haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2008 Perşembe

lale zamanı geldi çattı...

benim için belkide yılın en güzel ve en özel zamanı geldi.LALE ZAMANI
şehrin her tarafını kaplamaya başladılar artık öbek öbek, rengarenk, iç açıcı halleriyle.sevgilimle plan yaparken nereye gidipte görsek, resimlerini çeksek diye haftasonu gittiğimiz FLYINN dönüşünden sonra kendilerinden çıkıverdiler karşımıza.ne mutluluk verici onları görmek.

her ikimizinde ikinci gidişi olmasına rağmen tamamen süksesini kaybetmiş bulduk burasının.bi alışveriş merkzinden çok çocuk yuvası gibiydi sanki.her taraf juniorlar ve ebeveynleriyle doluydu.dolayısıyla bi ton gürültü ve dağınıklık mevcuttu.masalar pis her taraf fast food dolu, adam gibi yemek yiyecek bi yer bile yok. o denli fecii bi hal amış yanii.karnımızda aç olduğundan mecburen keyifsizde KFC de tavuk yedik bir bebek doğumgünü partisi gürültüleri eşliğinde.artık çıkalım burdan derkende Home Store un içindeki kafeyi gördük hüzünle.sakin sessiz yemeğimizi yemek varken çoluk çocuğun içinde alelacele yedik yemeğimizide.

flyinn den çıkıp ferahladıktan sonra önce galatasaray tesislerinin oraya götürdü beni sevgilim tuttuğu takımının gururuyla.sonrada kendimizi sahilde bulduk ve bu şahanelerle karşılaştık.
eğer her insanın bi çiçeği varsa benimki kesin laledir.çünkü başka hiç bi çiçek beni onun kadar mutlu etmio gördüğümde.bu denli nazenin ve zarif oluşu çok ama çok hoşuma gidio.

toprakta yaşama süresi bile uzun diilken bu çok normal aslında.lalenin mevsimi var.bi papatya gibi diil yada bi gül.her su veren ele açmıo maalesef:)


31 Mart 2008 Pazartesi

eski günlere dönüş.

yine bi hafta daha bitti ve yenisi geldi.hemde yeni bir ay ile birlikte.yarın nisan 1.eblek şakalara maruz kalmayız inşallah:)
haftasonu cumartesi günü doktor kontrolümden ve nihayet kendime depresyon teşhisini verdirip,elime reçetemi aldıktan sonra sevgilimle buluştum herzamanki gibi.uzun zamandır önce söz, sonra nişan telaşı, alışverişler, hazırlıklar, organizasyonlar fln derken nihayet kendi başımıza kalabildiğimiz bir haftasonuydu.dolayısıyla en sevdiğimiz şeyi yaptık.

sinemaya gittik...

biz ikili koltukları olan galeria yı tercih edioruz her seferinde.hem diğer alışveriş merkezlerine göre nispeten daha elit ve sakin gelio bize.

biletlerimizi aldıktan sonra Pizza Hut'a girdik.sevgilim fast food tarzı şeyler yemek için biyere gitmekten pek hoşlanmıo.daha doğrusu bi yere yemeğe gidildiğinde ilgisizlikten hoşlanmıo.yemek için uzun süre beklmeketende hoşlanmıo.garsona ulaşamamaktan, bi isteği olduğunda bunu ileticek birini bulamamaktanda hoşlanmıo.kısacası fast food zihniyetini sevmio.

bu açıdan biraz sıkıntı yaşasakta öle yada böle yedik pizzalarımızı.birazda mağazalara bakınarak vakit geçirdikten sonra filme girdik.

ahh insanın yanında sevdiği olmasa,şöle ona sarılıp seyre dalma şansı olmasa hiç bi film çekilir gibi değil şu aralar.

daha doğrusu düzgün bi film seçemez olduk bayadır.ne kadar güzel bi film olsun artık dersek okadar aksi oluo.

en son gittiğimiz film Charlie İş Başında mıydı neydi adı.sinemayı kapatmış gibiydik.topu topu 6 kişiydik koca salonda ki ikisi zaten biziz yani:)

o aralar recep ivedik furyası vardı.dolayısıyla herkes ordaydı.ivediğin olduğu bölüme yazılar asılıodu; hiç boş yerimiz kalmadı die.

ne anlamsız....

neyse.filmimizin adı TANRININ VADİSİNDE...
6 kişi değilsekte sanırım iki katı kadardık yine salonda.en fazla 12 kişi yani.

yayıla yayıla izledik işte.film tam bir amerikan propagandası gibi geldi bana.hani vermek istedikleri mesaj tam anlamıyla şuydu:

ewt askerlerimiz ırakta olmadık eziyetler yaptılar, bisürü insan öldürdüler ama bakın işte gayet normal gözüken bi asker çok samimi olduğu arkadaşınıda yok yere öldürüp hatta onu parçalara bile ayırabilio.yani biz amerikalılara kızmayın, çünkü biz canciğer kuzu sarması arkadaşımızı bile kesip biçecek pskiolojiye sahibiz... vah vahhh!!!

emekli asker olan tominin yine kendisi gibi asker olan oğullarından birinin birliğinden felefon gelir.oğlunuz eğer şu güne kadar dönmezse hakkında işlem yapılıcak die.babası bunun üzerine olayı araştırmaya başlar ve anlarki oğlu aslında ortalıkta yoktur, hatta öldürülmüştür.

ilerleyen dakikalarda öldüren kişinin en yakın arkadaşı olduğu anlaşılır ve hatta öldürme sebebide olmadığı.tamamen askerlerin ıraktaki psikolojisiyle ilintisi vurgulanır.

hatta o çok örnek olan oğul mike bi gün bile bile ırakta önüne çıkan çocuğu ezer ve sanırım bu olaydan sonra artık can acımamaya,vicdan azabı yokolmaya ve hiç bişey hissetmemeye başlarlar.öldürmek, işkence etmek onlar için bi zaman sonra sıradan bi eylem halini almıştır.
bilemiorum nekadar haklı yanları var.ama ben insan olmanın bazı sorumlulukları olduğunu düşünüyorum.yani bi insanın bi başka insana kolaylıkla her türlü işkenceyi yapabilmesini, yada onu öldürüp parçalara ayırabilmesini ve hatta bundan hiç suçluluk duymamasını insanlıkla açıklayamıyorum...
bilemiyorum bilemiyorum...

filmden sonra evde laptopumda nişan cd mizi koyup izleyebildim nihayet.hem komik hem oldukça güzel bi anı.kendi kendime güldüm güldüm izledim.ilerde çocuklarımıza gösterebiliceğimiz şahane bi anı işte.

pazar günü saatlerinde ileri alınasıyla absürdleşen bünye uzun zamandan beri ilke defa 12,30 a kadar uyudu.daha doğrusu uyumak için kendimi olabildiğince zorladım.güzel bi kahvaltıdan sonra MASKO mobilyacılar sitesine doğru yola çıktık ailece.yolda arabamızın yalpalamasıyla anladıkki tekerlek patlamış.neyseki yakında bi yer buldukta değiştirttik hemen.mobilyacılar sitesine vardığımızda hava çok soğuk ve rüzgarlıydı.sadece %50 sini gezmeme rağmen pek içime sinen bişiler bulamadım.ne yemek odası, ne yatak, ne oturma odası...kalan kısmı daha sonra gezicez inşallah.

sıcak evimize gitmeden önce babam bizi yemeğe götürdü.karınlarımızıda doyurup, annemi yemek yapma derdinden kurtardıktan sonra evde bi battaniyenin altına girerek annemle Varmısın Yokmusun' u izledik.

zaten sonrada yatma vaktim geldiği için yattım fakat boğazımdaki bi gıcık beni uyutmadı.çokda uykum yoktu zaten geç kalktığım için.öle sallan yuvarlan sabahı ettim işte.

25 Şubat 2008 Pazartesi

bahar ve haftasonu

alsalam alikom...
bir ithalatçım böyle selam verio bana.suriyelilerin selamı.ne desem bilemiyorum.ve aleyküm selam en uygun düşeni galiba diyorum her defasında:)


işte yine başladı isyan zamanları.bahar geldi çattı kapımıza.inanılır gibi diil halbuki geçen hafta karlıydı hava.güneş görmeyen yerlerde hala var üstelik o yağan kardan geriye yadigar.cemremizde düşmüş üstelik bundan sonra kar yağsada tutmazmış öle diyolar, dediğim zaman babam 1986 senesinin martında yağan o acaip karı hatırlattı bana.eh ben pek hatırlamıorum elbette.küçücük bişeydim nihayetinde.içimden geçen bidaha kar yağmaması üstelik.ne karı, ne yağmuru, ne çamuru bahar gelsin artık baharr..

haftasonu ilkbahardan çok sonbahar havası hakimdi istanbula.sahillere yakın oturmayan yığınlarca insanlar gibi bizde atladık arabamıza ailece ilk aklımıza gelen yere doğru yöneldik.Florya Sahili....

bahara susamış tüm avrupa yakası sakinleri olarak sanırım hepimizin direksiyonu o tarafa yönelmiş.floryanın girişinden sahil girişindeki otoparka kadar uzun bi konvoy vardı ve üstelik park yeride yoktu.ani bi kararla hemen geriye döndük.bakırköy sirkeci sahiline çıkınca nereye gitsek diye düşünürken kendimizi eyüp sahilinde bambaşka bi trafiğin içinde bulduk.ve yine otopark problemiyle karşılaştık.heryer insan ve araba dolu.dışarıya çıkmak, şöle biraz nefes almak, bahar havasını içimize çekmeyi istemek bize haram oldu desem yeridir.günümüz yollarda ve beyhude çabalarla geçti ve gitti.trafikten kurtulduğumuzda teknede balık ekmek satan biyere kelimenin tam tabiriyle sığındık.sanırım yıllar yıllar önce gerçekten küçük bi kızken yemiştim en son bu şekilde balık ekmek kombinasyonunu.ne lezzetliymiş,ne şahaneymiş çatal bıçakla yediğim lüx restaurantların afilli balıklarından nekadar farklıymış. damağımdaki tada uzun süre inananamadım doğrusu.tekne alabildiğine salaş ve balıklar çok ucuz.balığın cinsi ise uskumru...bidahakine yine yemeyi düşünüyorum ve tadını bilmediğim yada unuttuğum bu tarz salaş lezzetlere burun kıvırmıcağıma söz veriyorum.


bu arada cumartesi günü sevgilimle bitimine az kalan evimizi ziyarete gittik.bizimle ilgilenen bayan ordaydı ama satın aldığımız gündeki kadar ilgili,canayakın ve sevimli diildi.hatta biz evimizin içini görmek istiyoruz diye söylediğimizde biraz bozulur gibi bile oldu denilebilir.satın aldık ya iş bitti.cici davranmasına gerek yok aklınca...
evimizin peyzaj çalışmaları başladığı için bina önleri ağaçlar için kazılmış.kız önde biz arkada giderken aa dedi girişlerin önü kazılmış hay allah maalesef içeri giremicez fln dediki sevgilim atladı.toprağın üstüne basarak gidebileceğimizi, buraya evi görmeye geldiğimizi, görmeden gitmenin anlamsız olduğunu falan söyledik ve birazda zorlada olsa nihayet içeriye girdik.
evimizin iç dekorasyonları büyük ölçüde bitmiş.ankastre eşyalar getirtilmiş ve takılmayı bekliolar.onun dışında girişteki gömme dolabımız ve giyinme odası dolaplarımız takılmış.işçilik süper.kızla konuştuk biraz.normalde şartnamede yazan ağustostu ama söz verilen tarih mayıs 30 du.yani müteahhit derseki kardeşim teknik şartnamede ağustos yazıo ben kendi insiyatifime göre mayıs dedim ve olmadı yetiştiremedim.işte ozaman hiçbişi deme şansımız yok.ama kız hala bu sözlerinin geçerli oldğunu bu hızda giderse hiç bi sorun olmadan söz verdikleri gibi mayısta kokteyli bir açılışla teslim edeceklerini yineledi.nihayetinde piyasaların durumu malum özellikle emlak piyasasının.eğerki teslimat için evlerin satışından gelicek paraya ihtiyaç varsa piayasaların durumundan dolayı bu biraz gecikebilir elbette.ama kız bunun böyle olmadığını geride kalan evler satılmasa bile bu projeyi bitirmeye güçleri yettiğini fln söyledi.bizde rahatladık ve mutlu olduk:)bi an önce evimize kavuşalım istioruz ki anca ozaman evlenebiliriz.
ordan çıktıktan sonra yine havanında güzel olması sebebiyle gelecekteki semtimizi biraz keşfedelim dedik.ve çok ama çok sevdik mahallemizi.sokakları temiz,insanları nezih,etrafı sitelerle çevrili insanın içini açan ferah bi yer.üstelik bi insanın ihtiyacı olan herşeyde var etrafta.bolca kuaför var mesela:)
biraz dolaştıktan sonra sevgilim bana magnumun karamelli çukulatasından aldı ve mutluluğum bir kat daha arttı.ama açlığıma iyi gelmediği için yeni semtimizde ilk yemeğimizi yedik.sonrasındada yavaş yavaş evlerimize geri döndük.
dönüş yolunda kotona uğradım ölesine.ve daha önce görüp beğendiğim alsammı almasammı diye arada kaldığım ama sonrasında tüh keşke alsaydım dediğim bi elbiseyi nerdeyse %70 daha uyguna şanseseri görünce hemen satın aldım.biraz ilerleyince tefalin mağazasındada tart kalıplarının indirime gördüğünü gördüm ve onlardanda bi tane aldım.ama kendi evim için.eşime güzel tartlar yapabilmek için:)
eve gittiğimde abimler bizdeydi.yeğenimde gelmiş.oynadık bol bol sevdim onu gıdısından, yanaklarından.hayat hep böle güzellikte gitsin istedim ve şükrettim sonrasındada...

7 Şubat 2008 Perşembe

gündem....



güzel bir gün....bende tam kendimi kandırmak üzereydim aa işte bahar geldi ohh ne ala diye.ama sabah dışarı çıktığımda anladım acı gerçeği hava buzz ve benim gibi zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü... trençkotumla çıktım dışarı.allahtan içimde kazak var da donmadan işe gelebildim.az öncede milliyette okudum haftasonu dahada buzz havalar misafirliğimize geliomuş.hemde yatıya :s

şirketimize adam gibi bi bilgisayarcı bulamadığımızdan her an bir virüse kapılıp gidebilir benim avare bilgisayarım.herzaman işlerimizi yapan bilgisayarcıyı değştirip yerine patronumuzun bi ahbabını getirdiler.bilgisayarlarımızda, internette ve kullandığımız paket progrmalarda ciddi bi yavaşlama ve kitlenme söz konusu idi.gelen ahbab ahbablığının rahatlığındanmıdır nedir sadece kullandığımız virüs programını kaldırıp yerine başka marka olanını yükledi ve gitti.fakat problemlerimiz hala devam ettiği yetmezmiş gibi bir de bu yeni eklediği virüs programının sürüm süresi dolmuş.yenisini satın almamız gerektiğini vurgulayan bi ibareyle karşılaşıorum her sabah.üstelik öyle bişeyki, eğer tamam satın alıyım seçeneğine basmazsam ve oranın internet sayfasına bağlanmazsam masaüstümden o sayfa gitmio.bende bugün yekten kaldırdım hepsini.artık virüs tarama programım yok.allaha emanetiz yani...ahbab baya bi gösterdi marifetini.meğer bize kısıtlamalı bir program eklemiş.denyo yaaaaa...
nette bi iki virüs programı araştırdım az önce fakat tam bi tanesini indiricem altta hakkında yazılanları okuyunca vazgeçiorum.biri muhteşem dio, biri pc yi kasıo dio, diğeri aa hemen indirin dio, diğeri hiçbi işe yaramıo trojenleri bile bulmuo dio.vazgeçtim...yüklemicem hiçbirini....
şu aralar deli gibi kızarmış yeşil domates tarifi arıorum internette.ama çokda içime sinenine rastlamadım doğrusu.bildiğimiz süt ,un ve yumurtalı bulamaça batırıp kızartıldığından bahsedilio ama benim gördüklerim daha lezzetli gibiydi sanki.nerdemi gördüm?filmde tabiiki)

(resim ayseyaman.blogcu.com 'a aittir)

geçen pazar günü anne kız kendimize film günü ilan ettik.arka arkaya 2 film izledik ki bunlardan biri KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER idi diğeride adı kapağı olmayan cadılı büyülü bi film.
KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER
aslında tamda aile bağları arkadaşlık dostluk vefakarlıkla alakalı izlenilmesi gereken hatta tam anne kız formatında bi film.
hele kadının TOVANDAAAAAAAAAAAAA die bağırışı hiç aklımdan gitmio.:) filmde yaşlı bi kadın eski anılarını başka bi kadına anlatırken eskiden sahip oldukları kafede yaptıkları bu yiyeceği anlatıo.okadar canım çektiki arayıp duruyorum.kırk yılın turşuluk domateslerine bakıyorum şimdi pazarlarda.ve uygun bi tarif bulup yapmayı hayal ediyorum.

nişan tarihini kaba taslak kararlaştırdık ama bi parça keyfim kaçık bununla ilgili.aslında keyfimiz kaçık desem daha doğru.
sevgilimin eniştesi beyin tümöründen dolayı rahatsız.bi sene kadar önce ikinci ameliyatını oldu ve 6 ayı çıkaramaz diyen doktorlara inat bir senedir yaşıodu.ve çok hızlı üreyen bi tümör olmasına rağmen hiç bi büyüme göstermidu ki bu sevindiriciydi.fakat bir ay kadar önce ciddi bi nöbet geçirmesinden sonraki yapılan tahlillerinde bir ay önce ilerleme olmayan tümör, beyinde tam 7 yere metastaz yapmış.durumu kötü...kendi başına hareket edemio ve allah bilir ama çok uzun ömür biçemio doktorlar.yani onlara bakılırsa bi iki aylık ömrü var:( bu onların ailesini üzdüğü gibi benide üzüo dolayısıyla.sonuçta bu bi nişan merasimi olucak ve özendiğim bişeydi ama bu şartlarda çokda hevesim kalmadı açıkcası.çünkü ailede bi hüzünlü durum hakim haklı olarak.
yinede hayat devam edio dioruz ve planlarımıza ara vermeden devam etmek durumundayız.

yapıcağımız mekanı az çok kafamda okeyledim.yemekli bi nişan yapıcaz.aslında benim gibi hayalleri olan biri daha şaşahalı bişeyler düşünmeliydi ama bu sebeplerden dolayı çok daha mütevazi bi yere karar kıldık.15 mart'ı düşünüoruz vakit olarakta...bakalım hayırlısı...

bu arada nişan elbisemide bir tesadüf eseri olarak almış bulunmaktayım.

sevgilimle 2 hafta önce Capacity de gezerken Network ün önünden geçiodukki mankenin üzerinde bi elbise gördüm. ama hiç aklımda NETWORK ten elbise almak fln yoktu.ben daha abiye çalışan yerlere bakınıp duruodum doğrusu bu elbise için.neyse içeri girip o elbiseye ve diğerlerine bakınca bikaç alternatif çıktı ortaya.2 tane elbiseyi beğendim ama bu işi annemle yaparsam daha iyi olur diye düşünerek aklım elbiselerde çıktık ordan. tam bi kaç adım yürüdkki sevgilime dönüp ben o elbiseleri denemek istiorum çok beğendim dedim.içeriye girdik asıl beğendiğim elbiseyi giydiğimde çok güzel olmasına rağmen oldukça açıktı.yani sırt kısmı nerdeyse kuyruk sokumuma kadar geliodu bende ondan vzgeçip daha az önemsediğim diğer alternatifi giydim ki aman allahım okadar güzel durduki üstümde....hatta nerdeyse kumaşı üstüme koyup dikmişler gibi okadar benim vücuduma oturdu.petrol mavisiyle küf yeşili arası enteresan bi rengi var.kumaşı ipek saten ve güzel bi kuyruğu var elbisenin.okadar beğenince annemi arayıp yinede fikrini aldım ve hemen akabinindede satın aldım.

çok ani oldu ama okadar beğenerek aldımki bu kooskocaman yüktende şans eseri kurtulmuş oldum:)

şimdide güzel sıcak bi kahveyle öğle yemeğimizde verilicek olan pastamdan bi dilim aldım.hazır çinlilerde spring festivallerini kutlarken bende 15 günlük işyerinde dinlenme sürecine girmişken biraz keyif yapıyım:)

5 Şubat 2008 Salı

sanki çok iyi dinlenebiliomuşuz gibi hafta başlarıda olabildiğince yoğun ve can sıkıcı geçer.susmayan telefonlar, yapılamayan işlemler, sorunlu müşteriler, sorunlu iş arkadaşları hepsi ama hepsi bu malum sendromlu pazarteside yığılır kalır.

ohh çok şükür derken aslında bi sonrakine hazırlanır insan.hmmm bakalım bugün nolucak.halbuki çoğu güzel geçen haftasonumdan sonra ben kendimi çalışıomuş gibi hissetmiyorum.acı gerçek sabah işe gitmek için kalktığımda yüzüme vuruyo.aa diyorum kendi kendime ...ben çalışıomuşum:)

güzel, güneşli, neşeli bi haftasonuydu.doğumgünlerimiz vardı hem kuzenimin, hemde kankamın.kuzeniminkine bazı sebeplerden dolayı gidemedik ama kankamınkine intikal edebildik sevgilimle.

mekan galatada köprü altındaki fasıl mekanlarından biriydi.çok çok kötü olmamakla birlikte çokda iyi bi yer değildi.sevgilim rakının kötü olduğunu, tavuğunda değişik lezzette olduğunu savundu.genelde yaş ortalamasıda gençlerden oluşuo zaten.çalan müziklerde öle çok alaturka değildi.eğlendikmi? yaniiii. ne desem bilemiyorum.

aslında eğlenmedim ama kendimi eğlenmiş addetmek istiorum kankimin hatırına.

bazı kınanıcak olaylarda oldu mekanda.canım arkadaşım doğumgününe pastasız girdi.çünkü sevgilisi bu tip şeyleri düşünebilicek inceliklerden yoksun kalmış biri.benim canım sevgilim bile kızın pastasının olmadığını görünce kendince düşünmeye başlamış nerden alabiliriz diye.ama mekanın bulunduğu yerden dolayı bunu gerçekleştiremedik.

daha kötüsü yine bu şahıs, bu koca adam, bu herkese ahkam kesen yaratık o gece sevgilisinin doğumgününde sarhoş olarak kızı tüm arakadaşlarına rezil etti.şarap bardağını masaya devirdi kişilerin üstlerine sıçrattı,kendi üstüne döktü abuk subuk hareketlerde bulundu ve sevgilisi dışında herkesle yakinen ilgilendi...

üzüldük...çünkü o masadaki 15 kişide dahil olmak üzere hiçkimse canım arakadaşıma bu densiz adamı layık bulmuoduk bu da bize açıkcası dedikleri gibi KAPAK oldu...

zaten bitmeye ramak kalmış bi ilişki son damlayla nihayete erdi bugün.

herşeyin hayırlısı...
o gün yani cumartesi günü kankime hediye almak için fatihe gittik iş arkadaşımla.fatih çok uygun bi semt diil arkadaşıma hediye bakabilmek adına.ama lcw den çok cici bi baharlık yeni sezon elbise aldım.sevgilimle akşama doğru buluşacağımız için baya bi vaktim vardı doğrusu.arkadaşımla dolaştıktan sonra tatlı ve kahve molası için bi yere girdik.girmeden evvel arabayı parkettiğimiz yerdeki park görevlisini para vermemek için bozuk para yok diye atlatmaya çalıştık ama adam yemedi.halbuki yeseydi dönüşte kaçıcaktık park parası vermeden:)
allahın kaldırımını parsellemiş herzamanki gibi otopark mafyaları ve insan bu adamlara zırnık koklatmak istemio doğrusu:)neyse açmıyım ağzımı...

ben 2 haftadır hatta 3.haftaya döndü sigara içmiyorum.bıraktım denilebilir.çünkü sadece haftasonları türk kahvesi içtikten sonra bi tane yakıorum veya olmadı en fazla 2 tane.pastamı ve kahvemi içtikten sonra cidden sigara krizim tuttu.çünkü bütün hafta o an'ı beklio insan,o keyfi...

sigarayı bırakmak çok güç.açıkcası benim için tiryakilik diildi, tamamen keyifsel bişeydi ve şimdi bundan feragat etmeye çalışıorum.

bu yüzden paket asla almıyorum, almıcamda.sigara istediğimde illaki etrafımda içen biri olduğundan dolayı kaba tabirle otlanıyorum.ama o gün otlanıcak kimse yoktu yanımdaki iş arkadaşım sigara kullanmıodu ve tek sigara satan yerde bulamayınca mekandaki garsondan istedim.aslında genelde bu tip durumlarda mutlaka garson biyerden bulup getirio ama bu sefer baltayı taşa vurdum ve bulamadık.tam kalkıp dışarıya bakıcaktımki kahvem gelmiş bulunduğu için yapamadım.velhasıl kahve keyfime sigaramı ekleyemedim.

ama sonra arabaya dönünce bi büfeden tek sigaralardan aldım ve içtim ama noldu.hiç mi hiç keyif almadım doğrusu...

ayrıca garsondan sigara isteiğimde zaten yakında heryerde yasaklanıcağınıda bildirmeyi ihmal etmedi.kızıyorum bu olaya ki bırakmaya çalışan biri olarak kızıyorum.sonuçta artık hemen hemen heryerde sigarasız bölüm var ve en güzel yerler onlara ayrılıyo.2,planda bırakılan insan muamelesi görürken ve mekanların en kıytırık yerleri sigara içenlere ayrılırken ve sigara içenler bunada razıyken yani ses etmezken şimdide başbakan efendi kendisi sigara kullanmıo die heryerde içilmeyi yasaklıo.hatta açık alanlarda bile.hatta mekanında sigaralı bölüm ayıranlarada ceza geliomuş.iyide ONA NE!!! sağlığımıız bukadar düşünüyosa; insanlar önce geçim sıkıntısından,stresten,aysonunu nasıl getiricem derdinden,işsizlikten ,trafikten ölücek sigaradan değil..zaten bu bir kısır döngü diilmi.insalar strese boğuldukça sigara mikatarını artırıyomu?refah düzeyni artırmayı neden düşünmüo acaba bu bay...

çok anlamsız buluyorum bu yasağı ve tersine tepki vericeğine inanıoyorum.ebeveynlerinden habersiz sigara içen gençler kendisine yasak olmasına rağmen nasıl daha hızlı ve daha çok sigara tüketirse bence bu da aynı şeyi getiricek.yani nasıl olsa içerde içemicez diye ardarda 2 tane yakıcak tiryakiler.veya biyerlere yemek yemeye gitmekten kaçınıcak evinde keyifli keyifli tüttürmek varken.bu da mekanların boşalmasına sebebiyet vericek.

yani bu bir tiryakilik olayı.öle yasaklamayla biticek bişi diil.öncelikle kişinin kendisi istemesi gerekio neden bunu kimse anlamıo.yasaklamak sadece dahada artırıcak bence bu isteği.hee evt katılıorum keşke kimse içmese keşke hiç böyle bişeye bulaşmasak ama bu maalesef mümkün diil.bu yasağı sonuna kadar kınıyorum ve insanların özel hayatlarına saldırı olarak kabul ediyorum...

nerde kalmıştım unuttum.hah... kahve pasta molamızdan sonra sevgilimle buluşup taksime geçtik.8 gibi başlıcak olan programa daha saatler vardı.önce sinemayamı gidelim dedik ama vazgeçtik.bizde ayaklarımız ağrıması pahasınada olsa taksimi didik didik ettik.pasajlarına girdik çıktık aheste aheste.girmediğimiz dükkanlara girdik,inceledik,kurcaladık...

güzeldi.bazen öyle özlüyorumki o anları.hani şu hiçbiyere yetişme telaşımızın olmadığı anlar vardır ya nadirende olsa.tüm zaman sizin tembelliğinize adanmış gibidir.aheste aheste yürürsün caddelerde,otobüs kaçmış,tren gitmiş hiç umrunuzda olmaz.vakit boldur, bekleyen yoktur sevdiğiniz yanındadır..işte o an çok şanslı bi an bence.cumartesi akşamüstü böyle zamanlardan biriydi bizim için.

sıraselvilerde şanına uygun sıralanmış büfelerden BAMBİ de kaşarlı döner yedik.son yediğimizde midemize oturmuştu çok yağlıydı ama bu sefer tam kararındaydı herşey.starbucksta şekerini koymayı unuttukları bi latte içtim sonra...sonra ORHAN PAMUK tan bahsettik sevgilimle yürürken İstiklalde.


Öteki Renkler adlı kitabından bahsettik.biraz daha kişisellerinden bahsettiği bu kitabı okumak için sabırsızlandım doğrusu.mesela en sevdiği yerlerden biri bu sıraselviler caddesiymiş.o sıralamayı çok sevdiğinden bahsediomuş kendisi.Orhan Pamuğu okumanın yanında onu tanımanında keyifli olucağına inanıyorum ben.ama okuma sıramda henüz Benim Adım Kırmızı var.biraz daha beklicem yani.

sonrasındada partiye dahil olduk zaten.şu meşhur doğumgünü partisine.kuzeniminkine katılmayı çok arzu ettim ama onun düşüncesizliğine takıldı bu arzumuz.o yüzden onunla görüşemedik.

çok yorulduk hele ben ayağımda sivri topuk çizmelerle taka tuka yollarda yürümeye çalışırken baya yoruldum ama sevgilim yanımdaydı, eli elimi tutuyodu, gözleri bana bakıyodu ya işte bu herşeye değerdi, değdide, değecekte....




29 Ocak 2008 Salı

gecikmiş haftasonum

işlerimin ve özel hayatımın yoğunluğundan günlüğüme bişiler yazamaz oldum.halbuki taa geçen haftasonumun anısı duruyo kafamda.
uzun zamandır yapmadığımız bişeyi yaptık sevgilimle.bruncha gittik, gittik ki şehirlerarası yolculuk ebadındaydı ulaşımımız:)
avrupa yakasının bir ucundan anadolu yakasının diğer ucuna geçmek yaklaşık 3buçuk saatimizi aldı doğrusu.ama onca zorluğa değdimi?hemde ne kelime.

bahsi geçen yer benim daha öncede tecrübe ettiğim bi yerdi.dolayısıyla acaba nasıl bi yerdir diye bi sürprizimiz yoktu.tek kelimeyle muhteşem bi yer.
GÜZELCEHİSAR-OTAĞTEPE-TEPE RESTAURANT/CAFE ve TEMA KÜLTÜR PARKI

sabahın köründe kalkıp yollara düştükten ve hemen hemen tüm toplu taşıma araçlarını kullanarak nihayet ulaşabildiğimiz bu mekana ayak bastığımızda kurtlar gibi acıkmıştık.neyseki muhteşem bi açık büfe kahvaltıda bizi bekliodu.saat birde orda olmamıza ve brunch süresinin 2 de bitmesine rağmen yığınlarca kahvaltılık mevcuttu neyseki.

lezzetli kahvaltılıkların yanı sıra çeşit çeşit kekler cornflakesler,pasta ve hatta ev baklavası bile vardı.tıka basa doyana kadar yedik üstüne kahvelerimizi içtik,gazetelerimizi okuduktan sonra sevgilimin çok başı ağrımaya başlayınca daha fazla oturmadan dışarıya çıktık.

içi başka etrafı başka güzel bu yerden insan hemen kalkıp gitmek istemio elbette.hele hele bukadar uzaktan gelmişseniz.
burası her iki yakayı ve her iki köprüyü aynı anda bukadar yakınlıkta ve genişlikte görebileceğiniz nadir yerlerden biri.

hatta kahvaltıdan sonra hemen yanında bulunan TEMA kültür parkına giripte 2.köprüye elinizi değdirebilicekmiş gibi olunca insan dahada iyi anlıo.

alabildiğine muhteşem bir boğaz manzarasına hakim.ve bence istanbulda bukadar geniş kapsamlı bir manzaraya sahip başka biyer yok.

bu park önceki gelişimde ki sanırım ozamanlar yeni açılmıştı, daha bakımlıydı.bu seneler önceydi yaklaşık 7 sene önce fln.aslında parkın asıl amaçlarından biride manzarasının yanında çeşitli, değişik bitkilerin özenle büyütülmesi ve bakımın sağlanmasıydı ki her bitkinin yanında ismi cinsi ve özelliği yazardı.şimdi girişe koydukları büyük bir tabelaya yazmışlar içerde bulunan bitkileri ve özellikleri yazmıo.dahası orda yazan bitkilerin bikaç tanesini bile göremedik sanki küçük bodur ağaçlarla bolca çimenlik var gibi geldi bize.

burası büyük bi yer ve kod farkları mevcut.aşağıya doğru uzanan bi yolu var.bi tane göleti ve göletin üzerindede asma köprüsü var.kulübe tipi banklarıda sevdiğinizle oturup bu eşsiz manzaraya dalıp gidebilmeniz için tahsis edilmiş yerlerden biri.



havada şansımıza bu güzel gezi için çok güzeldi.tabiiki tepede biyerde olmamızdan dolayı baya bi esintili.şayet hava bozuk olsaydı burayı gezmek baya bi zor olucaktı.

ayrıca bu mekana özgü 2 şey daha var bilinmesi gereken.bunlardan biri eski türk filmlerine mekan, şarkılarada isim olan O AĞACIN ALTI adlı yer.eskiden bi araştırma yapmıştım burasımı diilmi diye.biçok kişiden teyit almıştım doğru yer olduğuna dair.zira O Ağacı da gördükten sonra şüphem kalmamıştı.

işte aşağıda O AĞACIN ALTI....



burası bulunduğumuz yere çok yakın olmadığından fotoğraf makinemi sonuna kadar zumlamak zorunda kaldım.aynı filmlerdeki gibi etrafı hala boş ve çevresi yayla görünümünde.tek farkı yeşillikten ziyade çorak toprakların olması.ama bu haliyle bile oldukça nostaljik:)
ve yine ağacın tam karşısına düşen meşhur Fatih Sultan Mehmet ağacına bakmaya gittik.yine önceki gelişimde hava kararmaya başladığı için daha net anlaşılıodu.gün ışığında ve hava bukadar aydınlıkken anlamak zorda olsa mutlaka gidilip bu ağaca hava kararırken bakılmasını öneriorum.
(resim başka yerde bulamadığım ve fotoğrafını çekmeyi unuttuğum için www.hafif.org tan alınmıştır)
bu ağacın tam olarak tasviri şaha kalkmış atıyla başında kavuğu bulunan fatih sultan mehmetin bi zamanlar bu tepede aynen bu ağacın olduğu yerdeki hareketiyle ilintilidir.aslında bu durum doğa üstü bir olaydır.görenleri hayretler içinde bırakır.
ayrıca ağacın bulunduğu yerin etrafı başka bir kafe restaurant tarafında korumaya alınarak işletilmektedir.buradada brunch hizmetleri mevcut. daha önceden yediğim için lezzeti konusundada tavsiye edebileceğim yerlerden biri.
tüm bu mekanların bulunduğu yer tam olarak Kavacık.ama aradaki yokuştan aşağı indiğinizde vardığınız yer Anadolu Hisarı.bizde yokuş aşağı sahile inip ordan geri dönüşe geçtik.dönüşte Ömür Plazada bulunan Teknosada dijital makinemizdeki söz fotoğraflarımızı bastırdık ilk defa.çok güzel bi sistemleri var.ya makineni getiriosun yada resimleri cd ye veyahut f-disc e atıosun ordaki makineden neyle iletim yapıcağını seçiosun.biz f disc ten seçicektik.taktık makineye.ekrandaki menü son derece basit.tüm resimler çıkıo.istediklerine birer tik atıosun ve tamam dediğinde seçtiğin fotoğraflar ilgili kişinin bilgisayarına gidio.
basımı,kağıt kalitesi çok güzel ve fiyatıda uygun.bir adet 13*18 lik fotoğraf ki buda A 4 ün yarısı yani A5 eder 50 kuruşa yapılıo.
biz çok beğendik.işte bitaneside burda o beğendiklerimizden.
tabii ben biraz bununla yeni indirdiğim bi resim programıyla oynadım ama baskı kalitesi süperdi bence.sevgililer günü için aldığım hediyenin(deri evrak çanta) yanında bize ait bir best of albümünü bastırtıp şık bi albümle yanında hediye etmek istiorum.

şimdilik bu kadar....


8 Ocak 2008 Salı

mutluluk bulutları

hayatımda birsürü güzel gelişme oldu bu aralar.talih,şans,mutluluk.. dedikleri benim sokağımda sağolsunlar.volta atıp duruyolar habire :) ve ben onca uzun zamandan sonra nerden başlıcağımı bilmiorum doğrusu.sondan başlamak en güzeli galiba...

öncelikle sevgilimle bizi sonsuza dek bağlayan mutluluk halkalarımızı takmış bulunmaktayız.biz 05,01,2008 itibariyle artık yüzük parmakları dolu bir çiftiz.2008 yılına bomba gibi bir giriş yaptık ki zaten 2007 de bizim için şahaneydi çok şükür.

cuma akşamından başlayan hazırlıklarımızı takiben cumartesi akşamı sevgilimin eniştesi tarafından kesildi sözümüz.çok güzel ve mutlu bi akşamdı.söz çiçeğim olarak 20 tanesi beyaz 21 tanesi kırmızı (nazar değmesin diye toplamı 41e denk gelio) güllerle yine onlara eşlik eden kırmızı beyaz ambalajlı çok şık bir çukulata arajmanımla geldiler evimize.daha önceden tanışmışlığın verdiği rahatlıkla önce güzelce sohbet edildi ve sonrasında isteme olayına geçildi.annem anne olmanın haleti ruhiyesiyle 3-5 damla gözyaşı döktü ve kızlarını verdiler gitti:)

sonrasında yaptığımız çeşitli yiyeceklerle ağırladık misafirlerimizi.






kayınvalidem 5 ay önce vefat eden kayınpederimin zamanında kendisine nişan olarak taktığı çok şık antika tarzı bir bilekliği hediye etti.böylece benimde her baktığımda ruhunu şad edebileceğim ve sanki kayınpederim tarafından takılmış gibi hissettiğim bir hediyem oldu.Allah rahmet eylesin...
onun öncesinde yılbaşı vardı ki bu sevgilimle geçirdiğimiz ikinci yılbaşımızdı.yalnız bu sefer baya bi fiyaskoydu bizim için.öncelikle akşam için hiç bi organizasyona dahil olamadık.sevgilimin arkadaşları sibel can'a gitmek için bizide davet ettiler ama sibel can'a karşı hiç bi sempati beslemediğimiz gibi gidilecek mekandanda hazzetmeyince vazgeçtik.başka hiçbiryerede rezervasyon yaptırmadık çünkü canımız abuk subuk eğlencelere eşsiz dostsuz katılmak istemiodu.bizde düşündükki iş çıkışı beraber yemeğe gideriz, ordanda bir yılbaşı gecesi ilki olarak sinemaya,ordanda bişiler içmek için başka bi yere.fakat bukadarmı aksi gider bi iş.

önce taksi bulamadık.bindiğimiz taksi dediki abi karşı yoldan binin.karşıya geçtik bu seferde o şöför bizi karşıya yolladı.meğer ilk şöför bizi yanlış yönlendirmiş.sonrasında başka bi taksi bulmak çok zor oldu bizim için bulduğumuzdada baya bi donmuştuk.ama olucağa bakın. bi hevesle biz geldik akmerkeze aman allahım o da ne? akmerkez kapanmış ve burdada sinema yok.dahası sokakta kaldık ve karnımız iyiden iyiye acıkmaya başladı.napalım napalım derken en iyisi dedik mecidiyeköye gidelim ve karnımızı doyuralım. bu arada etilerde her yer rezerve edilmiş.mecidiyeköyde bi de baktıkki çok şükür cevahir açık ama saat 9 civarı.mağazaların tümü kapalı sadece bazı yemek yenen yerler açık.oturduk ayaküstü çok kötü yicekler yedik.çoğu bi sonraki güne bırakılıcak yemeklerdi bunlar.neyse doyduktan sonra çıkıp nişantaşına gittik.ve nişantaşı ahalisinini gördük.bu sene taksim iptaldi, kalabalık nişantaşındaydı.
farkettikki insan yılbaşlarında illede kalabalık istio.çünkü biz nereye gitsek heryer kapalıydı ve sokaklar bomboştu.milli reosürans çarşısının içindeki bazı yerlere baktık ama alkol almakda istemediğimizden dolayı kendimize bi kuytu bulup altımızada benim ekstradan yanımda getirdiğim şalımızı resip oturduk bi süre ve sohbet ettik.birbirimizi nekadar sevdiğimizi fısıldadık bol bol.sonarada daha fazla dayanamayıp saat 10,30 da eve gitmek üzere yola çıktık.yapılıcak en güzel şeyde buydu zaten.sıcacık evlerimizde oturmak ve sevdiklerimizle kaynaşmak.yılbaşınada bi dolmuşta radyosundan yayınlanan bir vaaz eşliğinde girdik:)

farklı bi yılbaşıyıdı sevgilim beni eve bıraktıktan sonra annem ve arakadaşlarıyla gece yarısına kadar lafladık.ve bi sonraki yılbaşını asla dışarda diil kendi evimizde geçiriceğimize söz verdik.


kendi evimiz diyince.efendim biz yılbaşından önceki cumartesi günü internetten beğendiğimiz evlerin çıktılarını alarak ev bakmaya gittik.elimizde 7 adet yeni yapılan bina projeleri vardı.kriterlerimiz belli.illaki site içerisinde olucak depreme dayanıklı olucak güvenliği ve sosyal faaliyet alanı olucak fln filan.ve bu kriterlerle internette en çok beğendiğimiz evi görmeye gittik kayınvalidem ve eniştesinide yanımıza alarak.öncelikle örnek daireyi gördükki zaten bu noktada çok beğendik.proje sahibi hiçbir masraftan kaçınmamış sağolsun.herşeyin en kalitesini ithal ederek yapmış projeye ait tüm ayrıntıları.tüm sosyal imkanları olana açık kapalı komplesklere sahip bu evi görünce resmen dibimiz düştü.kayınvalidem ısrarla beğenip beğenmediğimizi sordu kendiside çok beğendiği için satıcıyla ciddi bi pazarlığa girişti.tahmin edilebiliceği gibi evin fiyatı pahalı ama daha önemlisi yılbaşından sonra %40 zamlanıcak diye apar topar kıyasıya bi pazarlık sonucu evimize sahip olduk.sevgili kayınvalidem bize burayı düğün hediyesi olarak satın aldı ve bizim gibi evliliğe hazırlanan çiftelerin kabusu olan ev ev gezme talşından bizi kurtarmış oldu.üstelik ayılıp bayıldığımız bi yer olmasıda cabası.çok ama çok mulutuyz bu yüzden.



Sunrise Residence...yuvamız bir tıklık uzaklıkta.görmemişin evi olmuş habire bakadurmuş.sıkıldıkta bakıorum nereye ne eşya koyucağımı kararlaştırıorum.napıyım çok mutluyum ama:)


okadar güzelki hayatım bu ara .öte yandanda korkmuo diilim hani başıma kötü bişiler gelicek die.hiç olmadı ödüm patlıo nazar değicek die.Allah korusun tabii ama uzunca bi süre hazmetmekte zorlandık mutluluğumuzu.özellikle şu ev işi okadar ani olduki bi süre kabul edemedik evimiz olduğunu hemde istediğimiz evin artık bizim olduğunu.


yalnız evimizin bize teslimatı mayıs 2008.hatta aslında ağustos fakat müteahhit hırs yaptığı için mayısta kokteylli bi açılışla teslimat yapıcağını taahhüt edio.şayet mayısta teslim edlirise ki bu dao ayın sonu demek oluo.bizim evi döşememiz,nikah için gün almamız ki yaza denk geldiği için heryer çok dolu olucak, ağustos gibi yapsak herkes tatilde olucağı için yine olmuo , e ramzan bu sene eylülde başlıo ramazanda olmaz sonrasındada bayram var fln derken sanırım çok büyük ihtimalle evliliğimiz ekim ayı başına kalıcak.benim için çok mühim olmasada sevgilim için bir sorun.haklı olarak herşeyimiz hazırken bi an önce hayatımıza başlayalım evlenelim istio.ama şimdilik durumlar bu tarihi gösterio.bakalım...
umarım herkes benim gibi çok ama çok mutludur...
güzel günler....



25 Aralık 2007 Salı

bayramdan kalma

nekadar uzun zaman oldu yine yazmayalı.bu kadar ara verince insan nerden başlıcağını bilemio ve tüm olanlar güncelliğini yitirio.
çok mutlu bi bayram geçirdim açıkcası.hemde gribal halime rağmen.ne olucam ne olmucam haliydi benmkisi.ölecene arada kaldım.günlerce hapşurdum ama kırıklığım olmadı.burnum aktı arada bir ama hepsi bukadardı işte.aradan zaman geçti ama durumum hala aynı.bunada şükür diyelim.
arefe günü çalışmıyo oluşumuzun verdiği sevinçle yapmam gereken bazı işleri rahat rahat yapabildim.bayram hazırlıklarıyla geçti zaten tüm gün.
ertesi sabah erkenden kalkıp kurban kesimi için ananemlere geçtik.çok ortaklı bi kesim olucağı için ananemlerin bahçesinde kesilicekti kasaplar tarafından.ama kurbanı aldığımız yer aşırı kalabalık olunca ve trafikte sıkışınca kesim işimiz baya bi uzadı.yaklaşık 3 saat boyunca bahçede beklettiğimiz kasabımız daha fazla dayanamayarak hiçbişey söylemeden bizi terketti.televizyonlarda hep görürüz ki gördükte milletin danası, kuzusu kaçar bizim kasap kaçtı:)
kurbanımız bahçemize teşrif ettiğinde oldukça geç olmuştu.bayramlarda deli gibi para kazanma zamanları geldiği için kasap bulmak zorlaşıo elbette.bizde bi kasap bulduk ama tam 4 saat sonra geldi.bize trafik sıkışık fln diyip durdu ama sonradan öğrendikki bize gelene kadar tam 4 kurban kesmiş:)
kesim ve paylaşım işlerinden sonra evlere dağıldık.kısa bayram ziyaretlerimiz oldu o gün.yorgun biçimde bitirdik günümüzü.
ertesi gün yani ikinci günü sevgilimi kahvaltıya davet etmiştim, o geldi.kahvaltı saatimiz 12yi geçince biraz brunch gibi bişi olduysada çok şahaneydi.ailece güzel bi masada yaptık kahvaltımızı.muhabbetimize güzel kahvelerimizle, çukulatalarımız eşlik etti.damadımız evimize neşe verdi:)benim sevgili eşim...
sonrasında o güne tayin ettiğimiz benim tarafımdaki akrabalarımıza ziyarete gittik.önce teyzemler sonrasında kankamın evine ve en sonda akşam yemeği için abimlere geçtik.sevimli bi gündü açıkcası.güzel oluomuş böle damat gezdirme işleri:)
ertesi günde iade-i ziyaret yapmak icap ediodu elbette.bu seferde sevgilimin akrabalarıyla bayramlaşmaya gittik.2 teyzesi var sevgilimin.ikisinide ziyarete gittik.annesi ananesşnin yanına eskişehire gitmişti dolayısıyla onu göremedik ama ben bayramın birinci günü arayıp hem müstakbel kayınvalidemle hemde ananeyle bayramlaştık.cıvıl cıvıl bi konuşma oldu ki ananesi bayılmış bana.kayınvalidem giderken sevgilimden aldığı resimleride götürmüş ananecim bakıp bakıp sevmiş beni:)sağolsun .onlar öyle, teyzeleri ayrı zarif ve sevgi dolu insanlar.beni içlerine sokucaklar yani o denli bi sevgi halleri vardı.büyük teyzesi şal örmüş bana.ne zarif bi davranış.emek sarf etmiş ve çokda güzel olmuş.paltomun içindeki siyah şalı çıkarıp çantama koydum ve onunkini taktım kapıdan çıkarken.öyle memnun olduki,bende çok sevindim memnuniyetine.küçük teyzesi ve aileside ayrı ciciydiler.okadar güzel ağırlandım okadar iltifata maruz kaldımki zaten her ikiside sağolsun evlatları yerine koyup annecim die hitap ettiler bana.sağolsunlar çok sevdim her ikisinide.
vee bayramın son günü.evde oturarak dinlenebildiğim bişeyler okuyup odamı düzenleyebildiğim dahası sadece kendime vakit ayırabildiğim ama buna rağmen hala sevmemeye devam ettiğim bi gündü.pazarrrrr.
böyle geçti gitti işte koskoca 5 gün.az diil yani ama nasıl geçti orası meçhul.zaten hep bi koşturmaca var hayatımızda hep biyerlere yetişme telaşı.öyle bi çarkki bu bu telaşlardan bilinçsizce soyutlandığı an insan ne yapıcağını bilemio.okadar işlemiş içimize hep bi telaş içinde olma olgusu.
vee zaman geçio gidio son hızıyla.kaçırdığımız trenlere bakarken yaşadığımız kısacık hüzün anları gibi hissettiklerimiz.daha dün nerdeydim şimdi nerde die düşünürken bile okadar hızla geçioki zaman insan aldırış etmio bi vakit sonra.
geçen sene bu zamanlarda sevgilimle tanışalı henüz 3ay olmuştu.beni aşkıyla doldurmaya başlayalı sadece 3 ay.oysa şimdi bu cümleyi kurararken diorumki 15 ay olmuş.halbuki dün gibi hatırlıorum heycanı mutluluğu hala içimde o günlerin.dün akşam onunlada konuştuk tüm bunları.bizim sevgimizin nabzı hep yüksekti hep tavandaydı çok şükür.ama elbette kendi kendine olmadı tüm bunlar.sevgilimin emeği büyük ilşkimizde.ben yapı itibariyle biraz daha sinirliyim ve çokda eyvallahım yoktur herşeye.ama o beni hep dengede tuttu.olgunluğuyla, bilgisiyle, sevgisiyle yoğurdu ilşkimizi.ve bugünlere geldik işte.liseli aşıklar gibi olmak ne hoş bi bilseniz.küçücük bi busenin verdiği sevinç,birbirimizi gördüğümüzde parlayan gözlerimiz,ışıldayan ruhumuz...herşey o denli güzel ve yolundaki insan ister istemez ewt dio biz birbirimizin layığıyız,biz birbirimize göreyiz hatta birbirimiz için yaratılmışız...biliorum bisürü insan bunu diyerek başlıo güzel şeylere ama nerde noluyosa artık, nerde teller gevşiosa bişiler ters gidio ve ilişkiler başkalaşıo ve o birbirini çok seven iki insan birer yabancı oluverio.
elbette bu da iki kişilik.yaparkende yıkarkende başrolde hep iki kişi var ilişkilerde.hep karşındakinden beklememek,dürüst olmak herşeye rağmen onu sevmek,küçük sorunları büyütmekten vazgeçmek ve özverili olmak...umarım o olmayı istemediğim insanlaran biri olmam ve ilişkimiz, sevgimiz ve adım attığımız bu yol bizi daima mutluluğa götürür.
cumartesi sipariş ettiğimiz yüzüklerimizi almaya gidicez ve haftayada sözümüz olucak.bu pazar günüde araştırma yaptığımız evleri görmeye gidicez.yuvamızı bulmaya yani:)

bu arada kurban bayramıyla alakalı çok fazla tepki gösteren insanların yazılarını okudum internette ara ara.islam dinine mensup olanların neden kurban bayramında kurban kestiklerine dair sorgusuz sualsiz bilgileri vardır elbette ama sanırım olmayanların bilgisi olmadığı gibi saygısıda yok.neden bu bayramda kurban kesildiği hakkında bir gıdım bile bilgileri yok.dahası olayı iyice ajite edip canilikle suçlayanlarda var ve hatta allahın verdiği canı allah alır diyerek canlıların yaşamasını savunanlarda.kurban kesmenin dinimizde zaten Allah kelamı olduğunun sanırım bilincinde değiller,olmalarınıda beklemiyorum.
öte taraftan biliniyorki bu insanlar akşam yemeklerinde yada gittikleri lokantalarda hatta fast food satan tüm restorantlarda sanki yedikleri şey bi hayvanın eti diilmiş gibi rahatlıkla midelerine götürüolar.vejeteryan olanları bu konuda anlamak kolay ama hem et yiyipte hem kurban kesenleri canilikle suçlamak oldukça çelişkili.elbetteki usulsüzce kesmeye çalışanları kınamak gerek ama diğerlerine laf söylemek ve bunu iğrenç ve kötü bişeymiş gibi yorumlamak ve hatta lanse etmek bence yanlış.et geçmiştede gelecektede en kıymetli ve pahalı yiyecektir ve böylede olucaktır.kurban bayramının asıl amacı kesilen eti maddi durumu elvermediği için yiyemeyenlerle bu vesileyle paylaşmaktır.avrupanın nasıl çok saçma görünen bazı adetleri ananeleri ve dinen yaptırımları varsa buda ondan farklı bişey değildir.onların adetlerini avrupalıdır ne yapsa iyidir etiketi altında övüp kendi memleketinin adetlerini yeren, kınayan insanları anlamakta zorlanıorum açıkcası.ben nasıl başkalarının dinlerine hatta bir hayvana iman edilen (hinduizm) dinlere bile saygı gösteriosam başkalarıda lütfen benim dinime ve gerektirdiklerine saygı duysun.ve sırf fevrilik, sivrilik yapmak, farklı olmak için avrupalı! gibi davranmaya çalışmasın lütfen.biraz saygı diliyorum en azından başkalarınınkine saygı gösterdiğim kadar...
iyi haftalar

26 Kasım 2007 Pazartesi

doğumgünlerim:)

DOĞATEPE RESTAURANT bugü 26 kasım.yani doğumgünüm.ama ben 24ü de dahil olmak üzere 3gündür dördüncü pastamı kesiorum ve hergün yeni hediyeler alıyorum.şimdiye kadar kutladığım en uzun doğumgünü bu olsa gerek:)
24 kasımda yani öğretmenler gününde başladı mutlu zamanlarım.bikaç gün öncesinden sevgilimin bana sunduğu tercihler arasından doğatepeye rezervasyon yaptırdık.diğer tercihte kız kulesiyiydi.ama oranın gündüz daha iyi olduğuna karar verdiğim için tercihimi doğatepeden yana kullandım.
burası Rumeli hisarı üstünde Boğaziçi üniversitesinin hemen yanıbaşındaki muhteşem mekan.2.köprüye ve dolayısıyla her iki yakayada olabildiğince hakim bi yer.gündüzü başka gecesi başka güzel olan yerlerden biri.daha önce bruncha gitmiştimki nefisti gerçekten ama akşam yemekleride bi okadar güzelmiş.etilerden gidiş oldukça basit ve yakın.özel günler içinde çok ideal bi yer.
yemeklerde sunumlar süper görünse bile tadları çok tatmin edici diildi açıkcası.mesela biz ara sıcak olarak hellim peyniri ve tereyağda karides istedik.hellim peyniri yeterince pişmemişti karideslerde belkide mevsimi diildi bilmiorum ama biraz sertti.yediğim bonfilede isteğim üzerine iyi pişmişti ama sanki biraz fazla pişmişti.ama tüm bunlara rağmen mekanın atmosferi ve karşımda aşık olduğum adam olması sebebiyle herşey çok güzeldi.
ilerleyen dakikalarda yemekten sonra pastamız geldi garsonlar eşliğinde.üzerinde mumların olduğu ve doğumgünü müziği eşliğinde iki kişilik pastamız çok lezzetliydi.restauranttakiler mumları üfledikten sonra alkışladılar.ama sonradan bizde başka doğumgünü olan birini alkışladık adettendir diyip:)
sevgilim bana daha önceden çok beğendiğim ve bunu hatırlamadığım bi zamanda beyan ettiğim o nefis saati almış.çok mutlu oldum tabiiki.

sonrasındada kahvelerimizi içip yakın geleceğimize dair planlarımızı yaptık.2007 sevgilim sayesinde muhteşem geçti.ona nekadar teşekkür etsem azdır sanırım.çok seviyorum ve iyiki varsın diyip hep ama hep şükrediorum.canım sevgilim SENİ ÇOK SEVİYORUM...M&T

ertesi gün yani ayın 25indede başka türlü bi güzellik yaşadım.şu herkesin ve hatta tüm dünyanın dilinde dolanan facebook çılgınlığından nasibini almış bi insan olarak 10 sene önceki liseden arkadaşlarımla buluştum.teknolojinin iyi nimetlerinden biriydi bu benim için.aslında kendi ismimle bi hesap açmadım ben bu sitede.ama açan arkadaşlarım sayesinde bulduk tekrar birbirimizi.yaklaşık 15 gündür messenger ve mailler vasıtasıyla görüşüoduk ve bu güne karar kıldık görüşmek için.

biraz tedirginlik ve heyecan olsada başlarda sonrasında o telaş yerini bol muhabbete ve neşeye bıraktı.benim içinde süper bi doğumgünü hediyesi oldu dolayısıyla.
beyoğlunda buluştuk 5 güzel kız.bi kafeye girip saatlerce oturduk.sırayla geçen zaman içerisindeki hayat akışlarımızı paylaştık.durmadan konuştuk,güldük,dedikodu yaptık.tüm arkadaşlarım beni güzelleşmiş buldu.kimbilir belkide aşktandır dedim:)
5 tane yıllardır görüşmeyen kızın biraraya geldiğini düşünün.yığınlarca konuşucak şey var tabii.hüzünlü anlar,anılar,geçmişteki çocukluklar,gelecekteki kararlar,hatalar,yaşanan aşklar....
bi yığın şey.tabiiki yetmedi süre.benimde başka bi işim olduğu için saat 6 civarı onlardan ayrılmak zorunda kaldım ama aklım onlardaydı elbette.
yeniden görüşmek için sözleştik ve bunu daha sık yapmaya karar verdik.messenger zaten ilşkileri mecburende olsa kopartmamaya yarayan bi buluş.iyikide öyle.ben şu aralar çok memnunum kendisinden çünkü beni özlediklerimle kavuşturdu.
işimi hallettikten sonra carousel mangoya gidip arkadaşım için aldığım bişeyi değiştirip kendime bi kazak aldım.onada beyoğlundan başka bi hediye aldığım için değişim şansımı kendimden yana kullanarak krem rengi bi kazak aldımne de olsa bir doğumgünü kızıyım ben.sonrada koşar adımlarla eve geldim ama okadar yorulmuşumki.tüm gün sokaklarda olmamdan dolayı güzel bi uykuya teslim ettim kendimi.

ve bugün...sabah işe gidip yönetimden içeri girdiğimde odama yayılmış balonlarla karşıladı arkadaşlarım beni.sevgili arkadaşım zeynep erkenden gelip küçük pastalardan almış.masanın üzerine mumları koymuş ve etrafta üzerlerinde -günaydın ve iyiki doğdun yazan balonlar.çok hoş bi karşılamaydı doğrusu:)))
hediye olarak büyük koyu kahverengi deri bi çanta almış.çok şık çok güzel bi çanta.çok beğendim.böle mutlulukla pazartesinin rehavetine kapılmadan ilerliodukki rusyadan yeni gelen patronumuzun isteğiyle pasta almışlar tekrardan.
öğlen zeynep çay içermisin diye sorunca ben kahve istiorum dedim.normalde çayı kahveyi getiren ablamız var ama o yukarı çıkıp kendi alıcak zannettim.yukarı bi çıktı elinde koca pastayla yine odaya geldi:) ve ben yine çok şaşırdım.torpil geçildi hakkaten doğumgünüm diye düşündüm.sonra kendi odasından çıkan patronlarımızdan biri ve diğer arkadaşlarla bi mum üfleme ve pasta kesme seansımız daha oldu.resimler çekildi ve patronum bana armaninin bi parfümü hediye etti.herkese çok teşekkür ederek günümü bol bol şımararak geçirmeye başladımki üstüne bi de müstakbel kayınvalidem aramazmı.bu da bonusum oldu yaniii
sağolsun incelik yapıp aradı,doğumgünümü kutladı.hatta bana nerde ve saat kaçta doğduğuma dair sorular sordu.çok komik ama ben nerde doğduğumu bilmediğimi anladım bu soruyla karşılaşınca.emin olmadığım bi biçimde beyoğlu dedim.bu seferde hangi hastane diye sordu.bende gerçekte bilmiorum hiç merak etmedim sanırım dedim.o da benim heycanımdan dolayı belki hatırlamadığıma kanaat getirdi ama ben ısrarla yooo hayır gerçekten bilmiorum dedim.:)azıcık utandım elbette.hatta telefonu kapadıktan sonra annemi arayıp sordum.meğersem hakkaten bilmiomuşum ve neden bilmediğimide bilmiorum ama ben beyoğlu diil bakırköydeki hastanede doğmuşum.külliyen sallamışım yani.nüfus kütüğümüz beyoğlunda olduğu içinmi böyle aklımda kaldı bilmiorum ama baya iyi salladığım ortaya çıktı:))
sevgili müstakbel kayınvalidem bana uzun ve mutlu bi ömür diledi.sağolsun...
annem ananemlerin bazı işlerinden dolayı evde diil bu akşam.ama sevgili babacım gelirken pastamı almış.akşam yemeği için patatesli omlet yaptım hemencecik babam gelene kadar.öndende bi tarhana çorbası.yemekten sonra çaylarımızla beraber yedik pastamızı.
velhasıl kelam 3gün 3 gecedir kutluyorum doğumgünümü.asla unutmucağım bi yıldönümü oldu bu benim için.düşünen emek harcayan herkese çok teşekkür ediyorum burdanda tekrar.gerçi hiçbirinin haberi yok bu blogtan ama olsun.herkesin eline yüreğine sağlık.
ben el kadar bebecik olarak yeni doğduğum için yani birazcık uykum geldi.her doğumgünümde olduğu gibi bu yıldada allahımdan güzel,huzurlu,mutlu ve sağlık dolu bi yıl diliyorum sevdiklerim ve kendim için.
nice mutlu yıllara inşallah...

20 Kasım 2007 Salı

ruhumun aydınlık istanbulun karanlık günleri

>

koşturmacalarla geçen bi yığın günden sonra yazmak zor gelio aslında.aklımda bisürü şey...bi türlü şu işi günlük yapmayı,hep sonraya ertelememeyi beceremiorum.ama bu arada diğer blogerları takip etmektende geri kalmıorum elbette.gözüme çarpan ilk şey ise herkesin ama herkesin çok yoğun olduğu.sık güncellenen siteler güncellenmez olmuş.herkesin bi işim gücüm var benim hali mevcut.bilemiorum belkide popülerlikle alakalıdır.yani herkes tarafından bilinip tüm listelere adlar yazılınca belkide daha fazla çaba gerektirmiodur bu blogculuk olayı.

neyse.en azından takip ettiğimiz sevdiğimiz blogerların daha fazla yazmasını diil,eskisi gibi yazmasını diliorum...


2 gündür zuhal taraflarındayım.hava ya hep yağmurlu yada ha yağdım ha yağıcam modunda.ve bana kalan tek şey böyle havalarda zuhal olcay dinlemek oluo.


"uzak bi telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın"
"çünkü ayrılıkta sevdaya dahil,çünkü ayrılanlar hala sevdalı"


gecenin öteki yüzü adlı filmde:" madem ateşin var...neden duruyosun karanlıkta."...diyor müşvik kenter deniz kenarında ağlamaklı duran zuhal olcaya...


şimdi şu havada üçlü bi koltuğa uzanmış üzerinde inceden bi battaniye,yanında sıcacık ince belli bardakta çay ve tv de herhangi bi zuhal olcay filmi olucaktı.herhangi diorum çünkü izleyipte keyif almadığım hiçbi filmi yok.ahh şimdi evde olmak vardı.evde olanlar mutlaka bugünün kıymetini bilin noolur...

evi seven biri için çalışmak o denli zorki...aklımda hep sıcaklığının hayaliyle günü bitirmeye çalışmak...çok ama çok zor.


kısaca haftasonumdan bahsediyim artık


tahmin edildiği üzere herşey çok güzel ve olumlu geçti.cumartesi sevgilim bize geldi.bende onlara pazar günü gittim.bazı küçük aksilikler oldu tabiii onun gelişindede,benim gidişimdede.


mesela bakırköy yolunda,istanbul caddesinde anlamsız bi trafik kilitlenmesi olduğu ve çiçekçininde tam bu bölgede olması itibariyle sevgilim tam 2 saat gecikti.yolda bi paket sigara içmiş tabii sinirden stresten.ilk defa gittiği biyere 2 saat rotarlı gitmesi bizim için sorun olmasada onun baya bi canını sıkmıştı.neyseki böyle şeylere önem veren bi ailem olmadığı için yemek çok sıcak bi biçimde geçti.ilerleyen dakikalarda türkiye maçınında olması itibariyle zaten varolan kaynaşma havası yerini dahada ötelere bıraktı.en s0n gördüğüm şey hepsi bizim 3lü koltuğa sıralanmış ellerinde pasta ve çay pür dikkat maça bakıp yorum yapıolardı.ilerdeki hayatımız böyle bişi olucak zaten.yalnız üçüde birbirinden cins.biri fanatik fenerli,biri fanatik beşiktaşlı,diğeride gs li.neyseki maç milli idi de sorun çıkmadı:)


pazar günü için giyinip hazırlandıktan sonra çiçekçiye doğru yola çıktık.arabaya bindiğimde içindeki tüm lambaların açık kaldığını görünce hayret dedim abime nasıl olduda akü bitmedi.çünkü normal şartlarda 24 saatten fazla kalan ışıklar arabadaki aküyü yer bitirir.ama enteresan biçimde çalışıverdi araba.ilerleyen dakikalarda çiçekçiye uğramak için arabayı park haline aldık.ben abimin eşiyle çiçeği yaptırmaya gittim.3 tane kadın söz için çiçek alıolardı.kararsız kalınca ben sevgilimin bana getirdiği çiçeğin çektiğim resimlerini gösterdim satıcıya.ve ufak bi yalan söyledim.dedimki ben bu çiçeği şu çiçekçide şu fiyata yaptrıdım.şimdi aynısını istiorum.


adam hırsmı yaptı nooldu anlayamadım.ortaya bi çiçek buketi çıkardı ki yemin ederim söze götürülen çiçeklerden yani.hatta ordaki 3 kadında yapma çiçekten vazgeçip canlı almaya karar vermişlerdi en son ben çıkarken.neyse biz memnun mesut çıkınca çiçekçiden doğru arabaya koştuk.bu arada yağmurda başlamış vıcık vıcık çamur olmuş hertaraf.ayağımda topuklu süet çizmeler.kokoşluğumun hat safhasındaydım ki olabilicek en kötü şey oluverdi.arabaya bindikki o da ne!araba çalışmıo.hemen ufak bi tahminde bulunalım:evet akü bitmiş.bulunduğumuz yer okadar kötü ki trafiğin en civcivli olduğu yer.önümüzde araba arkamızda araba ve bizim arabanın boşluğa çıkartılması gerek.neyseki bi adamcağız bize yardım ettide güç bela çalıştı araba.bişey daha öğrenmiş oldum bu durumda.eğer arabanın aküsü bittiyse boşluğa salıp kendi kendine giderken çalıştırmak gerekiomuş.çünkü aküsü bitmiş araba bunun dışında asla çalışmıomuş.tabii eğer arabanız bi akücünün yanında bozulduysa sizi ananız kadir gecesi doğrumuş derim:)))

neyse ufak aksiliklerden sonra abim beni sevgilimin evine bıraktı.o da bende bayaca heycanlıydık. ne de olsa ilk defa tanışıoduk.fakat annesi beni öyle sıcak bi şekilde karşıladıki.kapıdan girince bana öyle bi sarıldıki ,sanki uzun zamandır görmediği birine sarılır gibi sımsıkı ve uzunca.açıkcası bu denli içten bi karşılama beklemdiodum ama sanki sevgilimin annesi bana hayatımıza hoşgeldin diyordu içten içe tüm davranışlarıyla.bi süre sohbet ettikten sonra o bize kahve yaparken bizde aldığım çiçekleri yerleştirdik.restauranta gitmek için dışarıya çıktığımızda taksiyi beklerken koluma girip yürümek istedi.taksideykende elimi avuçlarının arasına alıp canım benim diye sevdi.çok sıcakkanlıydı ve ben anladımki aramızda kayınvalide gelin ilşkisinden çok anne kız ilişkisi olucak ilerki yıllarımızda.en güzelide bu zaten diğmi?
KASABA RESTAURANT a gittik.herzamanki nezihliğindeydi yine.yemeğimizi yerken güzel güzel sohbet ettik üçümüz.sonrasında sevgilim beni bi taksiye bindirmeden önce yine sarıldık öpüştük memnun mesut ayrıldık.

sevgilimden öğrendiğime göre annesi beni çok beğenmiş.hem çok güzel,hemde çok aklı başındaymışım.saç rengime bayılmış ve asla değiştirmememi söylemiş.şimdiki kızların fotokopiden çoğaltılmış gibi sapsarı yaptırdığı saçlarını hiç beğenmediğini dile getirmiş.kısaca çok yakıştırmış bizi birbirimize ve çok beğenmiş beni.bende onu çok sevdim zaten.gayet hanım hanımcık bi kadın ve oğluna evladına çokça düşkün.allah ağzımızın tadını hiç bozmaz umarım.

herşeyin üstüste olması sebebiyle ve hepsininde olumlu geçmesi bende bi gevşemeye sebep oldu.pazartesi sabahı saat 9,30 da telefonumun çalan sesiyle uyandım.işyerinden arkadaşım zeynep arıo ve ben telefonu hangi densiz bu saatte beni arıo edasıyla uykulu uykulu açıorum.o da merak etmiş nerde kaldım diye.öyle bi hazırlanmışımki yolda yürüken tansiyonum zor yerine geldi valla.11de işe geldim o gün.ama tüm gün uykulu uykulu dolaşmaya devam ettim ve ertesi gündede öyle.sanırım fazla uyumak bünyemin dengesini bozdu.

nihayet bugün yani çarşamba gününde gayet iyiyim. güzel güzel tostumu yiyip çayımı içiorum.akşama yaprak dökümü
var reklamlarında gördüm yine kasıp kavuracağa benzio.

bu arada sevgilim bana habire residence adresleri yollayıp duruo.bu gidişle hakkaten onlardan birinde oturucaz galiba.yalnız ciddi anlamda çok güzeller.bi taneside hem istediğimiz büyüklükte(3+1) hemde güzellikte.fiyatıda öyle abartılı diil.yani diğer daire fiyatlarından daha yüksek elbette ama sonuçta residence yani bunlarda.bi iki yerden bilgide aldık nedir ne değildir diye.önümüzdeki haftalarda görüşmeye gidicez hatta örnek dairelerinide yakinen görücez.bakalım nasılmış ya da burdan göründüğü gibimiymiş.gerçi sevgilimede söyledim bu tip sosyal aktivitelerin olduğu lüks site yada bunun gibi residencelerde kira öder gibi aidat parası istiolar.kira derdimiz yok evimiz kendimizin derken bi de böyle bişeyle karşılaşmayalım yani diğmi.

hayata dair gelişmelerim bu ara bunlar işte.herşey çok şükür yolunda.normalde pazartesi doğumgünüm ama sevgilim cumartesi gecesi özel biyere yemeğe gidelim dedi.bakalım beni nereye götürücek.herkese sıcacık sohbetler ve dumanı tüten çaylı kahveli günler diliorum....


3 Kasım 2007 Cumartesi

istanbul seni mahfetmiş,ilaçlayıp berbat etmiş...

istanbulumun her yanı ticari zihniyetlerle doldurulurken,alışveriş merkezlerine bir yenisi daha eklenirken,fakir tedaviyle fln uğraşmasın direk ölsün diye düşünürek yığınlarca özel hastahane açılırken ,beyoğluna gitmek için eskiden insanların yaptığı gibi en şık kıyafetleriyle çıkmak yerine en paspal, en dökük, en piercingli, en rüküş kıyafetlerler giyerek piyasa yapmaya giderken,bulutların en karası tepemizde dolanırken yaşamaya çalışıoruz bu şehirde.
şehir kusuyo gibi fazladan aldığı ve almakta olduğu pis,görgüsüz,kabasaba insanları hergün.öyleki her boşalttığı yerde dahada beterleri bitiverio.onlar amip gibi çoğalıo ve artık yılların Perası oluo ipsizlerin mekanı Taksim...
yinede buna rağmen çekio insanları.bizde onlardan biriyiz işte.gitmeden duramayan,havasını almadan rahat edemeyen,arayı fazla uzatırsak özleyen 2 kişiyiz topu topu.e tüm insanlık bizimle aynı fikirde olmalıki bütün türkiye bugün taksimdeydi sanki yine.
heryer öyle kalabalıkki.en ucuzundan, en pahalısına her mekan,her market,her mağaza dolu.sürekli alıyoruz,durmadan tüketiyoruz.bugün kanyondaki bi mekanda duraklayıp tüketim çılgınlığına şahit olurken,gittiğiniz yere paltonuzu asmak için yanınızda mıknatıslı askılık taşımamız gerektiğini öğrenirken yada bildiğimiz koli bantlarının istanbul desenli olanlarına hayretle bakarken çokta fazla çıkar yolumuz olmadığını anlıyoruz.ewt durmadan tüketiyoruz,yiyoruz, içiyoruz.daha iyisi, daha yenisi, daha lüksü, daha teknolojiği derken eriyip bitiyoruz.cüzdanlarımız kredi kartı sliplerinden geçilmio halbuki eskiden cüzdanlar para konulan aksesuarlardı,artık diil.onlar sadece kredi kartı,müşteri kartı,nakit çekme kartı,yemek yeme kartı veya indirim kartı koymak için kullandığımız bi nesne.
bugün sevgilimle o herkesin dilinden düşürmediği Kanyon adlı alışveriş merkezine gittik.kanyon hakkında ne hissettiğimi söyliyim:Hiçbişey!!!
nekadarda abartıo insanlar artık.yani kanyonun diğer alışveriş merkezlerinden en büyük farkı bence çok soğuk ve esintili bi yer olması ki bu da benim için oldukça negatif bi durum.yıllardır alışmıştık soğuk havalarda bu tip yerlere sığınmaya.hadi yiyosa sığın bakalım kanyona.sığında gör gününü.donarsın valla.

bunun dışında mimarisi diğer muadillerinden oldukça farklı ewt ve güzel.adını sanını duymadığımız bi kaç tane mağaza var bundan farklı olarak.fiyatlar öyle abartıldığı gibi diil.baya büyük hayal kırıklığı bu bizim için.çok daha pahalı olmalıydı herşey mesela.ama diil.yemek yemek için bile doğru düzgün bi kaç mekan var hepsi bu.oralarda dolu ve çok cazip yerler diil.2 poz resim çektirdik buna rağmen o değişik mimarisinin önünde.toplamda zaten yaklaşık yarım saat kalabildik çünkü üşüdük ve sıkıldık sonrada atlayıp metroya daha bize ait biyere gittik.Beyoğluna,Dilek Pera ya.
mmm ben fajitas combo
yedim ki çok lezzetliydi sevgilimde yabani mantarlı bonfile.Dilek peranın en sevdiğim yanı bu.gözüde mideyide doyuran servisleri var ve lezzetli tüm yemekleri.gerçi ne zaman bişiler yesek her seferinde tuz miktarının fazlalığından şikayet edioduk ama bu sefer tuz miktarıda gayet iyiydi.sonra eskiden olduğu gibi megavizyona girdik kitaplara baktık ama ben de sevgilimde bişi almadık.Orhan Pamuklara başladım.onları okumadan başka herhangi bişeye kapılıp gitmek istemiorum.
sonra ilk defa cevizlibağdan metrobüse bindim.çok rahat herkese tavsiye ederim.trafik yanınızda kilit olmuş vaziyette dururken siz sevgilimin deyimiyle yağ gibi akıp giderken pek keyifli oluyosunuz.zaten yoğun olan trafiği bi de polisler ana arteri kapatınca dahada feci oldu bisüre sonra.kondolize rays hanım gidicek galiba herhalde ondan bu kapatma olayıda.kimbilir.istanbulda böyle şeyleri sorgulamak insana kafayı yedirtebilir.o yüzden susuyorum.
böyle işte.eve geldim.dün yaptığım cevizli kekin yanında çayımı içiyorum ve bunları karalıyorum.şimdide sigaramdan içtim bi fırtçık.yarın bi oda temizliği,. düzenlemesi yapmak niyetindeyim bakalım, kısmet...bi de yine yarın spor salonuna kaydolucam.bölgesel çalışıcam biraz. özellikle kalça kısmına.azıcık tabancalarım varda ondan.tabanca ne mi?tabanca basen bölgesindeki çıkıntılar.hani kovboyların silahlarını taktığı yerler vardır ya.bacakla basen arasındaki yer.işte orası benim tabancalarım.onlardan kurtulmam gerek zira önümüzde sözdü, nişandı, evlilikti fln bisürü süslü olunmayı gerektiren günler var.çalışmalarımıza başlayalım diğmi:)
yarında bi güzel yatar uyurum geç uyanırım hatta.nefis bi aile kahvaltısının ardından miskin miskin yaparım tüm bu dediklerimi.ama şimdi biraz kitap okumalıyım.okumalı ve öğrenmeliyim orhan pamuğun gözünden bu şehri.
ii geceler...
bugüne uygun bir şarkıyla sözlerime son veriyorum:
Pamela Spence...İSTANBUL

22 Ekim 2007 Pazartesi

evlilik teklifi

20.10.2007.......
hayatımın dönüm noktası...
asla unutmak istemeyeceğim son nefesime kadar hatırlıcağım muhteşem bir an...
bi kızı en çok mutlu eden şey...
sevdiğinden böyle bi teklif almaktan daha değerli ne olabilir...hiçbişey...dünyanın hiçbi nimetine değişilmeyen güzellik...
bu hafta sonu beni hiç ummadığım biyerde Bursada bekleyen müthiş bir sürprizle karşılaştım.hafızama, bedenime ve hatta her zerreme kazınıcak güzellikte bi teklifti üstelik.
çukalatalarla, kalplerle, güllerle ve gül yapraklarıyla bezenmiş bi evlilik teklifi...
bişeyi hiç bukadar canı gönülden tasdiklememiştim daha önce.O filmlerdeki gibi dizlerinin üstüne çöküp bana evlenme teklifi ederken ve bende kabul ederken kalplerimizin çarpışı metreler uzaktan duyulabilirdi.bana hayatıma birkez daha hoşgeldin dedi...bende hoşbulduk dedim...
okadar yüksek dozda duygu değişimlerim olduki bu haftasonu, düşünerek, her ayrıntısıyla yazmam gerek herşeyi ki ilerde birgün anımsama zorluğu çekersem bu sayfayı açıp tüm derinliğiyle okuyabilmeliyiz zira bu benim için çok büyük ve önemli bi mesele.
şimdi burada söylemek istediğim tek şey onu çok sevdiğim.kelimeler yetmicek bunu anlatmama ama yinede taa yürekten canı gönülden SENİ ÇOK SEVİYORUM ve her ayrıntısı düşünülmüş bu muhteşem haftasonu için çok teşekkür ediyorum,canım eşim....

17 Ekim 2007 Çarşamba

her haftaya bir film

geçen 3 hafta içinde sadece 3 film izleyebildim, izlenmek için bekleyen filmler arasından.her biride farklı moddaydı.her filmden sonra izlenicek yığınla film olduğu gerçeğiyle karşılaşıorum.sevgili arkadaşım zeynebinde bi film sapığı olması sebebiyle izlenilicek filmler bitürlü bitmio:)
gelelim filmlere:

21 GRAMS


ben uzun zamandır bekletiodum bu filmi izlemek için.sevgilimin divx listesinden seçimlerimi yaparken en çok bu filme odaklanmıştim.
film bence çok başarılı .zaten yönetmei Babilin yönetmeniyle aynı.yönetmenin izleyiciler tarafından kanıksanmış tarzı yine bu filmdede etkilerini gösterio.eş zamanlı yaşanan ayrı 3 hayat ve onların belkide hiç olmaması gereken biçimde kesişmesi.sebeplerinin ve sonuçlarının kişilere geri dönüşümü...
Halka filminden beğendiğim Aiden in annesi sarışın hatun çok ii rol kesio 21 Grams da.ki ben Halkadaki rolünüde çok beğenmiştim.
filmde bence en vurucu nokta en son noktası.beni duygulandırdı açıkcası.çünkü sean penn yatağında yatıp vaktinin gelmesini beklerken ölmek üzere olan bi insanın vücut ağırlığından 21 gram kaybettiğini söylüo.sadece 21 gram.kimbilir belkide 21 grama karşılık gelen insanın ruhudur.öldükten sonra giden ve geride bu rakamda hafiflik bırakan.ve içinden 21 gramın nelere eş değerde olduğunu düşünüo.bi parça çukulataya yada yavru bir kuşa denk gelebiliceğini mesela.ve sonunda soruo 21 gram ne kadar eder? dio...
bir kadının aynı anda hem kocasını hemde 2 kızını bi trafik kazasında kaybetmesinin ve ardından yaşanabilicek en yüksek dozda acının yaşanmasnın getirdiği acıdan kurtulmaya çalışma isteği.kendini uyuşturmak,acı çekmemek için hatırlamamak ve bunun için tek çıkar yolun eroin olduğu zannı.kocasının öldükten sonra organlarının karısı tarafından bağışlanması,o sırada kalp nakli için bekleyen adama verilmesi sonra bu kadının kocasının kalbini taşıyan adama aşık olması,birlikte ailesini yokeden adamı yoketme planları ve sonunda yine kalbine yenik düşen adamın vurulmasıyla birlikte ölümü ve geriye bıraktığı karnındaki bebek...

karışık gibi görünsede oldukça anlaşılır bi filmdi aslında.ilerleyen zamanlarda tekrar izlemeyi istiorum ben.

VOLVER


hani bazı filmler vardır.izlenmek için zamanının gelmesini bekler insan,uygun zaman.öyle filmler vardır ki öyle her boş zamanda izlenemez.ruhunuzun hazır ve mutlu olması gerekir bi kere.volverde bunun gibi filmlerdendi benim için.
Almodovar ın en sevdiğim yanı;birincisi kırmızıyı çok sevmesi ikncisi;penelope cruzu çok sevmesi.çünkü ben herikisininde hayranıyım.

ben bir erkek olsaydım şayet kadının güzeline diil anlamlı bakanına aşık olabilirdim.lakin anlamlı gözler hele hele böyle bi filmden sonra çok daha önem arz edio.gerçi sevgilim benimde bakışlarımın etkili olduğunu söylüo ama penelope kadar güzel gözlere sahip olmadığımın bilincindeyim.

4 kadının hikayelerini anlatarak kadınları nekadar sevdiğini bi kez daha biz seyircilere anlatan yönetmen yine yapıcağını yapmış.bi kadına kırmızı biber doğramak bukadarmı yakışır.ve şarkı söylemek.hernekadar kendi sesi olmasada okadar inandırıcı ki bukadar olur yani.almodovar penelopenin zarif siluetini bi parça bozmak için yapay popo takmış ama bu bile onun güzelliğini gölgelemeye yetmemiş.muhteşem oyunculuğuyla penelopeyi alkışlamak istiorum:)

BIRTHDAY GIRL


bu da ortalama bi filmdi bence.hani bol vaktin vardır da amaan şurdan elime ilk geçen cd yi açıp izliyim dersin ya öyle bişi işte.
başrollerinde Ben Chaplin ile Nicole Kidman oynuyor.nadia(nicole) john(ben)un yaşgününde bi internet sitesinden evlenmek için ülkesine çağırdığı ve daha öncesinde yazıştığı rus bir kızdır.birsüre birlikte johnun evinde yaşarlar.john site tarafından kandırıldığı düşünerek hergün düzenli olarak yetkililere ulaşmaya çalışadursun öte yandan kızı bi şekilde rusyaya geri göndermek istemektedir.fakat bunu nezaman kıza söylese yada belli etse kız onu cinselliğiyle baştan çıkartarak doyumun en üst zirvelerine ulaştırmaktadır.öyleki johnun işyerindeki arkadaşları bile ondaki farklılığı anlamaktadırlar.kızın ingilizce konuşamamasına rağmen mutlu bi hayat yaşamaya başlarlar taaki kızın akrabaları diye gelen 2 adama kadar.hoşnut olmamasına rağmen jonh bu üçlüyle bürsüre daha yaşar ve artık tahammül edemeyerek onlardan gitmelerini rica eder.bu iki adam ok derler ama aslında akraba diilde üç kağıtçı ve aslında nadianında aralarında oldukları bi çete olduklarından dolayı sabah uyandıklarında nadiayı bi sandalyeye bağlayarak eğer para bulmazsa kızgın suyu nadia nın üzerine dökmekle tehdit eder.işyerinde en güvenilir adamlardan olan john 2 tane gitar kutusuna para doldurarak bankadan kaçar.

çerez filmlerden biriydi yani.zaten neden bilmem ruslarla alakalı filmleri sanırım iklim şartlarının insanlara getirdiği tiplerinden ötürü olsa gerek pek sevmiorum.dillerinide sevmiorum.ruslarla alakalı sevdiğim tek film Terminal di. o da sanırım Tom Hanksten kaynaklanıodu.krakozya krakozya diyip duruodu garibim:)
böle işte.iki gündür hayat biraz daha güneşli.haftasonu bi kaçamak yapıcam bursaya gidicem.cumartesi işten biraz erken çıkıp otobüsle geçmeyi düşünüorum.pazarda dönücem ama bu sefer feribotla inşallah.sevgilimle güzel bi 24 saat geçiricez.planları var burasada neler yapılıcağına dair.hatta dağa çıkalım sen harleylerini giyde gel dedi ama güldüm kendisine daha neler dedim.inşallah bi aksilik olmazsa haftasonu güzel dakikalar bizi beklio.:)