sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2007 Pazartesi

grip- in- grip -out-

nane limon kabuğu bir güzel kaynasın aman hah hah hah hatta içine hatmi çiçeği biraz da çöre otu katasın aman hah hah hah hah ha hapşuu....


ilaçla 7 günde ilaçsız bir haftada geçen hastalığın adı nedir? bilin bakalım...
bilemedinizmi oysa ben olsam hemen söylerdim.
yanıt:GRİP!!!
ismi kadar küçük bişi olsaydı keşke.şu evredeki hali en çekilmez olanı.oldum olucam hali.cumaya gittim dönücem modeli.beklesememi gitsemmi durumu...
sabah hapşurukla başladım güne ee çok diil bi gün önce gribal enfeksiyon geçiren sevdiğimle birlikteydim elbette kepçeyle aldım kendinden mikropları.
ve fazla kuluçkuya gerek kalmadan yumurtlayıverdi grip.nur topu gibi bi kızımız oldu maşallah.burnu sümüklü bi kız...
hayra alamet olmayan hapşuruklarımın önüne geçmek için şu suda eriyen tozlardan edindim.tadı iğrenç ve ağızda garip bi his bırakarak terkedio insanı.içtim ama unuttum yan etki olarak uyku yaptığını.nasıl uykum var nasıl var ve bu yazıyı sadece ve sadece uykum açılsın diye yazıorum.dikkatimi başka şeylere vermek,odağımı değiştirmek için.
yemek yemişliğin verdiği rehavetide katınca içine muhteşem oldular.kolum kalkmaz oldu valla.ne şahane bi pazartesi.sanki sıkıcılığı yetmezmiş gibi bi de üstüne gribal geçirourum.ama inatçıyım yakalanmıcam kendiisine.üstümden geçip gidicek kalıcı hasar bırakmadan yollanıcak.
gripin içtim az evvelde.eskiden gripini suda eritmeden ööle sert sert içerdim.boğazımda binbir takla alatark giderdi içeriye.büyük eziyetti yani içmek ama arkadaşım sayesinde işini sırrına vardım.eriterek içilen gripin.
bakalım neler olucak gün içinde.tek istediğim uyumak ki ruhum zaten bunu yapıo şu anda...
konuyla bağlantısı yok aşağıdaki şarkının.sadece her derde deva gelen bu müthiş ilacın ismine sahip olmaları benzerlikleri.hadi dinleyelim..
böyle kahpedir dünya..

30 Ağustos 2007 Perşembe

içim çok fena

çok özlemiştim onu ve nerdeyse tam 1 haftadır görüşmüoduk.benim yazlığa gidişim ve onun bir günlüğüne gelmesini istemeyişim yüzünden haftasonuda görüşememiştik.normalde bugünki planlarımız arasında bi arkadaşımızın caddebostandaki doğumgünü partisi vardı ama son anda bi bahane uydurup vazgeçtik.yalandan kim ölmüş:p
çok sarıldım çook.bakırköyde buluştuk hezamanki gibi iş günlerinde kolayca buluşulabilicek tek mekan burası.havadar olsun diye madoya gittik sahildeki.içeriside fena diildi.çok kalabalık yoktu ve sakindi.yeni bi olay var madoda.gerçi belki başka mekanlardada uygulanıodur ama biz ilk defa gördük.peçeteliklerin üstüne klima kumandasına benzer yuvarlak bi alet var.üstündede 3 adet buton.birisi garsonu çağırmak için diğerini hatırlamıorum en sonuncusuda hesap lütfen demek içinmiş.ilk başta eğlence konusu olsada aramızda sonrada garson çağırmak için bağırmak yerine 2 nolu butona basıverdik ve garsunumuzda geliverdi.
bol ve yoğun çukulatalı dondurmalı browni ile karışık waffle yedik.ve yanındada sade kahve.hepsini yiyemedim waffle ın çünkü çok ağır geldi.kahvede çok acı gelince servis yapan kızı çağırdık biraz daha üstüne su koymasını istedim.sevgiliminde servisinin içinden bi çatal bi bıçak çıkması gerekirken 2 adet bıçak çıktı.onu değiştirmeye gitti kız fln derken bu bize bakan kız bi süre sonra 5-6 kişinin kolları arasında baygın vaziyette içeriye taşındı.sanırım fenalaşmıştı.üzüldüm haline hatta böyle olmasında bi parça kendimide sorumlu hissettim.kimbilir kaç tane sorunlu müşteriyle uğraştı gün boyunca.yorulmuş olabiliceğini,sinirli yada hassas bi döneminde olabiliceğini düşündüm.ve vücudunun bi anda kendini bırakıp pes ettiğini.o kız biz ordan kalkana kadar içerden çıkmadı bi dahada görmedim zaten.
saat 9 a doğru taksiye bindirdi sevgilim beni.tam ataköyün orada gözümün önünde bi şirket servisi arabası sarışın bi hanıma son hızla çarptı ve içim o anda kalktı kalktı kalktı.herkes doluştu tabii olay yerine. servisin içindekiler indiler kendi başlarının çaresine bakmaya çalıştılar evlerine dönmek adına.
ataköy hastanesi çok yakınımızda olduğu için kızı götürmeye karar verdiler.ama kızın çığlıkları çok fenaydı.yerde yatarken gördüm onu.annecim diye bağırıodu yüzü gözü kan içinde ve gözleri korkudan kocaman açılmış bi vaziyetteydi.ellerini, oynatamadığı ve külçe gibi kalmış bacaklarına attı ve onları düzeltmeye uğraştı.bunu yaparken kendinden geçmiş gibiydi.gözleri çok kötüydü kocamandı.kendimi okadar kötü hissettimki
onun adına çok ama çok korktum.aynı durumda olsam hayatımın ne yönde akıcağını düşündüm.kimleri arayabiliceğimi yada birini arayabilicek kadar şanslı olabilirmiydim.bütün hayatı değişicekti belkide.%90 dizden aşağısı kırıktı.kimbilir belkide omuriliğide kırılmıştı.travma geçirio olabilirdi yada beyin kanaması ciddi bi anomali yada.çünkü kafasından doğru çarptı minibüs ve savurup attı onu yere.belkide haytının geri kalanını felç geçiricekti.....
birsürü olumsuz düşünce doldu beynime.evime doğru devam ederken o yol hiç bitmicek sandım.içimde bi an önce eve ulaşma isteği ama öte yandan sanki gidemicekmişim korkusu.annem babam sevgilim...ciddi bi hayatımı sorgulama anıydı.dokunsalar ağlıcaktım o derece.aklım kızda kalmış vaziyette eve girdim ve şükrettim.
biraz iş yaptıktan sonra geç gelicek olan kuzenimi beklerken okuduğum kitaba başladım kahvemle birlikte.başladığım ilk bölümde adama araba çarpıodu ve kazayı sonrasında ayrıntılı olarak anlatıodu.bukadarını kaldıramazdım bende kapattım kitabı.
makineye atılıcak çamaşırlar ürettim kendime ve bir süre iş yaptım.sonra kuzenim geldi ve onada kızdım bukadar geç kaldığı, henüz yeni tanıştığı biriyle bu saatletre kadar nasıl kalabildiğini sordum.ya ben korkağım ya da o çok cesaretli bilmiorum ama yanlış olan bişi var ortada ki o da yeterince güven duymadığın biriyle gece yarılarına kadar birlikte olunmaması.
cahilce eski kafalıca gelebilir ama bence bu böle.çünkü istanbulun durumu malum ve çok açık.artık cidden herşeyden korkuorum... hatta bi tehlileyle karşılaştığımda yapabiliceğim şeyleri düşününce kendimden bile...
sabah olayı iş arkadaşlarıma anlattım.zeynep arayıp durumunu öğrenelim dedi dünkü kaza için.ataköy hastanesini aradık ve olayı anlattık.çok üzgümüm ama kız yoğun bakımdaymış.telefonu oraya bağlattık durumnuu öğrenmek için ama bilgi vermedi hattın ucundaki bayan.sadece yakınlarının aşağıda olduğunu onlardan bilgi alabiliceğimizi söyledi.içim daha çok buruk şimdi.ölümle boğuşuo şu anda ve bu onun kaderi.
içimden sadece ALLAHIM HAKKIMIZDA GÜZEL YAZILAR YAZ demek geçio.

15 Mayıs 2007 Salı

DONDURMA SORUNSALI ;-(












yani birşey hem bukadar lezzetli hemde bukadar tehlike arzedebilirmi?? benim için evet.her daim şişmemesine dikkat etmem gereken bademciklere sahibim.sıcaktan soğuğa yada tam tersi geçişlerde mutlaka bi boğaz ağrısı yaşıyorum.kendi yöntenlerimle, antibiyotiğe başvurmadan adaçayı, boğaz spreyi gibi yardımcılarla geçiriyorum ama eminim hiçbişey yapmasam anında şişicek.nedir bunun sorunu bilmiorum.ayrıca genetik olarakta zaten bir bademciğim diğerinden daha büyük.dolayısıyla yutma sorunumda var.öle kocaman dana gibi yiyecekleri tek hamlede yutamam.inat yapıp yutmaya çalıştım farzedelim bu seferde boğuluveririm ki geçmişte örenekleri vardır.mesele bigün teyzemlerdeyiz ben henüz okullu, saçları 2 yandan at kuyruğu yapılan, küçük bi ilkokul kızıyım.o gün okul çıkışı teyzemlere gelmişiz.kuzenimle evde top oynuyoruz, annemlerde ciğer kızartıyolar akşam yemeğine.o yılların meşhur dizilerinden hani seyretmesen olmaz yalan rüzgarı başlayınca onlar tv odasına biz ise oynamaya devam ettik.benim bu erkek kuzenim cabbardır.ikide birde mutfağa gidip ciğer kaçırmaya başladı.daha önce hiç ciğer kaçırma girişiminde bulunmamış olan ben de özenip ciğeri kaçırdım, ağzıma attım, tam gizliden yuttum dedimki ıhhhh hayır yutamadım.koskoca ciğer boğaz deliğimi tıkadı kaldı.nefes alamamaya başladım haliylen ve morardım.benim hırıltılarıma annemler koştu.hatırladığım sahne şudur ki o şok haliyle hemde ölümün ne demek olduğundan bi haber yaştayken dolayısıyla noluuo yaa modundayım.annemle teyzem beni anlayamadığım biçinde tuvalete sokup ters çevirdiler ve sallamaya başladılar.hayır sallanma kısmını anlayabiliorum o sarsıntıyla ciğer dışarı fırlar diye düşünüolarki çıktıda (hala bu yazıyı yazabildiğime göre ciğersiz yaşamıma devam etmiş oluorum :))anlamadığım şey nie ille tuvalete soktular beni.hani boğazımdan düşen ciğer etrafı pisletmesin derdindelermiydiler acaba.bunu bi türlü anlayamadım ama o daracık alaturka tuvalette ters biçimde sallandığımı çok net hatırlıyorum.o günden sonrada uzunca bi zaman hiçbişey kaçıramadım mutfaktan.korktum çünkü..heheyyyt şimdi ölemi ya..ne istersem yiyebilirim lakin soğuk olmamak kaydıyla.haftasonu yapılan bi dondurma hevesi boğazımın azizliğiyle sonuçlandı.şimdi gelsin yeşil çay gitsin adaçay.ooof offff.

ha bi de bu boğazla alakalı daha daha küçükken yürümeyi henüz daha yeni öğrenmişken gene boğazıma bişey takılmış gene aynı hikaye morarmaya başlamışım nefessizlikten zahar:)ne yapıcağını bilemeyen ve acemi olan annem beni kaptığı gibi apartmanın en yaşlı, bilge kişisine üst kattaki teyzeye götürmüş.teyze demiş tuğba boğuluo.teyze suratıma bakmış ben gülüorum.sanırım son gaz yukarıya çıkışımız hoşuma gitmiş.o hızla yukarı çıkarken beni belimden kavrayan annem bilmeden boğazımdaki şeyin dışarı çıkmasına sebebiyet vermiş.teyze bakmışki ben gülüorum kızım o düşmüş sen yukarı çıkana kadar demiş.komik iştee...

daha bisürü şey var bununla ilgili.zaman zaman hep yaşarım bu boğazda takılı kalma mevzuularını.hele hele kılçıklarla başım dertte.onlardan biri yanlışlıkla boğazımdan geçip yutmaya kalkarsam daha işin başında psikolojik olarak boğulucağımı düşünürüm.

4 -5 ay kadar önce malum boğaz ağrısı sebebiyle ailece gittiğimiz doktora annem:

-doktor bey kızımın boğazı çok küçük napabiliriz ?

diyince çok ama çok utandım.annesiz biyere gidemeyen ve derdini söyleyemen koca bi bebek gibi doktor bey bu kızın boğazı pek küçük....doktor amcası kızımızın boğazı pek minik hep bişi kalıo boğazında.oyoyoyo pekde tatlıymış aç bakiim ağzını fln formatında bi haldiki sormayın gitsin.çok utandım çünkü doktorum bana anatomi dersi vermeye kalktı annem sayesinde.tüm boğazımı bademciklerimi ağız boşluğumdan ağız mukozasına kadar herşeyi önce tıbbi bi kameraya kaydetti sonrada aldı eline cetveli anneme, bana, babama işte şurası şudur bu işe yarar bak bu acıo dediğin yer gördünmü bak hiçbişey yok.bence tamamen psikolojik ağrıo gibi gibi tamamen 10 yaş sınırı modunda erkenden alınmasına karar verilmiş bioloji dersinde gibiydik.

bişi diyemiosun tabii adam kaptırmış kendini anlatıo.gerçi ondan sonra hakkaten ilaçsız fln geçti boğazım.komik!!!! insan psikolojiside oldukça mühimmiş bunu anladım...


10 Nisan 2007 Salı

naturel

Pekala….
Şu dakikadan itibaren ben diyim steril yaşam siz ne isterseniz diyin işte onu uygulamaya koymuş bulunmaktayım.birileri bigün biyerlerde ŞİMDİ DEĞİLSE NEZAMAN? Diye sormuş.cevap kesin ve kati.HEMEN.!!!
Sigara paketimde 6 dal var içilmeyi beklio.onların hepsini bu akşam bitiricem ve yarın hiçbişekilde yeni bi paket almıcam.bunu buraya yazıyorumki yazdığımdan utanıyım ve asla sözümden dönmiyim.sigaranın bünyeme verdiği tahribatı yeşil çayla iyileştirmek istiyorum.ve yönümü doğaya döndürüp onun bize verdiği zenginliklerden yararlanmayı düşünüorum.
Haftasonu profilodan çıktıktan sonra bi aktara uğramıştım.daha önce mail yoluyla gelen bi reçete üstüne bikaç alışverişim oldu. biberiye,anason ve rezene gibi bitki karışımlarından birer kaşık tencereye koyuyosunuz üzerine bi litre su kısık ateşte pişiriosunuz sonra tezgaha alıp kapağınıda kapatıp 10 dk demlenmesini bekliosunuz.bi şişeye doldurup gün içinde bol limonla içiosnuz.hem vücuttaki yağları yakıomuş hemde şifadır sonuçta diyip kendinizi ii hissetmenize sebebiyet veriomuş.bu sondaki benim fikrim elbette.çünkü nezaman kendimi bilmediğim daha önce görmediğim otlardan yerken bulsam hastalıklardan arınıcağıma daha az rahatsızlanıcağıma mikroplara savaş açtığıma karar verir onu binbir şifa getiricek ümidiyle yerim.teyzem de şöyle der:benim elim diil fatma anamızın eliyle.işte tamda bu noktada ilahi gücüde katmışlığın verdiği rahatlıkla gerçekten arındığımı düşünürüm.ve bi şekilde memleketiyle bağını koparmış oraların tazeliğinden mahrum insanlar adına üzülürüm.nitekim istanbul herşeyiyle yapay bi yer oldu artık.hepimiz bunda hemfikiriz.bazen yol kenarlarında ısırgan toplayan teyzeler görürüm .hemen ana caddenin kenarında kendiliğinden bitmiş ısırganlar müzlimekler ve diğer adını bilmekten yoksun olduğum bitkileri.ama onların yeterince faydalı olmadığına inandırıorum kendimi.çünkü istanbulun tüm pisliği gazı egzozu üstündedir yapışmıştır.hani dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma deyimi vardır ya onun misali faydadan çok zarar vericeğine inanırım.ama kökünüzün bi kısmı batı karadenenize dayanıosa
ve hali hazırda hala bi şekilde oralara gidip o yeşilin her tonuna şahit olabiliosanız durum biraz değişir.klasiktir belki ama gerçektende sabah kahvaltıda yenicek domatesi salatayı biberi bahçeden kopartıp o ilk tazeliğiyle yemek gibisi yoktur.yada akşam yemeğine ne pişirelim diye düşünmek yerine bostana inip pazara gitmişsiniz gibi şöle bi göz atmak kadar keyiflisi yoktur.doğal Pazar önünüzdedir ve siz neyi nasıl ektiyseniz size onu verir.
Yumurta mesela.sapsarıdır tazecik yumurta.çünkü az önce yumurtlamıştır çil horozun karısı.sütmü o da evin alt karındaki ahırda saklıdır.osmandan alırsınız sütünüzü.yavrusu güzel gözlü buzağının isim annesi tarafından üzerine geçirilmiş (üşüttü hastalandı diye) hırkaya güler 2 okşar çıkarsınız mutfağa.etse karadenizin heryeri yeşillik.semiz hayvanlar vardır orda.etleri yağ bağlamamış olanlardan.tazeciktir taptaze her bi parçası.yumurtasını eksik koyduğunuz için kek güzel olmamazlık etmez.bir domates yeter yemeğinizi salçalı göstermeye.velhasıl doğaldır doğal olduğu gibi çok güzeldir.akşam üstü yorgunluk çöktüğünde ve güneş ağaçların arasından sızdığında dedenizin siz geliosnuz die astığı hamağa
yayılırsınız.artık kuş sesimi istersiniz ağaç hışırtısımı arada tek tük geçen 2 köylünün konuşma sesimi börtü böcek sesimi yoksa hepsimi…işte allah ne verdiyse kısa küçük uykulara geçersiniz bu doğal orkestranın eşliğinde…gözünüz sağa kayar.böğürtlenler toplanmayı bekler.ve siz hiç ama hiç üşenmeden vede üstelik dikenlerinin çizmesine aldırmadan elinizde küçük bi sepet toplamaya karar verirsiniz.elleriniz mosmor olur.ertesi güne kadarda çıkmaz.ama kimin umrundadırki manikürlü ojeli tırnaklar.sonra onlardan güzel bi reçel yaparsınız yada enfes bi kek.akşam çayıyla içilir.sadece bi tepsiden ibaret olan kek tüm komşulara nasip olur allahın kimsenin rıskını kısmetini kimseye vermiceğine ve bunun şaşmaz bi biçimde işleyen düzeninin bi parçası olduğuna bi kez daha hayretlerle bakarsınız.ve hayat böyle sürer gider.mutlu ve mesut…hayatın kısa basit küçük bi hadise olduğunu daha önce söylemişmiydim….
Ewt hayat basit küçük bi hadise….can dündarın dediği üzre…..

28 Mart 2007 Çarşamba

gripin meselesi


sevgili gripin üreticisi..
şimdi bu gerçekten her derde deva taaa babannemden kalma müthiş ilacı bukadar büyük boyutlarda imal etmenizin sebebi nedir?yıllardır süregelen bu gripin müdavimliğinden şu sıralarda vazgeçmeyi düşünmekteyim.sorarım size boğazları davul gibi şişmiş ve yapısal olarak zaten biri diğerinden daha büyük bademciklere sahip olan bi vatandaş ki o benim... nasıl bu koca ilacı tek hamlede başına bişi gelmeden yutabilir.hayır yani, anlamıyorum neden bukadar büyük.gripin severler olarak ben ve bikaç arkadaşım bizi gripin içme kabuslarından kurtarmanızı ümid ediyoruz ve hatta yalvarıyoruz.çokmu zor yaa.biraz küçültüceksiniz hepsi bu.bi saat düşünüorum içmeden önce.sürekli erteliyorum.ağzıma atıyorum taa boğazıma yerleştiriyorum.üstüne bol su serpiyorum ama ıhhh banamısın demio.direk geri gelio.ben itiyorum o yine geri gelio.cımbızla boğaz yolumamı yerleştirmem gerekio yani anlamadımki ben.yetkili merciii neresi?kime şikayet edicez.bi yardım edin bi el atın bu konuya allah rızası için yaa.aaaaaaaaaaaaaa