filmi bilmiorum.aslında bu çok severek aldığım bişeyi bisüre giymeye kıyamamam gibi bişi.benim olsun evimde bulunsun,izlenicek filmler arşivimde bulunsun ama sırası var biraz beklesin hali benimkisi.
filmin hakkında konışıyım birazcık:
benigno:bir hastabakıcı,ilerde alicia komadayken onun hastabakıcılığını yapıcak olan ve ona deli gibi aşık olan genç adam
alicia:baleyi hayatının amacı edinmiş,babası psikiyatrist olan ve trafik kazası sonucu 4buçuk yıl komada kalan genç kız.
lydia:çok ünlü,marconun 3aylık sevgilisi ve 6 adet boğayla aynı anda kapışan çılgın bi kadın matador.
marco:başlarda sadece amacı lydia ile röportaj yapmak iken daha sonra ona aşık olan bir gazeteci,daha sonraları benignonun kankası olan genç adam.
kadının ruhundan anlamak için onları dinlemek gerektiğini ısrarla deklare ediyo film.hatta onlar komada bile olsa, sizi duyduklarından emin olamasanız bile onlarla konuşmak gerektiğinden dem vuruo.
marco ve benignonun kaderleri aynı klinikte aynı sebepten dolayı karşılaşır.sonradan çok iyi bir dostluğa açılan bu farklı başlangıç birinin hayatına son verirken bu son buluş diğerine başlangıç kapısı açmaktadır.
ve yoğun olarak algıladığım bişey varki; birisi için gerçekten fedakarlık yapmak istiyosanız mutlaka ona derin bi sevgi hissetmeniz gerekmektedir.aksi halde imkansız olduğuna kanaat getirdim.söz gelimi komadaki eşine insan hiç bıkmadan, usanmadan A dan Z ye herşeyiyle bakabilirmisiniz.


tırnağındaki maniküründen beden temizliğine yada anlamadığı halde güneş görsün diye tıbben ölü kabul edilmiş bir kimseyi bahçeye çıkartıp havalandırmaya kadar.ve dahada önemlisi sizi duyuyomuş gibi onunla herşeyi ama herşeyi konuşabilirmisiniz.hemde hiç umudunuzu kaybetmeden ve mucizlere inanmaktan bi an bile vazgeçmeden.
sağlığımızda sevdiklerimize verdiğimiz sözler, ettiğimiz laflar bu bağlamda aslında çok mühim.senin için ölürüm,sana ömrüm feda,sana bişi olursa o adamı yaşatmam,eğer ayrılırsak asla başkasını sevemem....
okadar kolay söylüyoruzki bu sözleri, okadar hissetmeden çıkıverioki dudaklarımızdan...
sevgi nedemek diye soruo insan kendine bi anda.ve cevaplayıverio kalbim.
sevgi;kayıtsız şartsız, hastalıkta sağlıkta, zenginlikte fakirlikte, hiç yılmadan ve umudunu yitirmeden bir ömür boyu yaşanan en nadide his.ve herşey gibi sevgide emek istio,çaba istio,ilgi alaka istio.
aklıma SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM filmindeki final sahnesi geldi.hani asya diyo ya:
sevgi nedemekti?sevgi emek demekti diye...
bi tarafta çocuğunun babası ama onu terkedip giden,diğer tarafta kan bağı olmayan ama çocuğuna esas babalığı yapan onu seven bağrına basan adam...
ewt sevgi emek demekti dedirtio bizlerede.
işte beni tüm bu düşüncelere iten muhteşem film:
HABLE CON ELLA

28 Kasım 2007 Çarşamba

anlamsız bi yorgunluk var bugünlerde üzerimde.sabahları kalkmakta hep zorlanıorum.hep biraz daha uyuyım istiorum.bedenim yatağa yapışık sanki.işe gelip başımı yine masanın üstüne koyup uyku moduna geçiorum.dün sporda çok zorlandım mesela.dakikaları sayıyorum ve bedensel aktivitemin düştüğünü hissediorum.depresyona giricem herhalde derdim eskiden olsaydı ama şimdi diil.depresif hal gerektiricek günlerde diilim.çok şükür herşey olumlu ama işte...

zaten diyetteyim ve bu diyete girme düşüncesi beni mahfedio.diyete girmeden sağlıklı yaşamaya çalışma çabasına girmeyi nezaman başarırım yada başarırmıyım bilmiyorum.kepekli sandiviçli günlere başladık işte yine.halbuki her spor seansında o en zor hareketi yaparken diorumki kendime:
-tuğba görüosun işte şu çektiğini.dikkat et şu yediklerine
ama olmuo tabii.acı çekme işlemi bitince herşey unutuluo.neyse bugün daha bi kararlıyım en azından.öğlen yiceğim sandiviçide getirdim yanımda.tüm yaşamım boyunca yediklerime her daim dikkat etmek durumundayım ve ara ara diyetler yapmak durumundayım.kilolu olmasam bile almaya okadar meyilliki bu bünye.yani benim kadar dikkat etseydi bi başkası dal gibi kururdu herhalde.nasıl bi gense bu doğdum doğalı beni rejime tabi tutuo.
amaan benimkide sorun işte.gereksiz ayrıntılar boş lakırdılar.başka bişi diil.
şu saç düzleştiricilerinden benimde var artık.doğumgünümde hediye geldi.henüz kullanmadım ama bakalım belkide kuaföre gidip fön çektirme derdinden ve masrafından kurtulabilirim bu sayede.

sevgilimide yaklaşık 10 gün boyunca göremicem.hemde istanbulda olmasına rağmen.ne üzücü.:( onun eğitimleri var hafta içi.dolayısıyla geç çıkıo.altunizadeden avrupa yakasına geçmesi baya ı,uzun sürüo.onun boş olduğu günlerdede benim işim var.haftasonuda kumburgaz princess otele gidio yine eğitim ve toplantı için.anca pazar günü dönüo ki kaçta dönüceği henüz belli diil.:(


biz birbirimize daha yakın olmak için ciddi adımlar atarken kader bizi uzaklaştırıo bu aralar.bitmeyen işler güçler yüzünden.napalım bu seferlikte böyle olsun diorum ama onu çok özledim.dün akşamda rüyama girdi zaten.offf

bayadır film izleyemiorum derken dün nihayet bitanesinde el atabildim.


CLOCKWORK ORANGE
Stanley Kubrick'in filmi olan otomatik portakal bir bilim kurgu sayılabiliceği gibi dramda sayılabilicek filmler arasında.

1972 yapımı film britanyada yaşayan bi grup gençlik çetesini anlatır.çetedeki gençler suça,şiddete ve cinselliğe eğilimlidir.içlerinden birinin grupla zıtlaşması sonucu diğer elemanlar kurdukları bir tuzakla onu polise yakalattırırlar.
14 yıl hapse mahkum olan bu genç 2 yıl yattıktan sonra yeni hükümetin suçluların,özelliklede şiddete yönelik olan suçluların topluma kazandırılması sistemi adı altında beyin yıkama ve yeni bir kişilik kazandırma işlemi piyasaya çıkar.ne olursa olsun dışarı çıkıp serbest kalması gerektiğine inanann bu genç tüm vazgeçirme çalışmalarına rağmen bu deneye tabii tutulur.
deneyin işleyiş biçimi;kötüyü,çirkini,şiddeti zorla izleterek tüm bu kötü huylardan vazgeçirmek üzerinedir.


bi sinema salonunda deli gömleği giyrilip göz kapakları aletlerle kapanmıcak biçimde açılarak birsürü kötü ve şiddet dolu görüntüler bu gence izlettirilir. önce tepki vermeden ve hatta gülerek izler fakat daha sonra bünyesine verilen ilaçlardan dolayı filmlere bakamamaya başlar.hatta çıldırıcak gibi olur ve arkada oturan profösörlere yalvarır.ama bu tedavinin bi parçası olduğu için buna katlanması gerekmektedir.



tedavi süreci bittiğinde bu genç son derece iyi bi insan olmakla beraber yanağına tokat atana öbür yanağınıda uzat mantalitesini güder biçimde sokağa salınır ve serbest bırakılır.


fakat maalesef geçmişi onun yakasını bırakmaz.eve döndüğünde ailesi odasını bi başka gence kiralamıştır ve hatta onu evlatları gibi sevmektedirler. sokakta rastladığı yaşlı adam onun ve çetesinin daha önceden zarar verdiği adam çıkar ve onu tanıyan bu yaşlı adam hıncını diğer yaşlılarla birlikte döverek alır.onu bu adamların elinden kurtarmaya 2 polis gelir ve şansa bakınki bu polislerde eskiden üyesi olduğu o çetenin adamları çıkar.onlarda öclerini almak için ıssız biyere götürerek bi güzel hakkından gelirler.dünyaya karşı artık savunmasızlaşan bu gencin yolu birdenbire daha önce çetesiyle baskın yapıp karısına tecavüz ettiği adamıda sakat bıraktığı bir eve düşer.


bu gencin deneye girmeden önce en sevdiği müzik bethoovenın 7.senfonisi iken deneyden sonra asla tahammül edemediği bir müzik oluverir.yanlışlıkla evine geldiği bu adamda öcünü almak için onun bu zaafını kullanmaya karar verir.


genci bi odaya kapatarak onu bu senfoniyi dinlemeye mecbur eder.ve genç uzunca bisüre dinlemeye mahkum edildiği bu şarkıya dayanamayak camdan atlar,intihar eder.fakat ne yazıkki ölmez.hertarafı kırıktır ama yaşamaktadır.hemde eski kişiliğide yerine gelmiş bir vaziyette.


film baya ilginç geldi bana.başlarda biraz sıkılır gibi olsamda sonradan hem komik hemde ilginç buldum.Stanley Kubrick severler onun bu tarzını garipsemicektir..


bilgisayarın monitörüne yansıyan ışık bugün havanın aydınlık olduğunun kanıtı.ne hoş.bir kış gününde güneşin yüzünü bize çevirmesi nekadar hoş...mutlu günler hepimize...