yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2008 Salı

bugün en miskin gün. akşam annemlere iftara gittiğimizde eve dönmedik orda kaldık.küçükken eve gelen, ailemizin önem verdiği misafirlerine annem kendi yatak odalarını verirdi.anlamsız bi şekilde buna sinir olurdum. sonra büyüdüm abim evlendi fln. bi baktım onlarda geldiklerinde annemlerin yatağında yatmaya başladılar.kıskançlığa, sinir olmaya devam. ee gün geldi devran döndü aldım kocamı yanıma bende gittim annemin evine. ewt sıra bendeydi. bende annemlerin yatak odasında yattım dün gece. kocacımla hemde ehehehe:)

neyse. annem sahur için kurduğu telefonu yastığının altına atınca telefon çaldımı çalmadımı bilmioruz fakat neticede sahura kalkamadık. mühim diil,susuzluk dışında. çok susadım ama cumartesi günkü kadar diil.

insanlar serap görebilirmiş o gün anladım. suya baktığım zaman gözlerim doluodu o derece yani.neyse akşama az kaldı.

yemekte hakiki kayseri mantısı var. sevgilim bi yerden siparişle getirtti. domates çorbası ve salata eşlik edicek yanınada.


sevgili patronumuz bir kez daha bizi şaşırtmayarak haber vermeden yurtdışına çıktı. çıkıcağından kazara haberim vardı ama zamanından haberim yoktu. bugün cebten aradığında çıkan kodun nereye ait olduğunu bulmak için herzamanki gibi internete başvurduk. çıkan sonuç: nijerya:s

nijerya. bizim patronumuz gibi bi adam nijeryada naapar. yani yardımsever, cömert bi insan olsa dicemki bir barış elçisi gönüllü yardımseverdir kendisi,ewt gidebilir. ama yani nijerya ya. herhangi bi ticari ilişkiye pek de elverişli bi yer olmadığını biliorum. yoksa yanılıyormuyum.

hiç yapmadığı üzere ikide bi arayıp gereksiz sorular soruo. insan bu ve bunun gibi adamlarla yaşayınca anlam veremediğin şeyleri bi süre sonra anlıosun. mutlaka yanında bi adam var ve işiyle alakalı bişiler kanıtlamaya çalışıo ona.mesela ikide bi ithalatla alakalı direktifler verio bana ki gitmeden zaten konuştuğumuz ve beklemede olan şeyler bunlar. ya da yurtdışından gönderilicek olan gümrük dosyalarını gümrükçüye göndermemi söylemek için arıo fln. varış ihbarnamemiz gelmeden gümrükçüye niye dosya yollayalım , gelmeyen malın evraklarını gümrükçü naapsın. ama işte deminde dediğim gibi orda yanında bulunan kişilere hava atmak, bakın ben ne çok yoğunum bisürü işim gücüm var itibarını vermek.

burdan nijeryadakilere sesleniorum.kanmayın a dostlar bittikde okeye dönüoruz yane.işler kötü. nerden geldiği belli olmayan paralarla şirketi çevirip duruyoruz. okadar zamandır dönüoruzki başımız döndü, midemiz bulanıo .


patronumuzun yokluğundan yararlanıp yayıp duruoruz elbette. uyuklayıp duruoruz enbaşta. ya da onun odasında tv seyredioruz. zeynep kendi pc sinden düğün şarkıcısı adlı diziyi izlio bende bu esnada blog yazıorum. ramazanın verdiği göz açlığı ile yemek bloglarını gezip dişime yarar bişiler arıorum.


az evvelde anneme profiterol hamuru siparişi verdim. geçen hafta gece 3 buçuğa kadar çeşitli pişirme denemeleriyle hamurunu yapmaya çalıştım ama naptıysam hamurlar bi türlü kabarmadı.

www. yemeksenligi.com

sebebini cidden bilmiorum ki ben ilk defa yapmıorum. annemin evindeyken çok sık yapardık ve hiç böle bişeyle karşılaşmamıştım. sorunun fırından kaynaklandığına kanaat getirerek anneme sipariş verdim hamur kısmını. pişirip getiricek bana.

ramazandan sonraki ilk kalkınma planım kilo vermek.vermek vermek vermek.hiçbişeyin içine gerçekten giremez oldum.bi an önce bu dönemi atlatıyım istiorum. sitemize ait spor salonundanda dibine kadar yaralanıcam. kapalı yüzme havuzuda var.ne gerekiosa yapıcam ve kısa zamanda tüm bu fazlalıklardan kurutulucam.herkes muzaffer kuşhanı yerin dibine sokadursun ben onun çok sevdiğim, çalışanlar için çok ideal olan dietini uygulucam ki o söylemlerin dışında, içinde sadece karbonhidrat yada protein olan bi diet diil. sebzede var, ette, ekmekte.

dün akşam iftardan sonra dişçiye gittik. geçici dolguyu çıkartıp yerine gerçeğini taktı.şimdi aynaya baktımda miss gibi duruo. ramazandan sonraya randevuda aldım.bikaç tane daha var yapılması gereken.

35 dakkam kaldı çıkmama.insanın evi gibisi yok. bi an önce kollarına koşmak istiorum güzel ve tozlu evimin:)

25 Mart 2008 Salı

o sana gelmiosa sen ona git!!!


I WANT TO YOU!!!
bloglar arası yaptığım gezintiler esnasında boğazıma, yemek yapmaya, yeni yemekler öğrenmeye ve tarif biriktirmeye meraklı oldğumdan dolayı bazı sitelerde uzun zaman geçirmek zorunda kalıyorum.bunlardan biriside Joy OF Backing...muhteşem pasta,tatlı,tuzlu,kanape,krep ve adını koyamadığım tüm lezzetleri yaratan bu adamı saygıyla selamlıyor ellerinden öpüyorum.fakat;

fakat ordaki yiyecek görüntülerinden bi tanesi varki aslında kendisi bir içecek...işte ben ona uzun zamandır göz dikiodum.malzemeleri el altında bulunucak cinsten fakat biri hariç.

marshmallow....

hani halleyin,alpella ring in,eti pufun içindeki o yumuşacık dokusu olan şey var ya işte o.insanın yerken ağzını burnunu içine sokası gelio. öle yumuşak ve cezbedici bişi.

neyse joy efendi günün birinde bi tarif uygulamış,sıcak çukulatanın içine marşmelovları salmış ve ortaya şu görüntü çıkmış:


nezamandır bakıp bakıp duruoken dedimki kendime bugün:sıcak çikolata yoksa,kremalı kahven var,hazır marşmelov yoksa bakkalda eti pufun var.
hemen indim işyerime yakın bi markete.hindistancevizli eti puflardan aldım.üstüne kaşıkla sıyırmak suretiyle yedim,bisküvinin üstünde çırılçıplak kalan marşmelovuda sıcacık kahvemin üstüne çattadanak atıverdim.
hepsini bi çırpıda yedimmi?yedim
afiyet oldumu?oldu
ohh canıma değsinmi? değsin

ohh ya resmen içim rahatladı,huzura kavuştum.:)
yazıyı yazıpta onaylarken çok sevdiğim iş arkadaşım zeynebin geçen gün sabah elinde getirdiği o koca çiçek buketindeki lilyumumdan iki yaprak kendini aşağı attı.anlamsız belki ama nedense onu öle düşerken görünce birdenbire üzülüverdim şimdi.:(


kısaca haftasonumuzuda hemen yazmalıyım gelecek günlerde hatırlamak adına;

efenim haftasonumuz aile saadeti içerisinde, sevgi yumağı vaziyetinde bol yemekli ve neşeli geçti.

cumartesi günü herzamanki gibi sevgilimle buluştuk ve nişanımızın yapıldığı yere resimlerimizi almaya gittik.anlaşmamız dahilinde 40 adet resmimizi albüm haline getirilmiş vaziyette aldık alamasınada resimlerin arkalarına koydukları fonlar berbat ötesi.hatta okadar varoşsal bişi ki oturduğumuz yerde bakıp bakıp gülmekten kırıldık.kalbin içinden geçen oklarmı dersin,koca bir gülün arakasına gizlenmiş fotoğrafmı dersin, yada en ama en favorimiz olan sevgilim eğilmiş elimi tutarak poz verirken arkamızdaki aynaya yerleştirilmiş benim hayalete bezneyen resmimizmi...

okadar amatörce çalışmışlarki anlatamam,baktıkça güldük,güldükçe baktık.dün yapabildiğim kadar pc deki bi programla rötuşladım hepsini,daha bi adama benzediler.hayır kendi halinde bıraksaydı ya resimlerimizi. bu abidik gubidik şeylerle süslemek niye.

neyse ordan çıkıp stüdyo fotoğrafçımıza gittik.asıl şahane olucak resimlerimiz için seçim yapmaya.fotoğrafları çekilirken baya bi kasılsakta güzel pozlar yakalamış yinede.20tane fotoğraf seçtik bize verdiği listeden.henüz photoshoptan geçmemiş çıplak halleri bile güzeldi.iş bittikten sonra baya bi güzel olucağa benziyor.

zaten güzel olmamasına imkan yok.zira 26 adet fotoğraf,bir adet büyük boy çerçeveli foto ve içinde resimlerimizin olduğu cd nin maliyeti 375 ytl.

bundan sonraki hayatımda fotığrafçı olarak köşeyi dönmeyi düşünmeye başladım doğrusu:)

sonrasında sahildeki Atatürk Evini gezdik birlikte.
burası Atatürkün Selanikteki evinin birebir örneği.onun dışında hiçbi yaşanmışlık yok.sadece temsili.içeri 10ar kişilik gruplar halinde bir öğretmen eşliğinde girdik. o bize anlattı, bizde dinler gibi yaparak evi gezdik.
evde Atatürk'e gerçekten ait olan yegane şey duvarda asılı olan kendi el yazısıyla yazdığı vekaletname.onun dışındaki herşey semt halkı tarafından bağış usulüyle oluşturulmuş eşyalar...

kültür turumuzdan sonra sahilde kısa bi tur atarken bişiler yemek için bi kafeye girdik.sevgilime söylemesemde ve sonradan farketmiş olsamda burası benim uzun zamandır gitmeyi arzu ettiğim yerlerden biri çıktı.

şöyleki;geçen gün kankime telefon açıp dedimki;arkadaşım bigün haftaiçi işe gitmeyip şöle boydan camları olan ve manzarası denize bakan biyerde oturmak, kahve içip sohbet etmek istiyorum dedim.

sahildeki mekandan içeriye girip geniş koltuklara oturduğumuzda,denize ve ambarlı limanına doğru kah giden, kah sırasını bekleyen gemilere bakarken içim huzurla doldu,çünkü dileğim olmuştu.

boydan boya camlarla kaplı,önü kesilmez bu uçsuz bucaksız denize bakarken ilk önce keşke dedim başka bişey dileseymişim eşref zamanıymış bak işte oldu,ama sonrasındada düşündümki böle bi huzurun insana getirisi oldukça fazladır, daha fazlasını istemem...yanımda sevdiğim varken ,başımı omzuna huzurla koyabiliosam,mutluysak,huzurluysak...daha ne olsunki daha ne isteyebilirmki...


ve pazar...

pazar günü sevgilim,annesi ve ananesi bize sabah kavaltısına geldiler.özenli hazırlanmış güzel bi kahvaltı sofrası için bi gün önceden ben tahinli çörek yaptım, annemde yumuşacık poğaçalar,ve çeşitli kahvaltılıklar...


bol sohbetli uzun bi kahvaltı yaptık nişan sohbeti eşliğinde.kahvelerimizide içtikten sonra hep birlikte bu sefer benim ananeme gittik,ananeleri kaynaştırmak için.çokda iyi anlaştılar doğrusu.ananemde birsürü hazırlık yapmış.börekler, dolmalar, salatalar....akşam üstüne doğru yine bi masa kuruldu, yendi, içildi. bu esnada diğer akrabalarımızda eşlik ettiler bize.teyzemler,yengemler gibi...

biz arada bahçeye kaçtık sevgilimle.kalabalık aile ortamlarına alışık olmadığı için sıkılabilme ihtimaline ve sigara molasına ihtiyaç duyabiliceğinden aralarda molalar verdik birlikte.bahçede o sigarasını içerken bende resim çektim...


ve en son onları evine bırakıp bizde kendi evimize döndük.ben baya bi yoruldum tabiiki bu zaman zarfında.evde, ananede masa hazırlamak, toplamak, çay servisi fln yaptım habire onca kişiye...dolayısıyla yoruldum.
ama değdi.çok güzel 2 gün geçirdik.ve tecrübeyle sabitledikki biz artık kooooskocaman bir aileyiz....:)

25 Şubat 2008 Pazartesi

bahar ve haftasonu

alsalam alikom...
bir ithalatçım böyle selam verio bana.suriyelilerin selamı.ne desem bilemiyorum.ve aleyküm selam en uygun düşeni galiba diyorum her defasında:)


işte yine başladı isyan zamanları.bahar geldi çattı kapımıza.inanılır gibi diil halbuki geçen hafta karlıydı hava.güneş görmeyen yerlerde hala var üstelik o yağan kardan geriye yadigar.cemremizde düşmüş üstelik bundan sonra kar yağsada tutmazmış öle diyolar, dediğim zaman babam 1986 senesinin martında yağan o acaip karı hatırlattı bana.eh ben pek hatırlamıorum elbette.küçücük bişeydim nihayetinde.içimden geçen bidaha kar yağmaması üstelik.ne karı, ne yağmuru, ne çamuru bahar gelsin artık baharr..

haftasonu ilkbahardan çok sonbahar havası hakimdi istanbula.sahillere yakın oturmayan yığınlarca insanlar gibi bizde atladık arabamıza ailece ilk aklımıza gelen yere doğru yöneldik.Florya Sahili....

bahara susamış tüm avrupa yakası sakinleri olarak sanırım hepimizin direksiyonu o tarafa yönelmiş.floryanın girişinden sahil girişindeki otoparka kadar uzun bi konvoy vardı ve üstelik park yeride yoktu.ani bi kararla hemen geriye döndük.bakırköy sirkeci sahiline çıkınca nereye gitsek diye düşünürken kendimizi eyüp sahilinde bambaşka bi trafiğin içinde bulduk.ve yine otopark problemiyle karşılaştık.heryer insan ve araba dolu.dışarıya çıkmak, şöle biraz nefes almak, bahar havasını içimize çekmeyi istemek bize haram oldu desem yeridir.günümüz yollarda ve beyhude çabalarla geçti ve gitti.trafikten kurtulduğumuzda teknede balık ekmek satan biyere kelimenin tam tabiriyle sığındık.sanırım yıllar yıllar önce gerçekten küçük bi kızken yemiştim en son bu şekilde balık ekmek kombinasyonunu.ne lezzetliymiş,ne şahaneymiş çatal bıçakla yediğim lüx restaurantların afilli balıklarından nekadar farklıymış. damağımdaki tada uzun süre inananamadım doğrusu.tekne alabildiğine salaş ve balıklar çok ucuz.balığın cinsi ise uskumru...bidahakine yine yemeyi düşünüyorum ve tadını bilmediğim yada unuttuğum bu tarz salaş lezzetlere burun kıvırmıcağıma söz veriyorum.


bu arada cumartesi günü sevgilimle bitimine az kalan evimizi ziyarete gittik.bizimle ilgilenen bayan ordaydı ama satın aldığımız gündeki kadar ilgili,canayakın ve sevimli diildi.hatta biz evimizin içini görmek istiyoruz diye söylediğimizde biraz bozulur gibi bile oldu denilebilir.satın aldık ya iş bitti.cici davranmasına gerek yok aklınca...
evimizin peyzaj çalışmaları başladığı için bina önleri ağaçlar için kazılmış.kız önde biz arkada giderken aa dedi girişlerin önü kazılmış hay allah maalesef içeri giremicez fln dediki sevgilim atladı.toprağın üstüne basarak gidebileceğimizi, buraya evi görmeye geldiğimizi, görmeden gitmenin anlamsız olduğunu falan söyledik ve birazda zorlada olsa nihayet içeriye girdik.
evimizin iç dekorasyonları büyük ölçüde bitmiş.ankastre eşyalar getirtilmiş ve takılmayı bekliolar.onun dışında girişteki gömme dolabımız ve giyinme odası dolaplarımız takılmış.işçilik süper.kızla konuştuk biraz.normalde şartnamede yazan ağustostu ama söz verilen tarih mayıs 30 du.yani müteahhit derseki kardeşim teknik şartnamede ağustos yazıo ben kendi insiyatifime göre mayıs dedim ve olmadı yetiştiremedim.işte ozaman hiçbişi deme şansımız yok.ama kız hala bu sözlerinin geçerli oldğunu bu hızda giderse hiç bi sorun olmadan söz verdikleri gibi mayısta kokteyli bir açılışla teslim edeceklerini yineledi.nihayetinde piyasaların durumu malum özellikle emlak piyasasının.eğerki teslimat için evlerin satışından gelicek paraya ihtiyaç varsa piayasaların durumundan dolayı bu biraz gecikebilir elbette.ama kız bunun böyle olmadığını geride kalan evler satılmasa bile bu projeyi bitirmeye güçleri yettiğini fln söyledi.bizde rahatladık ve mutlu olduk:)bi an önce evimize kavuşalım istioruz ki anca ozaman evlenebiliriz.
ordan çıktıktan sonra yine havanında güzel olması sebebiyle gelecekteki semtimizi biraz keşfedelim dedik.ve çok ama çok sevdik mahallemizi.sokakları temiz,insanları nezih,etrafı sitelerle çevrili insanın içini açan ferah bi yer.üstelik bi insanın ihtiyacı olan herşeyde var etrafta.bolca kuaför var mesela:)
biraz dolaştıktan sonra sevgilim bana magnumun karamelli çukulatasından aldı ve mutluluğum bir kat daha arttı.ama açlığıma iyi gelmediği için yeni semtimizde ilk yemeğimizi yedik.sonrasındada yavaş yavaş evlerimize geri döndük.
dönüş yolunda kotona uğradım ölesine.ve daha önce görüp beğendiğim alsammı almasammı diye arada kaldığım ama sonrasında tüh keşke alsaydım dediğim bi elbiseyi nerdeyse %70 daha uyguna şanseseri görünce hemen satın aldım.biraz ilerleyince tefalin mağazasındada tart kalıplarının indirime gördüğünü gördüm ve onlardanda bi tane aldım.ama kendi evim için.eşime güzel tartlar yapabilmek için:)
eve gittiğimde abimler bizdeydi.yeğenimde gelmiş.oynadık bol bol sevdim onu gıdısından, yanaklarından.hayat hep böle güzellikte gitsin istedim ve şükrettim sonrasındada...

19 Şubat 2008 Salı

öğlen yemeğinde 2 bakliyat aynı anda yapılırmı?

yapılmaz.yiyen var yemeyen var.boğazına kadar bakliyata boğulmak isteyen var istemeyen var.hadi kendinde diildin ve böle bi hata yaptın.bari lezzetli yap.

kuru fasuyelerin tüm kabukları dışarda.aşırı salçalı ve yağlı.gereksiz bir kalori yığılması.yanındada iyi pişmemiş gibi duran pirinç pilavı ve tatsız bir kıvırcık salata...

sevimsizmi sevimsiz bi yemek.hani derler ya yemeği birazda güzelleştiren şey içine sevgide katmaktır.sevginin kırıntısı yok şu yemeklerin içinde.

aslında bugün diete başlıcaktım ama iş arkadaşım zeynep tropikal meyve geçidi yaptı bugün bize.hindistan cevizi,kivi,armut getirmiş.yarında anans getiricek dilimleyip.

yanlış hatılamıomuşum hindistan cevizinin aşırı kalorisi varmı.100 gr da600 kalori.hem pisliğine yemiş gibi oluosun,hem ne şekerini tatmin edio ne karnını doyuruo.gereksiz buluorum bu meyveyi diyet zamanı özellikle.

ananasta 100 gr da 51 kalori varmış.güzelll

kendime bi diet listesi hazırladım excel de.bir listem olursa daha disiplinli olabilirim kanaatindeyim.nişanıma pek fazla bişi kalmadı.acilinde 4 kg vermeliyim.




(olsada yesek şööle güzelinden)

7 Şubat 2008 Perşembe

gündem....



güzel bir gün....bende tam kendimi kandırmak üzereydim aa işte bahar geldi ohh ne ala diye.ama sabah dışarı çıktığımda anladım acı gerçeği hava buzz ve benim gibi zürafanın düşkünü beyaz giyer kış günü... trençkotumla çıktım dışarı.allahtan içimde kazak var da donmadan işe gelebildim.az öncede milliyette okudum haftasonu dahada buzz havalar misafirliğimize geliomuş.hemde yatıya :s

şirketimize adam gibi bi bilgisayarcı bulamadığımızdan her an bir virüse kapılıp gidebilir benim avare bilgisayarım.herzaman işlerimizi yapan bilgisayarcıyı değştirip yerine patronumuzun bi ahbabını getirdiler.bilgisayarlarımızda, internette ve kullandığımız paket progrmalarda ciddi bi yavaşlama ve kitlenme söz konusu idi.gelen ahbab ahbablığının rahatlığındanmıdır nedir sadece kullandığımız virüs programını kaldırıp yerine başka marka olanını yükledi ve gitti.fakat problemlerimiz hala devam ettiği yetmezmiş gibi bir de bu yeni eklediği virüs programının sürüm süresi dolmuş.yenisini satın almamız gerektiğini vurgulayan bi ibareyle karşılaşıorum her sabah.üstelik öyle bişeyki, eğer tamam satın alıyım seçeneğine basmazsam ve oranın internet sayfasına bağlanmazsam masaüstümden o sayfa gitmio.bende bugün yekten kaldırdım hepsini.artık virüs tarama programım yok.allaha emanetiz yani...ahbab baya bi gösterdi marifetini.meğer bize kısıtlamalı bir program eklemiş.denyo yaaaaa...
nette bi iki virüs programı araştırdım az önce fakat tam bi tanesini indiricem altta hakkında yazılanları okuyunca vazgeçiorum.biri muhteşem dio, biri pc yi kasıo dio, diğeri aa hemen indirin dio, diğeri hiçbi işe yaramıo trojenleri bile bulmuo dio.vazgeçtim...yüklemicem hiçbirini....
şu aralar deli gibi kızarmış yeşil domates tarifi arıorum internette.ama çokda içime sinenine rastlamadım doğrusu.bildiğimiz süt ,un ve yumurtalı bulamaça batırıp kızartıldığından bahsedilio ama benim gördüklerim daha lezzetli gibiydi sanki.nerdemi gördüm?filmde tabiiki)

(resim ayseyaman.blogcu.com 'a aittir)

geçen pazar günü anne kız kendimize film günü ilan ettik.arka arkaya 2 film izledik ki bunlardan biri KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER idi diğeride adı kapağı olmayan cadılı büyülü bi film.
KIZARMIŞ YEŞİL DOMATESLER
aslında tamda aile bağları arkadaşlık dostluk vefakarlıkla alakalı izlenilmesi gereken hatta tam anne kız formatında bi film.
hele kadının TOVANDAAAAAAAAAAAAA die bağırışı hiç aklımdan gitmio.:) filmde yaşlı bi kadın eski anılarını başka bi kadına anlatırken eskiden sahip oldukları kafede yaptıkları bu yiyeceği anlatıo.okadar canım çektiki arayıp duruyorum.kırk yılın turşuluk domateslerine bakıyorum şimdi pazarlarda.ve uygun bi tarif bulup yapmayı hayal ediyorum.

nişan tarihini kaba taslak kararlaştırdık ama bi parça keyfim kaçık bununla ilgili.aslında keyfimiz kaçık desem daha doğru.
sevgilimin eniştesi beyin tümöründen dolayı rahatsız.bi sene kadar önce ikinci ameliyatını oldu ve 6 ayı çıkaramaz diyen doktorlara inat bir senedir yaşıodu.ve çok hızlı üreyen bi tümör olmasına rağmen hiç bi büyüme göstermidu ki bu sevindiriciydi.fakat bir ay kadar önce ciddi bi nöbet geçirmesinden sonraki yapılan tahlillerinde bir ay önce ilerleme olmayan tümör, beyinde tam 7 yere metastaz yapmış.durumu kötü...kendi başına hareket edemio ve allah bilir ama çok uzun ömür biçemio doktorlar.yani onlara bakılırsa bi iki aylık ömrü var:( bu onların ailesini üzdüğü gibi benide üzüo dolayısıyla.sonuçta bu bi nişan merasimi olucak ve özendiğim bişeydi ama bu şartlarda çokda hevesim kalmadı açıkcası.çünkü ailede bi hüzünlü durum hakim haklı olarak.
yinede hayat devam edio dioruz ve planlarımıza ara vermeden devam etmek durumundayız.

yapıcağımız mekanı az çok kafamda okeyledim.yemekli bi nişan yapıcaz.aslında benim gibi hayalleri olan biri daha şaşahalı bişeyler düşünmeliydi ama bu sebeplerden dolayı çok daha mütevazi bi yere karar kıldık.15 mart'ı düşünüoruz vakit olarakta...bakalım hayırlısı...

bu arada nişan elbisemide bir tesadüf eseri olarak almış bulunmaktayım.

sevgilimle 2 hafta önce Capacity de gezerken Network ün önünden geçiodukki mankenin üzerinde bi elbise gördüm. ama hiç aklımda NETWORK ten elbise almak fln yoktu.ben daha abiye çalışan yerlere bakınıp duruodum doğrusu bu elbise için.neyse içeri girip o elbiseye ve diğerlerine bakınca bikaç alternatif çıktı ortaya.2 tane elbiseyi beğendim ama bu işi annemle yaparsam daha iyi olur diye düşünerek aklım elbiselerde çıktık ordan. tam bi kaç adım yürüdkki sevgilime dönüp ben o elbiseleri denemek istiorum çok beğendim dedim.içeriye girdik asıl beğendiğim elbiseyi giydiğimde çok güzel olmasına rağmen oldukça açıktı.yani sırt kısmı nerdeyse kuyruk sokumuma kadar geliodu bende ondan vzgeçip daha az önemsediğim diğer alternatifi giydim ki aman allahım okadar güzel durduki üstümde....hatta nerdeyse kumaşı üstüme koyup dikmişler gibi okadar benim vücuduma oturdu.petrol mavisiyle küf yeşili arası enteresan bi rengi var.kumaşı ipek saten ve güzel bi kuyruğu var elbisenin.okadar beğenince annemi arayıp yinede fikrini aldım ve hemen akabinindede satın aldım.

çok ani oldu ama okadar beğenerek aldımki bu kooskocaman yüktende şans eseri kurtulmuş oldum:)

şimdide güzel sıcak bi kahveyle öğle yemeğimizde verilicek olan pastamdan bi dilim aldım.hazır çinlilerde spring festivallerini kutlarken bende 15 günlük işyerinde dinlenme sürecine girmişken biraz keyif yapıyım:)

5 Şubat 2008 Salı

sanki çok iyi dinlenebiliomuşuz gibi hafta başlarıda olabildiğince yoğun ve can sıkıcı geçer.susmayan telefonlar, yapılamayan işlemler, sorunlu müşteriler, sorunlu iş arkadaşları hepsi ama hepsi bu malum sendromlu pazarteside yığılır kalır.

ohh çok şükür derken aslında bi sonrakine hazırlanır insan.hmmm bakalım bugün nolucak.halbuki çoğu güzel geçen haftasonumdan sonra ben kendimi çalışıomuş gibi hissetmiyorum.acı gerçek sabah işe gitmek için kalktığımda yüzüme vuruyo.aa diyorum kendi kendime ...ben çalışıomuşum:)

güzel, güneşli, neşeli bi haftasonuydu.doğumgünlerimiz vardı hem kuzenimin, hemde kankamın.kuzeniminkine bazı sebeplerden dolayı gidemedik ama kankamınkine intikal edebildik sevgilimle.

mekan galatada köprü altındaki fasıl mekanlarından biriydi.çok çok kötü olmamakla birlikte çokda iyi bi yer değildi.sevgilim rakının kötü olduğunu, tavuğunda değişik lezzette olduğunu savundu.genelde yaş ortalamasıda gençlerden oluşuo zaten.çalan müziklerde öle çok alaturka değildi.eğlendikmi? yaniiii. ne desem bilemiyorum.

aslında eğlenmedim ama kendimi eğlenmiş addetmek istiorum kankimin hatırına.

bazı kınanıcak olaylarda oldu mekanda.canım arkadaşım doğumgününe pastasız girdi.çünkü sevgilisi bu tip şeyleri düşünebilicek inceliklerden yoksun kalmış biri.benim canım sevgilim bile kızın pastasının olmadığını görünce kendince düşünmeye başlamış nerden alabiliriz diye.ama mekanın bulunduğu yerden dolayı bunu gerçekleştiremedik.

daha kötüsü yine bu şahıs, bu koca adam, bu herkese ahkam kesen yaratık o gece sevgilisinin doğumgününde sarhoş olarak kızı tüm arakadaşlarına rezil etti.şarap bardağını masaya devirdi kişilerin üstlerine sıçrattı,kendi üstüne döktü abuk subuk hareketlerde bulundu ve sevgilisi dışında herkesle yakinen ilgilendi...

üzüldük...çünkü o masadaki 15 kişide dahil olmak üzere hiçkimse canım arakadaşıma bu densiz adamı layık bulmuoduk bu da bize açıkcası dedikleri gibi KAPAK oldu...

zaten bitmeye ramak kalmış bi ilişki son damlayla nihayete erdi bugün.

herşeyin hayırlısı...
o gün yani cumartesi günü kankime hediye almak için fatihe gittik iş arkadaşımla.fatih çok uygun bi semt diil arkadaşıma hediye bakabilmek adına.ama lcw den çok cici bi baharlık yeni sezon elbise aldım.sevgilimle akşama doğru buluşacağımız için baya bi vaktim vardı doğrusu.arkadaşımla dolaştıktan sonra tatlı ve kahve molası için bi yere girdik.girmeden evvel arabayı parkettiğimiz yerdeki park görevlisini para vermemek için bozuk para yok diye atlatmaya çalıştık ama adam yemedi.halbuki yeseydi dönüşte kaçıcaktık park parası vermeden:)
allahın kaldırımını parsellemiş herzamanki gibi otopark mafyaları ve insan bu adamlara zırnık koklatmak istemio doğrusu:)neyse açmıyım ağzımı...

ben 2 haftadır hatta 3.haftaya döndü sigara içmiyorum.bıraktım denilebilir.çünkü sadece haftasonları türk kahvesi içtikten sonra bi tane yakıorum veya olmadı en fazla 2 tane.pastamı ve kahvemi içtikten sonra cidden sigara krizim tuttu.çünkü bütün hafta o an'ı beklio insan,o keyfi...

sigarayı bırakmak çok güç.açıkcası benim için tiryakilik diildi, tamamen keyifsel bişeydi ve şimdi bundan feragat etmeye çalışıorum.

bu yüzden paket asla almıyorum, almıcamda.sigara istediğimde illaki etrafımda içen biri olduğundan dolayı kaba tabirle otlanıyorum.ama o gün otlanıcak kimse yoktu yanımdaki iş arkadaşım sigara kullanmıodu ve tek sigara satan yerde bulamayınca mekandaki garsondan istedim.aslında genelde bu tip durumlarda mutlaka garson biyerden bulup getirio ama bu sefer baltayı taşa vurdum ve bulamadık.tam kalkıp dışarıya bakıcaktımki kahvem gelmiş bulunduğu için yapamadım.velhasıl kahve keyfime sigaramı ekleyemedim.

ama sonra arabaya dönünce bi büfeden tek sigaralardan aldım ve içtim ama noldu.hiç mi hiç keyif almadım doğrusu...

ayrıca garsondan sigara isteiğimde zaten yakında heryerde yasaklanıcağınıda bildirmeyi ihmal etmedi.kızıyorum bu olaya ki bırakmaya çalışan biri olarak kızıyorum.sonuçta artık hemen hemen heryerde sigarasız bölüm var ve en güzel yerler onlara ayrılıyo.2,planda bırakılan insan muamelesi görürken ve mekanların en kıytırık yerleri sigara içenlere ayrılırken ve sigara içenler bunada razıyken yani ses etmezken şimdide başbakan efendi kendisi sigara kullanmıo die heryerde içilmeyi yasaklıo.hatta açık alanlarda bile.hatta mekanında sigaralı bölüm ayıranlarada ceza geliomuş.iyide ONA NE!!! sağlığımıız bukadar düşünüyosa; insanlar önce geçim sıkıntısından,stresten,aysonunu nasıl getiricem derdinden,işsizlikten ,trafikten ölücek sigaradan değil..zaten bu bir kısır döngü diilmi.insalar strese boğuldukça sigara mikatarını artırıyomu?refah düzeyni artırmayı neden düşünmüo acaba bu bay...

çok anlamsız buluyorum bu yasağı ve tersine tepki vericeğine inanıoyorum.ebeveynlerinden habersiz sigara içen gençler kendisine yasak olmasına rağmen nasıl daha hızlı ve daha çok sigara tüketirse bence bu da aynı şeyi getiricek.yani nasıl olsa içerde içemicez diye ardarda 2 tane yakıcak tiryakiler.veya biyerlere yemek yemeye gitmekten kaçınıcak evinde keyifli keyifli tüttürmek varken.bu da mekanların boşalmasına sebebiyet vericek.

yani bu bir tiryakilik olayı.öle yasaklamayla biticek bişi diil.öncelikle kişinin kendisi istemesi gerekio neden bunu kimse anlamıo.yasaklamak sadece dahada artırıcak bence bu isteği.hee evt katılıorum keşke kimse içmese keşke hiç böyle bişeye bulaşmasak ama bu maalesef mümkün diil.bu yasağı sonuna kadar kınıyorum ve insanların özel hayatlarına saldırı olarak kabul ediyorum...

nerde kalmıştım unuttum.hah... kahve pasta molamızdan sonra sevgilimle buluşup taksime geçtik.8 gibi başlıcak olan programa daha saatler vardı.önce sinemayamı gidelim dedik ama vazgeçtik.bizde ayaklarımız ağrıması pahasınada olsa taksimi didik didik ettik.pasajlarına girdik çıktık aheste aheste.girmediğimiz dükkanlara girdik,inceledik,kurcaladık...

güzeldi.bazen öyle özlüyorumki o anları.hani şu hiçbiyere yetişme telaşımızın olmadığı anlar vardır ya nadirende olsa.tüm zaman sizin tembelliğinize adanmış gibidir.aheste aheste yürürsün caddelerde,otobüs kaçmış,tren gitmiş hiç umrunuzda olmaz.vakit boldur, bekleyen yoktur sevdiğiniz yanındadır..işte o an çok şanslı bi an bence.cumartesi akşamüstü böyle zamanlardan biriydi bizim için.

sıraselvilerde şanına uygun sıralanmış büfelerden BAMBİ de kaşarlı döner yedik.son yediğimizde midemize oturmuştu çok yağlıydı ama bu sefer tam kararındaydı herşey.starbucksta şekerini koymayı unuttukları bi latte içtim sonra...sonra ORHAN PAMUK tan bahsettik sevgilimle yürürken İstiklalde.


Öteki Renkler adlı kitabından bahsettik.biraz daha kişisellerinden bahsettiği bu kitabı okumak için sabırsızlandım doğrusu.mesela en sevdiği yerlerden biri bu sıraselviler caddesiymiş.o sıralamayı çok sevdiğinden bahsediomuş kendisi.Orhan Pamuğu okumanın yanında onu tanımanında keyifli olucağına inanıyorum ben.ama okuma sıramda henüz Benim Adım Kırmızı var.biraz daha beklicem yani.

sonrasındada partiye dahil olduk zaten.şu meşhur doğumgünü partisine.kuzeniminkine katılmayı çok arzu ettim ama onun düşüncesizliğine takıldı bu arzumuz.o yüzden onunla görüşemedik.

çok yorulduk hele ben ayağımda sivri topuk çizmelerle taka tuka yollarda yürümeye çalışırken baya yoruldum ama sevgilim yanımdaydı, eli elimi tutuyodu, gözleri bana bakıyodu ya işte bu herşeye değerdi, değdide, değecekte....




29 Ocak 2008 Salı

gecikmiş haftasonum

işlerimin ve özel hayatımın yoğunluğundan günlüğüme bişiler yazamaz oldum.halbuki taa geçen haftasonumun anısı duruyo kafamda.
uzun zamandır yapmadığımız bişeyi yaptık sevgilimle.bruncha gittik, gittik ki şehirlerarası yolculuk ebadındaydı ulaşımımız:)
avrupa yakasının bir ucundan anadolu yakasının diğer ucuna geçmek yaklaşık 3buçuk saatimizi aldı doğrusu.ama onca zorluğa değdimi?hemde ne kelime.

bahsi geçen yer benim daha öncede tecrübe ettiğim bi yerdi.dolayısıyla acaba nasıl bi yerdir diye bi sürprizimiz yoktu.tek kelimeyle muhteşem bi yer.
GÜZELCEHİSAR-OTAĞTEPE-TEPE RESTAURANT/CAFE ve TEMA KÜLTÜR PARKI

sabahın köründe kalkıp yollara düştükten ve hemen hemen tüm toplu taşıma araçlarını kullanarak nihayet ulaşabildiğimiz bu mekana ayak bastığımızda kurtlar gibi acıkmıştık.neyseki muhteşem bi açık büfe kahvaltıda bizi bekliodu.saat birde orda olmamıza ve brunch süresinin 2 de bitmesine rağmen yığınlarca kahvaltılık mevcuttu neyseki.

lezzetli kahvaltılıkların yanı sıra çeşit çeşit kekler cornflakesler,pasta ve hatta ev baklavası bile vardı.tıka basa doyana kadar yedik üstüne kahvelerimizi içtik,gazetelerimizi okuduktan sonra sevgilimin çok başı ağrımaya başlayınca daha fazla oturmadan dışarıya çıktık.

içi başka etrafı başka güzel bu yerden insan hemen kalkıp gitmek istemio elbette.hele hele bukadar uzaktan gelmişseniz.
burası her iki yakayı ve her iki köprüyü aynı anda bukadar yakınlıkta ve genişlikte görebileceğiniz nadir yerlerden biri.

hatta kahvaltıdan sonra hemen yanında bulunan TEMA kültür parkına giripte 2.köprüye elinizi değdirebilicekmiş gibi olunca insan dahada iyi anlıo.

alabildiğine muhteşem bir boğaz manzarasına hakim.ve bence istanbulda bukadar geniş kapsamlı bir manzaraya sahip başka biyer yok.

bu park önceki gelişimde ki sanırım ozamanlar yeni açılmıştı, daha bakımlıydı.bu seneler önceydi yaklaşık 7 sene önce fln.aslında parkın asıl amaçlarından biride manzarasının yanında çeşitli, değişik bitkilerin özenle büyütülmesi ve bakımın sağlanmasıydı ki her bitkinin yanında ismi cinsi ve özelliği yazardı.şimdi girişe koydukları büyük bir tabelaya yazmışlar içerde bulunan bitkileri ve özellikleri yazmıo.dahası orda yazan bitkilerin bikaç tanesini bile göremedik sanki küçük bodur ağaçlarla bolca çimenlik var gibi geldi bize.

burası büyük bi yer ve kod farkları mevcut.aşağıya doğru uzanan bi yolu var.bi tane göleti ve göletin üzerindede asma köprüsü var.kulübe tipi banklarıda sevdiğinizle oturup bu eşsiz manzaraya dalıp gidebilmeniz için tahsis edilmiş yerlerden biri.



havada şansımıza bu güzel gezi için çok güzeldi.tabiiki tepede biyerde olmamızdan dolayı baya bi esintili.şayet hava bozuk olsaydı burayı gezmek baya bi zor olucaktı.

ayrıca bu mekana özgü 2 şey daha var bilinmesi gereken.bunlardan biri eski türk filmlerine mekan, şarkılarada isim olan O AĞACIN ALTI adlı yer.eskiden bi araştırma yapmıştım burasımı diilmi diye.biçok kişiden teyit almıştım doğru yer olduğuna dair.zira O Ağacı da gördükten sonra şüphem kalmamıştı.

işte aşağıda O AĞACIN ALTI....



burası bulunduğumuz yere çok yakın olmadığından fotoğraf makinemi sonuna kadar zumlamak zorunda kaldım.aynı filmlerdeki gibi etrafı hala boş ve çevresi yayla görünümünde.tek farkı yeşillikten ziyade çorak toprakların olması.ama bu haliyle bile oldukça nostaljik:)
ve yine ağacın tam karşısına düşen meşhur Fatih Sultan Mehmet ağacına bakmaya gittik.yine önceki gelişimde hava kararmaya başladığı için daha net anlaşılıodu.gün ışığında ve hava bukadar aydınlıkken anlamak zorda olsa mutlaka gidilip bu ağaca hava kararırken bakılmasını öneriorum.
(resim başka yerde bulamadığım ve fotoğrafını çekmeyi unuttuğum için www.hafif.org tan alınmıştır)
bu ağacın tam olarak tasviri şaha kalkmış atıyla başında kavuğu bulunan fatih sultan mehmetin bi zamanlar bu tepede aynen bu ağacın olduğu yerdeki hareketiyle ilintilidir.aslında bu durum doğa üstü bir olaydır.görenleri hayretler içinde bırakır.
ayrıca ağacın bulunduğu yerin etrafı başka bir kafe restaurant tarafında korumaya alınarak işletilmektedir.buradada brunch hizmetleri mevcut. daha önceden yediğim için lezzeti konusundada tavsiye edebileceğim yerlerden biri.
tüm bu mekanların bulunduğu yer tam olarak Kavacık.ama aradaki yokuştan aşağı indiğinizde vardığınız yer Anadolu Hisarı.bizde yokuş aşağı sahile inip ordan geri dönüşe geçtik.dönüşte Ömür Plazada bulunan Teknosada dijital makinemizdeki söz fotoğraflarımızı bastırdık ilk defa.çok güzel bi sistemleri var.ya makineni getiriosun yada resimleri cd ye veyahut f-disc e atıosun ordaki makineden neyle iletim yapıcağını seçiosun.biz f disc ten seçicektik.taktık makineye.ekrandaki menü son derece basit.tüm resimler çıkıo.istediklerine birer tik atıosun ve tamam dediğinde seçtiğin fotoğraflar ilgili kişinin bilgisayarına gidio.
basımı,kağıt kalitesi çok güzel ve fiyatıda uygun.bir adet 13*18 lik fotoğraf ki buda A 4 ün yarısı yani A5 eder 50 kuruşa yapılıo.
biz çok beğendik.işte bitaneside burda o beğendiklerimizden.
tabii ben biraz bununla yeni indirdiğim bi resim programıyla oynadım ama baskı kalitesi süperdi bence.sevgililer günü için aldığım hediyenin(deri evrak çanta) yanında bize ait bir best of albümünü bastırtıp şık bi albümle yanında hediye etmek istiorum.

şimdilik bu kadar....


19 Ocak 2008 Cumartesi


bazen şehirde anlam veremediğiniz bir trafik yaşanır ya.işte o günlerden birinde uzunca bir yolu yürümek zorunda kaldık annemle.ne idüğü belirsiz sebeplerden dolayı arka yollarıda tıkayan bu trafik yüzünden epeyce vakit kaybettik cumartesi günü işçıkışımda.

aynı güzergahı kullandığımız için aynı trafikte derbeder oluoduk.haliylen yapılması gereken tek şey yayan gitmekti alışverişe.

hani biyerden başlayım dedik ya şu nişanla alakalı alışverişleri mekan bulma işlerini ve diğerlerini. Bahçelievler Öğretmenler Evi ne baktık öncelikle.ama kişi sayımız 100ü bile bulmadığından ve yemek salonu kişi sayıları 250 civarı olduğundan bazı grup toplantıların yapıldığı alt salonu gösterdi bize ilgili kişi.

menüleri güzel olmasına rağmen alt salon dediği mekanı ben pek sıkıcı ve dar buldum.hatta bence ufaktanda olsa içindeki kurtları dökmek isteyen yakınlarımız için düzgün bi pisti bile yoktu.burayıda kafamızda elediğimiz sırada eczanenin önünden geçerken annem beni durdurarak bişey sormak için içeriye girdik.

sorumuz şu:hani şu nükhet durunun programında bahsedilen krem var ya işte ondan sizde varmı.:)

kremin adını bilmioruz ama tabiiki namını fazlaca bilioruz.

sevgili gerim gerim gergin nükhet ablamız
şiddetle öneriyorki ;mesela gece geç yattınız sabah şişmiş vaziyette kalktınız.sürüosunuz bu merhemi aniden muhteşem bi insana dönüşüorsunuz.ciltteki tüm kötü görünümü kısacık bi sürede alan uzun vade kullanımında harikalar yaratan bu krem aynı zamanda kırışıklıklarınıza da iyi gelio ve dahası insanın cildini gençleştirio.üstelik her değişik amaç için ayrı krem kullanma devrinide kapatıyor(muş).

kremin adı eczacı hanımdan gelio:OHT peptide-3

fiyatı ise oldukça duygusal:299 ytl


oha demeden önce duruoruz lakin krem yaklaşık 8 ay boyunca sizi götürüo.yani 299:8= yaptığınızda aylık 38 ytl gibi düşük bir ücret çıkıo fln filan dio eczacı.


şimdi annem iyi bir nükhet duru izleyicisi ve eczacıyla konuşurken baya bi ilgiyle dinlio.lakin gece kremi, gündüz kremi kendine bakan bi hanımdır kendisi, annem yani:)

senmisin bukadar ilgi gösteren.sağdan soldan 3 taraftan üstümüze ürünlerini tanıtmak için adam yağmaya başlamazmı.biz nükhetin kreminden girdik ilgiyle anlatan hanımı dinlioruz öbür taraftan çağrılınca bu bayan yerine siyah havyar bilmemnesinden oluşmuş bir kremin tanıtımını yapmak için bi başka bayan geldi.kadın; efendim bu ürünümüz saçada çok iyi gelio dediğinde hay demez olaydı başka biyerdende bi kız pörtleyerek aa durun efendim saç analizi yapalım size diye lafa cumburlop giriverdi.önce saç analizi yaptırdık ki hay allah o da ne? annemin saç dipleri nekadar havasızmış, nekadar tıkalıymış, şayet bilmem kaç ytl değerindeki şu kremi alıp yine bilmem kaç değerindeki şu hapıda akabininde kullanırsa hiiçbişeyciği kalmazmış.:s

annem kanmaya hazır.hemen olaya müdahele ederek hastaneden henüz çıktığımızı ve şu anda bu ürünleri alabilicek pozisyonda olmadığımız yalanını uydurarak sıvışmaya çalışıyordukki zorlada olsa kız bizi perşembe günü için ücretsiz cilt bakımı yapıcağını söyleyerek ikna etmeye çalıştı.bizde yine aa ewt tabii mutlaka geliriz diyerek koşa koşa kaçtık.

pazarlamacılık böyle bişi olsa gerek.benim hayatta yapamıyacağım bi iş bu açıkcası.çünkü o kadar ikna kabiliyetleri yüksekki az daha kalsak tmm ya ver şu bahsettiğin ürünleride çıkıp gidelim bi an evvel güzelleşelim diyicem.milyarlarıda bayılıcam tabii:)çok varmış gibi:)


işin enteresanı eczane ilaç satan bir dükkan olmaktan ziyade hani nerdeyse güzellik kremleri bakım ürünleri satan bi mağaza görünümündeydi.gak deseniz var, guk deseniz o da var.

kaçtıktan sonra bakırköyün semt pazarına uğradık önce, sonrada meydandaki nişan kıyafeti satan yerlere gittik.ama bir tane bile güzel kıyafet bulamadık.aksi gibi birsürü mağaza olmasına rağmen A mağazasında ne varsa B de de aynısı var C dede ve diğerlerindede.fotokopi gibiydiler yani ve kaliteleri çok düşük.bakırköyden bişey bulma ümidim yoktu zaten ama en azından kafamda elemiş oldum.

birsürü yol yürüyüp istediğimiz gibi hiçbişey bulamayınca geç bi vakitte eve döndük ama okadar açtıkki.babamın bize yemek yapmış olduğundanda bi okadar emindik üstelik fakat maalesef bu sefer yapmamıştı.

hemen hızlı bi menemen ile makarna haşladık.dündende zeytinyağlı kabak yemeği vardı.çok hızlı biçimde hazırlayarak bir güzel yedik.

okadar yorulmuşuzki cumartesi olmasına rağmen erkenden yattım.tabii bunun sebebi birazda ertesi günkü planımız içindi.onuda başka bi yazıda anlatırım artık.

haa bu arada.o çok pahalı kremleri almadım ama yine şifacı bi bayanın önerisi üzerine(bu da derya gibi adlı programdan) aloe vera çiçeğini kırıosunuz içinden çıkan jeli yüzünüze sürdüğünüzde sivilceniz varsa anında sönüomuş ve cildede çok iyi geliomuş.hatta sıcak suya koyularak saçınıza sürdüğünüzdede saçların dökülmesini önlüomuş


annem yarın praktikerin sera bölümünden bi saksı aloe vera çiçeği alıcak.güzellik kürlerimize böylelikle başlamış olucaz:)

18 Ocak 2008 Cuma

2 gün ve gecedir hava pek şahane.bu haliyle biraz kaçırdığımız sonbahara birazda beklediğimiz ilkbahara benzio.tam bi mevsim dönümü arefesi gibi.

hayatım belirli rutininde akıp gitmeye devam edio.sabah oluo işe geliorum akşamları eve, olmadı başka biyere ve sonra yine eve.

dün çiçeği burnunda sözlümle buluştuk.cevahire gittik.ama biraz erken geldiğim için yalnız başıma dolaşma imkanımda oldu.ocak ayı dert ayı.4 adet dikkatle ve özenle hediyelerin seçilmesini gerektiren doğumgünü var.hepside sevdiklerimin,önem verdiklerimin.bitanesini geçen hafta halletim diğerinide dün.

Bershka süper bi indirim yapmış.deri ceketler fln baya indirimliydi.gerçi pazar yerine dönmüş gibiydi biraz ama çokda aralara dalmadan indirimden kuzenime çok şık bi deri ceket aldım doğumgünü hediyesi olarak.umarım beğenir...

okadar cazip şeyler var ki hani başka masraflar olmasa kendimi alışverişe vurucam.ama dizginlemeliyim lakin bu ay zor biticek gibi görünüo mali açıdan.

Schiller diye bi yer var cevahirde.hatta bi değil iki tane var.ve hatta cevahire girmeden hemen soldada bitane var.yani bu mekan önüm arkam sağım solum sobe...ben salata yedim tavuklusundan ama sevimsizdi çokça.tavuklar nerdeyse saydam gibi kesilip sotelenmişti ve yiyemeyeciğim kadar çok yeşillik arasına şöle bi serpilmişti.romantik bi ambiyans yaratalım derken aşırı karanlıklığından dolayıda menüyü okumakta bayaca zorlandık diyebilirim.ama cevahirin en sakin ve nezih yerlerinden biri olması sebebiyle gidilebicek tek mekan ve sanırım amip gibide çoğalıolar.

sevgilime onca karanlık içinde afakanlar basınca yürüdük turladık biraz.teknosaya girip beyaz eşya ve dev plazmalara baktık.sonrasındada beni eve bıraktı yukarı çıkıp kapıyı çaldığımızda babam kapıyı açınca gözlerinde güneş gözlüğünü görünce baya güldük.

babam bazen enteresan fikirler üretir.2 adet gözlüğü olmasına rağmen 3.olarak bazen evde güneş gözlüğü takar tv ışığı rahatsız edio diye.sonra bazen beynine kan gitmediğinden şüphelenerek başını aşağı akıtır.:)veya bi doktor bi yiyecek hakkında iyi bişiler söylesin haftalarca evimize o şey girip çıkar.

haftaya ameliyat olucak burnundan.dolayısıyla ameliyat öncesi tahlilleri yaptırmak icap etti.yaptırdığımızda maşallah sonuçlar süper çıktı ama kolestrol 20 puan daha fazla çıktı olması gerekenden.ama babam bunu 200 puanmış gibi algılayarak ciddi bi diyete girdi.baya baya diette yani.kendine dikkat etmesi amaan bana bişi olmaz diyerek önlem almadan yaşamaya devam etmesinden iyi elbette.ama bazen abartıo işte:)

haftasonuda geldi çattı hiç farkettirmeden.bense sanki O'nu hiç görmemiş gibi özledim.hatta şu aralar daha fazla özlüorum.artık evimizi kuralım ve kendi hayatımıza başlayalım istiorum.bi sinema filminde geçiodu.kadın adama dioki:hayatımın geri kalan kısmını seninle geçiricem buyüzden hayatımın o kalan kısmı bi an önce başlasın istiorum..

ne kadar doğru.aynen böle.hayatımızın birlikte yaşıcağımız kalan kısmı bi an önce başlasın ve kendi özelimize bürünelim istiorum.sevgilimde bana keza benden beter hatta bu istek konusunda.

önümüzde 2 tarih var evlilik için.eğer yetiştirebilirsek temmuz başı yok eğer olmazsa ramazandan ve bayramdan dolayı ekim ortasına kalıcak.

kısmet ne zamansa ozaman olsun diyelim artık...

bu arada geçen hafta Before Sunset ve Sunrise da oynayan Julie Delphy nin kendi yönetmenlik deneyimi olan ve hatta annesini babasınıda aynı rolde oynattığı Pariste 2 Gün e gittik.
film ne iyi ne diil.orta ayar ve karar bişi.Before sunset ve sunrise daki gibi bol konuşmalı bol tanışmalı kendini ifade etmeye ve anlatmaya çalışma çabasıyla dolu bir film.filmin afişine 18 yaş sınırı koyulduğu için allah allah olmuştum fakat açık hiçbi sahnesi nerdeyse yok gibi.hatta doğru düzgün seksüel bi olayda yokk.ama kabul etmeliyimki bazı cümleler bayaca 18 yaş sınırına dayanıo.

sevimli sıradan ve fazla vakti olanlar için ideal bi film.biz bu filmi izlerken herzamanki gibi sevgilimle çiftli, koltuklara yayılarak sarılarak izledik.mutluluğumuz itibariyle o esnada filmin nasıl olduğu çokda önemli olmuo.sımsıcacık kollarının arasında missler gibi kokusuyla oturmak filmin kendinisi izlemekten çok daha keyifli açıkcası:)

17 Aralık 2007 Pazartesi

soğuk...

ellerimi ısıtmakta zorlanıorum bu aralar şayet yanımda sevdiğim yoksa.sabahtan akşama, geceden sabaha buzz gibiyim.ısınmamakta direnio bedenim en sıcak ortamlarda bile.

birdenbire nasılda soğudu hava.yaşayamadığımız kışlara inat sert, semsert geçio mevsimimiz.ve daha henüz aralıktayız.

günlerdir bişiler karalamıorum buraya.aslında bisürü olup biten var hayatımla alakalı.ve hepside güzel şeyler.ilerde hatırlanması gereken olaylar ama yazamıorum işte.canım istemio.

geçen hafta son gaz geçip gitti bile.hiçbişey anlamadım.nezaman bitti nezaman yeni haftaya başladık.üstümde sürekli hadi gece olsunda uyuyım artık hali var.ama artık iş başa düştü.artık bişiler yazma vaktidir dedim ve sıvadım kollarımı...

öncelikle geçen haftasonu müstakbel kayınvalidem ve 2 kızkardeşi teşrif etti evimize benim ailemle tanışmak için.herşey çok güzeldi,aksi giden hiçbişey olmadı.bol bol sohbet edildi, samimi olmaya çalışıldı,yenildi,içildi...

herşey fazlasıyla iyiydi yani.her iki tarafta birbirleriyle mükemmel bi uyum sağladı.çok şükür...

zaten bütün hafta sevgilimle bunun mütalasını yapıp durduk.bol bol güldük, üstüne konuştuk aa şölede demiş aa bölede gülmüşler gibi sohbetler yaptık.



cumartesi günü artık alyanslarımızı alma vakti geldiğini düşündüğümüzden dolayı Kapalıçarşıya gittik.aslında tüm bunların öncesinde her ikimizde internetten alyanslara bakıp birbirimize postalıoduk.bu da güzel, şu da fena diil diye paslaşıp duruoduk.ama illaki yakından görmemiz ve hatta elimize takarak denememiz gerekiodu.

herneyse cebimizde bazı kuyumcuların adresleri eminönünde buluşup havanında fena olmaması sebebiyle yürüyerek çıktık Kapalışarşıya.

çarşı oldukça kalabalıktı.hani nerdeyse her dükkanda üç beş müşteri var.allah bereket versin işler iyi gibi görünüodu.

bakıcağımız alyansçılardan biri Pırıltı Alyans.internetten okadar çok baktımki bu sitenin yüzüklerine yani nerdeyse vitrindeki ürünlerinden çıkarıcam yani.fakat karşılaştığımız sahne beni baya bi sükutu hüsrana uğrattı.çalışanlarla birlikte toplamda 5 kişinin girebiliceği kadar büyüklükte bi yermiş burası.sıkış tıkış bişiler bakmaya çabaladık ama ikimizde hoşnutsuzuz tabii.ilgilenen kişilerde biraz negatifti.denediğimiz ve benim illaki bu olur dediğim yüzüklerin hiçbirisini ya beğenmedim yada beğendiğim elimde güzel durmadı.

kriter olarak beyaz ve sarı altın karışımı olucak ve mutlaka tek taş pırlantamla bir huşu içerisinde uyum göstermeliydi.ama olmadı.

çıktık ve burayı ararken gördüğümüz benimde internetteki aramalarım esnasında rastladığım başka bi takıcıya girdik.ModernAlyans...

burası diğerine oranla daha ilgili daha alakadar ve daha ferahtı.baya bi koleksiyonu yakinen inceledikten ve parmaklarımızda denedikten sonra bikaç tanesini finale (sevgilimin deyimi) çıkardık.benim elimde duran modelin erkek için olanı sevgilimde güzel durmayınca farklı bi setin erkek yüzüğüyle kombinasyon yaptık.ve sonucunda her ikimizinde çoook içine sinen bi alyans oldu ikiside.karar verdikten sonra parmak ölçülerimiz alındı ve benim yüzük üstünde değişikliğini istediğim bazı ufak detaylarda not edilip kaporasıda verildikten sonra ayın 26sında teslim almak üzere sözleştik.tabbi 26sı çarşambaya geliceği için biz 29unda gidicez kısmetse.

her ikimizde alyansların resimlerini yüksel pikselli cep telefonlarımızdan çekmeye çalıştıysakta bi türlü istediğimiz sonuca ulaşamadık.yanımızda fotoğraf makinesi de yoktu.çok fazla spot ışık olması ve dolayısıyla aşırı aydınlık bi ortamdan dolayı ne yaptıysak yüzükler çok parlak çıktı ve ayrıntıları görünmezleşti.artık teslim aldğımızda çekeriz bol bol resimlerini.

bu arada eğer yine bi aksilik olmazsa ayın 5.de sözlü bir çift olucaz.o akşam hem istemeye gelicek ailesi hemde söz kesilicek...

yüzük işini hallettikten sonra baya bi rahatladık aslında.üstümüzden kocaman bi yükü daha kaldırmış olduk.sevgilim zor beğenen birisi olduğu için baya bi çekinceliydim bu konuda.eyvah ya istediğimiz gibi bişi bulamazsak diye düşünüp duruoduk ama hiçte öle olmadı.bi uyum içerisinde hallettik bu işimizide.

ee kapalışarşıda olunca mutlaka Sultanahmetide gezmek gerekirdi diğmi.öncelikle sevgilimin işyeri orda olan yakın bi arakadaşını aradık.ama istanbulda olmadığı için bizde öncelikle yemek yemeye Sultanahmet Köftecisine gittik.


burası herdaim tıklım tıkış bi yer.ve dolayısıyla hizmet kalitesi oldukça düşük.garsonlar mutsuz ve asık suratlı ve aşırı telaşlılar.daha masaya otururken köfte yaptırıorum die lafa girdi zaten en başında.ewt köfte yicez başka bişi varmıki zaten burda:)





serviste ona keza.herşey ezbere yapılıo.köfteler lezzetli ama bu lezzette bi köfteyi heryerde yiyebilir insan.mesela bizim Bursada Zeynel de yediğimiz köfteler muhteşemdi.servis çatalları ve bıçakları yumuşacık köfteleri bile kesemicek kadar körelmiş ve üstlerinde yaşamın tüm izleri mevcut.çatallar bıçaklar çizik içinde çok yıpranmışlar.sevgilimede dedim.buranın sahibi burdan çok fazla para kazanıo ve nasıl olsa böle gidio diye şu çatalları bıçakları değiştirmeye tenezzül bile etmio.neden bu zihniyet bilmiorum.çok az müşterisi olan ve hiçte meşhur olmayan mekanlarda bile bunlardan binkat güzel servislere rastlayabilirken bukadar meşhur olan biyerde böle bişeyle karşılaşmak bence üzücü.

zaten bizde hızlıca yiyip üstüne helvamızıda yedikten sonra Sultanahmet camiisinin







sevgilim beni her daim mutlu eden ve bunun için uğraş veren birisi.bende en az onun kadar gözünün içine bakıorum.güzel adımlar bu attıklarımız ve herşey Allaha şükür iyi gidio bi aksiliğimiz olmadı hiç şu güne kadar.umarımda olmaz ve hep bu denli severiz ve sayarız birbirmizi...





pazar günü 9 gibi uyanıp şahane bi pazar kahvaltısı hazırladım annemle babama.beraber yedik içtik.babam ve arkadaşı kurban işini halletmek için dışarı çıkıcaktı.önce annemle babama hediye almak adına başka bi plan yapmıştık ama teyzemin ille buraya gelin beraber bi alışveriş merkezine gidelim demesiyle bizde babamın arabasına atladık beraber gittik.teyzemlerde verdiğimiz türk kahvesi molası sonrasında gittiğimiz alışveriş merkezinde babama Yeşil Kunduradan güzel bi siyah bot aldım ki çok içime sindi.normalde daha doğumgününe var ama ben şimdiden almak istedim.yılbaşı ve söz heycanı fln derken sıkışmıyım istedim.çokda iyi ettim buraya gelmekle.hem benim hem annemin içinde sindi aldığım hediye.Kotondanda kendime bi elbise aldım yine.adet edinmiş gibi nezaman kotona girsem illaki kendime bi elbise alıp çıkıorum.hastalık gibi oldu:) yine aldım bitane annemin bıdı bıdılarını dinleye dinleye.habire kıyafet almamdan şikayetçi ve dolabımın bi gün yıkılacağını iddia edip duruo:) eh pekde haksız sayılmaz hani...

işimizi hallettikten sonra kuaförden almış olduğum randevuyu unutarak annemle teyzeme hadi gelin size kahve ısmarlıyım dedimki aklıma geldi.apar topar kuaföre gittim.bayram üzeri işlerimi hallettim.amelyacığımında pazar olması sebebiyle çok müşterisi yoktu rahat rahat hallettik işlerimizide.bana badem yağını önerdi kaşlarıma sürmem için.denicem bakalım.

kuaförden sonra babamla annemin yanına yani teyzemlere gittim.bi aile yemeği yedik hep birlikte.menümüzde arnavut ciğeri,el eriştesi,yoğurt çorbası,salata ve hünkar beğendi vardı.afiyetle yedik içtik.

yemek ve çay faslından sonra eve döndük.dışarının çok soğuk olması sebebiyle arabadan apartmana koşar adım gelirken aklımda sıcak ev hayalleri vardı.ama ben kapıdan çıkarken üstüme vazifeymiş gibi termostat ayarını yanlışlıkla 8 dereceye indirdiğim için hayallerim sadece hayal olarak kaldı maalesef.buzz gibi bi eve girdik benim yüzümden.dolayısıyla banyo yaparkende, yapmazkende, uyurkende, uyanırkende hep üşüdüm.hatta öyleki hala üşüorum:)

sabah zor bela kalktım nihayet ısınmış olan yatağımdan.buzz gibi havaya çıkınca gözlerimden yaşlar boşaldı bisüre.allahtan makyaj yapmadım yoksa tümden akıp gidicekti yüzümden aşağı.işe geldim güç bela bi de ne göreyim:şirkettede elektrikler kesik.dolayısıyla doğalgaz ve klimada çalışmıo.bu soğukta olabilicek daha kötü bi durum varmı acaba.1 saat sonra geldi elektrikler ama içim dışım hala buzz gibiydi.öğlene kadar montumla oturdum.çinden yazan bazı müşteriler havanın nasıl olduğunu sorduklarında onlara kısaca montumla oturuorum die cvp verdim.onlarda gülümseyerek soğuk galiba orası dediler.:)

galiba değil soğuk burası anam babam yaaa.böyle işte.zeynepciğiminde bugün sınavı var erken çıktı.koskoca şirkette bir başımayım yönetim katında ve bayadır durmadan yazıorum.ama artık noktalama zamanı geldi.

sıcak bi çay geldi bunları yazarken.bikaç fırtta bitirdim onuda ama biraz daha iyiyim şimdi.umarım bisonraki yazım güneşli bi güne bakar...
iyi haftalar.


26 Kasım 2007 Pazartesi

doğumgünlerim:)

DOĞATEPE RESTAURANT bugü 26 kasım.yani doğumgünüm.ama ben 24ü de dahil olmak üzere 3gündür dördüncü pastamı kesiorum ve hergün yeni hediyeler alıyorum.şimdiye kadar kutladığım en uzun doğumgünü bu olsa gerek:)
24 kasımda yani öğretmenler gününde başladı mutlu zamanlarım.bikaç gün öncesinden sevgilimin bana sunduğu tercihler arasından doğatepeye rezervasyon yaptırdık.diğer tercihte kız kulesiyiydi.ama oranın gündüz daha iyi olduğuna karar verdiğim için tercihimi doğatepeden yana kullandım.
burası Rumeli hisarı üstünde Boğaziçi üniversitesinin hemen yanıbaşındaki muhteşem mekan.2.köprüye ve dolayısıyla her iki yakayada olabildiğince hakim bi yer.gündüzü başka gecesi başka güzel olan yerlerden biri.daha önce bruncha gitmiştimki nefisti gerçekten ama akşam yemekleride bi okadar güzelmiş.etilerden gidiş oldukça basit ve yakın.özel günler içinde çok ideal bi yer.
yemeklerde sunumlar süper görünse bile tadları çok tatmin edici diildi açıkcası.mesela biz ara sıcak olarak hellim peyniri ve tereyağda karides istedik.hellim peyniri yeterince pişmemişti karideslerde belkide mevsimi diildi bilmiorum ama biraz sertti.yediğim bonfilede isteğim üzerine iyi pişmişti ama sanki biraz fazla pişmişti.ama tüm bunlara rağmen mekanın atmosferi ve karşımda aşık olduğum adam olması sebebiyle herşey çok güzeldi.
ilerleyen dakikalarda yemekten sonra pastamız geldi garsonlar eşliğinde.üzerinde mumların olduğu ve doğumgünü müziği eşliğinde iki kişilik pastamız çok lezzetliydi.restauranttakiler mumları üfledikten sonra alkışladılar.ama sonradan bizde başka doğumgünü olan birini alkışladık adettendir diyip:)
sevgilim bana daha önceden çok beğendiğim ve bunu hatırlamadığım bi zamanda beyan ettiğim o nefis saati almış.çok mutlu oldum tabiiki.

sonrasındada kahvelerimizi içip yakın geleceğimize dair planlarımızı yaptık.2007 sevgilim sayesinde muhteşem geçti.ona nekadar teşekkür etsem azdır sanırım.çok seviyorum ve iyiki varsın diyip hep ama hep şükrediorum.canım sevgilim SENİ ÇOK SEVİYORUM...M&T

ertesi gün yani ayın 25indede başka türlü bi güzellik yaşadım.şu herkesin ve hatta tüm dünyanın dilinde dolanan facebook çılgınlığından nasibini almış bi insan olarak 10 sene önceki liseden arkadaşlarımla buluştum.teknolojinin iyi nimetlerinden biriydi bu benim için.aslında kendi ismimle bi hesap açmadım ben bu sitede.ama açan arkadaşlarım sayesinde bulduk tekrar birbirimizi.yaklaşık 15 gündür messenger ve mailler vasıtasıyla görüşüoduk ve bu güne karar kıldık görüşmek için.

biraz tedirginlik ve heyecan olsada başlarda sonrasında o telaş yerini bol muhabbete ve neşeye bıraktı.benim içinde süper bi doğumgünü hediyesi oldu dolayısıyla.
beyoğlunda buluştuk 5 güzel kız.bi kafeye girip saatlerce oturduk.sırayla geçen zaman içerisindeki hayat akışlarımızı paylaştık.durmadan konuştuk,güldük,dedikodu yaptık.tüm arkadaşlarım beni güzelleşmiş buldu.kimbilir belkide aşktandır dedim:)
5 tane yıllardır görüşmeyen kızın biraraya geldiğini düşünün.yığınlarca konuşucak şey var tabii.hüzünlü anlar,anılar,geçmişteki çocukluklar,gelecekteki kararlar,hatalar,yaşanan aşklar....
bi yığın şey.tabiiki yetmedi süre.benimde başka bi işim olduğu için saat 6 civarı onlardan ayrılmak zorunda kaldım ama aklım onlardaydı elbette.
yeniden görüşmek için sözleştik ve bunu daha sık yapmaya karar verdik.messenger zaten ilşkileri mecburende olsa kopartmamaya yarayan bi buluş.iyikide öyle.ben şu aralar çok memnunum kendisinden çünkü beni özlediklerimle kavuşturdu.
işimi hallettikten sonra carousel mangoya gidip arkadaşım için aldığım bişeyi değiştirip kendime bi kazak aldım.onada beyoğlundan başka bi hediye aldığım için değişim şansımı kendimden yana kullanarak krem rengi bi kazak aldımne de olsa bir doğumgünü kızıyım ben.sonrada koşar adımlarla eve geldim ama okadar yorulmuşumki.tüm gün sokaklarda olmamdan dolayı güzel bi uykuya teslim ettim kendimi.

ve bugün...sabah işe gidip yönetimden içeri girdiğimde odama yayılmış balonlarla karşıladı arkadaşlarım beni.sevgili arkadaşım zeynep erkenden gelip küçük pastalardan almış.masanın üzerine mumları koymuş ve etrafta üzerlerinde -günaydın ve iyiki doğdun yazan balonlar.çok hoş bi karşılamaydı doğrusu:)))
hediye olarak büyük koyu kahverengi deri bi çanta almış.çok şık çok güzel bi çanta.çok beğendim.böle mutlulukla pazartesinin rehavetine kapılmadan ilerliodukki rusyadan yeni gelen patronumuzun isteğiyle pasta almışlar tekrardan.
öğlen zeynep çay içermisin diye sorunca ben kahve istiorum dedim.normalde çayı kahveyi getiren ablamız var ama o yukarı çıkıp kendi alıcak zannettim.yukarı bi çıktı elinde koca pastayla yine odaya geldi:) ve ben yine çok şaşırdım.torpil geçildi hakkaten doğumgünüm diye düşündüm.sonra kendi odasından çıkan patronlarımızdan biri ve diğer arkadaşlarla bi mum üfleme ve pasta kesme seansımız daha oldu.resimler çekildi ve patronum bana armaninin bi parfümü hediye etti.herkese çok teşekkür ederek günümü bol bol şımararak geçirmeye başladımki üstüne bi de müstakbel kayınvalidem aramazmı.bu da bonusum oldu yaniii
sağolsun incelik yapıp aradı,doğumgünümü kutladı.hatta bana nerde ve saat kaçta doğduğuma dair sorular sordu.çok komik ama ben nerde doğduğumu bilmediğimi anladım bu soruyla karşılaşınca.emin olmadığım bi biçimde beyoğlu dedim.bu seferde hangi hastane diye sordu.bende gerçekte bilmiorum hiç merak etmedim sanırım dedim.o da benim heycanımdan dolayı belki hatırlamadığıma kanaat getirdi ama ben ısrarla yooo hayır gerçekten bilmiorum dedim.:)azıcık utandım elbette.hatta telefonu kapadıktan sonra annemi arayıp sordum.meğersem hakkaten bilmiomuşum ve neden bilmediğimide bilmiorum ama ben beyoğlu diil bakırköydeki hastanede doğmuşum.külliyen sallamışım yani.nüfus kütüğümüz beyoğlunda olduğu içinmi böyle aklımda kaldı bilmiorum ama baya iyi salladığım ortaya çıktı:))
sevgili müstakbel kayınvalidem bana uzun ve mutlu bi ömür diledi.sağolsun...
annem ananemlerin bazı işlerinden dolayı evde diil bu akşam.ama sevgili babacım gelirken pastamı almış.akşam yemeği için patatesli omlet yaptım hemencecik babam gelene kadar.öndende bi tarhana çorbası.yemekten sonra çaylarımızla beraber yedik pastamızı.
velhasıl kelam 3gün 3 gecedir kutluyorum doğumgünümü.asla unutmucağım bi yıldönümü oldu bu benim için.düşünen emek harcayan herkese çok teşekkür ediyorum burdanda tekrar.gerçi hiçbirinin haberi yok bu blogtan ama olsun.herkesin eline yüreğine sağlık.
ben el kadar bebecik olarak yeni doğduğum için yani birazcık uykum geldi.her doğumgünümde olduğu gibi bu yıldada allahımdan güzel,huzurlu,mutlu ve sağlık dolu bi yıl diliyorum sevdiklerim ve kendim için.
nice mutlu yıllara inşallah...

20 Kasım 2007 Salı

ruhumun aydınlık istanbulun karanlık günleri

>

koşturmacalarla geçen bi yığın günden sonra yazmak zor gelio aslında.aklımda bisürü şey...bi türlü şu işi günlük yapmayı,hep sonraya ertelememeyi beceremiorum.ama bu arada diğer blogerları takip etmektende geri kalmıorum elbette.gözüme çarpan ilk şey ise herkesin ama herkesin çok yoğun olduğu.sık güncellenen siteler güncellenmez olmuş.herkesin bi işim gücüm var benim hali mevcut.bilemiorum belkide popülerlikle alakalıdır.yani herkes tarafından bilinip tüm listelere adlar yazılınca belkide daha fazla çaba gerektirmiodur bu blogculuk olayı.

neyse.en azından takip ettiğimiz sevdiğimiz blogerların daha fazla yazmasını diil,eskisi gibi yazmasını diliorum...


2 gündür zuhal taraflarındayım.hava ya hep yağmurlu yada ha yağdım ha yağıcam modunda.ve bana kalan tek şey böyle havalarda zuhal olcay dinlemek oluo.


"uzak bi telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın"
"çünkü ayrılıkta sevdaya dahil,çünkü ayrılanlar hala sevdalı"


gecenin öteki yüzü adlı filmde:" madem ateşin var...neden duruyosun karanlıkta."...diyor müşvik kenter deniz kenarında ağlamaklı duran zuhal olcaya...


şimdi şu havada üçlü bi koltuğa uzanmış üzerinde inceden bi battaniye,yanında sıcacık ince belli bardakta çay ve tv de herhangi bi zuhal olcay filmi olucaktı.herhangi diorum çünkü izleyipte keyif almadığım hiçbi filmi yok.ahh şimdi evde olmak vardı.evde olanlar mutlaka bugünün kıymetini bilin noolur...

evi seven biri için çalışmak o denli zorki...aklımda hep sıcaklığının hayaliyle günü bitirmeye çalışmak...çok ama çok zor.


kısaca haftasonumdan bahsediyim artık


tahmin edildiği üzere herşey çok güzel ve olumlu geçti.cumartesi sevgilim bize geldi.bende onlara pazar günü gittim.bazı küçük aksilikler oldu tabiii onun gelişindede,benim gidişimdede.


mesela bakırköy yolunda,istanbul caddesinde anlamsız bi trafik kilitlenmesi olduğu ve çiçekçininde tam bu bölgede olması itibariyle sevgilim tam 2 saat gecikti.yolda bi paket sigara içmiş tabii sinirden stresten.ilk defa gittiği biyere 2 saat rotarlı gitmesi bizim için sorun olmasada onun baya bi canını sıkmıştı.neyseki böyle şeylere önem veren bi ailem olmadığı için yemek çok sıcak bi biçimde geçti.ilerleyen dakikalarda türkiye maçınında olması itibariyle zaten varolan kaynaşma havası yerini dahada ötelere bıraktı.en s0n gördüğüm şey hepsi bizim 3lü koltuğa sıralanmış ellerinde pasta ve çay pür dikkat maça bakıp yorum yapıolardı.ilerdeki hayatımız böyle bişi olucak zaten.yalnız üçüde birbirinden cins.biri fanatik fenerli,biri fanatik beşiktaşlı,diğeride gs li.neyseki maç milli idi de sorun çıkmadı:)


pazar günü için giyinip hazırlandıktan sonra çiçekçiye doğru yola çıktık.arabaya bindiğimde içindeki tüm lambaların açık kaldığını görünce hayret dedim abime nasıl olduda akü bitmedi.çünkü normal şartlarda 24 saatten fazla kalan ışıklar arabadaki aküyü yer bitirir.ama enteresan biçimde çalışıverdi araba.ilerleyen dakikalarda çiçekçiye uğramak için arabayı park haline aldık.ben abimin eşiyle çiçeği yaptırmaya gittim.3 tane kadın söz için çiçek alıolardı.kararsız kalınca ben sevgilimin bana getirdiği çiçeğin çektiğim resimlerini gösterdim satıcıya.ve ufak bi yalan söyledim.dedimki ben bu çiçeği şu çiçekçide şu fiyata yaptrıdım.şimdi aynısını istiorum.


adam hırsmı yaptı nooldu anlayamadım.ortaya bi çiçek buketi çıkardı ki yemin ederim söze götürülen çiçeklerden yani.hatta ordaki 3 kadında yapma çiçekten vazgeçip canlı almaya karar vermişlerdi en son ben çıkarken.neyse biz memnun mesut çıkınca çiçekçiden doğru arabaya koştuk.bu arada yağmurda başlamış vıcık vıcık çamur olmuş hertaraf.ayağımda topuklu süet çizmeler.kokoşluğumun hat safhasındaydım ki olabilicek en kötü şey oluverdi.arabaya bindikki o da ne!araba çalışmıo.hemen ufak bi tahminde bulunalım:evet akü bitmiş.bulunduğumuz yer okadar kötü ki trafiğin en civcivli olduğu yer.önümüzde araba arkamızda araba ve bizim arabanın boşluğa çıkartılması gerek.neyseki bi adamcağız bize yardım ettide güç bela çalıştı araba.bişey daha öğrenmiş oldum bu durumda.eğer arabanın aküsü bittiyse boşluğa salıp kendi kendine giderken çalıştırmak gerekiomuş.çünkü aküsü bitmiş araba bunun dışında asla çalışmıomuş.tabii eğer arabanız bi akücünün yanında bozulduysa sizi ananız kadir gecesi doğrumuş derim:)))

neyse ufak aksiliklerden sonra abim beni sevgilimin evine bıraktı.o da bende bayaca heycanlıydık. ne de olsa ilk defa tanışıoduk.fakat annesi beni öyle sıcak bi şekilde karşıladıki.kapıdan girince bana öyle bi sarıldıki ,sanki uzun zamandır görmediği birine sarılır gibi sımsıkı ve uzunca.açıkcası bu denli içten bi karşılama beklemdiodum ama sanki sevgilimin annesi bana hayatımıza hoşgeldin diyordu içten içe tüm davranışlarıyla.bi süre sohbet ettikten sonra o bize kahve yaparken bizde aldığım çiçekleri yerleştirdik.restauranta gitmek için dışarıya çıktığımızda taksiyi beklerken koluma girip yürümek istedi.taksideykende elimi avuçlarının arasına alıp canım benim diye sevdi.çok sıcakkanlıydı ve ben anladımki aramızda kayınvalide gelin ilşkisinden çok anne kız ilişkisi olucak ilerki yıllarımızda.en güzelide bu zaten diğmi?
KASABA RESTAURANT a gittik.herzamanki nezihliğindeydi yine.yemeğimizi yerken güzel güzel sohbet ettik üçümüz.sonrasında sevgilim beni bi taksiye bindirmeden önce yine sarıldık öpüştük memnun mesut ayrıldık.

sevgilimden öğrendiğime göre annesi beni çok beğenmiş.hem çok güzel,hemde çok aklı başındaymışım.saç rengime bayılmış ve asla değiştirmememi söylemiş.şimdiki kızların fotokopiden çoğaltılmış gibi sapsarı yaptırdığı saçlarını hiç beğenmediğini dile getirmiş.kısaca çok yakıştırmış bizi birbirimize ve çok beğenmiş beni.bende onu çok sevdim zaten.gayet hanım hanımcık bi kadın ve oğluna evladına çokça düşkün.allah ağzımızın tadını hiç bozmaz umarım.

herşeyin üstüste olması sebebiyle ve hepsininde olumlu geçmesi bende bi gevşemeye sebep oldu.pazartesi sabahı saat 9,30 da telefonumun çalan sesiyle uyandım.işyerinden arkadaşım zeynep arıo ve ben telefonu hangi densiz bu saatte beni arıo edasıyla uykulu uykulu açıorum.o da merak etmiş nerde kaldım diye.öyle bi hazırlanmışımki yolda yürüken tansiyonum zor yerine geldi valla.11de işe geldim o gün.ama tüm gün uykulu uykulu dolaşmaya devam ettim ve ertesi gündede öyle.sanırım fazla uyumak bünyemin dengesini bozdu.

nihayet bugün yani çarşamba gününde gayet iyiyim. güzel güzel tostumu yiyip çayımı içiorum.akşama yaprak dökümü
var reklamlarında gördüm yine kasıp kavuracağa benzio.

bu arada sevgilim bana habire residence adresleri yollayıp duruo.bu gidişle hakkaten onlardan birinde oturucaz galiba.yalnız ciddi anlamda çok güzeller.bi taneside hem istediğimiz büyüklükte(3+1) hemde güzellikte.fiyatıda öyle abartılı diil.yani diğer daire fiyatlarından daha yüksek elbette ama sonuçta residence yani bunlarda.bi iki yerden bilgide aldık nedir ne değildir diye.önümüzdeki haftalarda görüşmeye gidicez hatta örnek dairelerinide yakinen görücez.bakalım nasılmış ya da burdan göründüğü gibimiymiş.gerçi sevgilimede söyledim bu tip sosyal aktivitelerin olduğu lüks site yada bunun gibi residencelerde kira öder gibi aidat parası istiolar.kira derdimiz yok evimiz kendimizin derken bi de böyle bişeyle karşılaşmayalım yani diğmi.

hayata dair gelişmelerim bu ara bunlar işte.herşey çok şükür yolunda.normalde pazartesi doğumgünüm ama sevgilim cumartesi gecesi özel biyere yemeğe gidelim dedi.bakalım beni nereye götürücek.herkese sıcacık sohbetler ve dumanı tüten çaylı kahveli günler diliorum....