14 Mayıs 2008 Çarşamba

kuş yuvadan uçmaya hazırlanırken..


herşey evlilik tarihimizi süpriz bi şekilde temmuz ayına almamızla başladı.o günden beri hem bizde hem çevremizde bir koşuşturmacadır bi telaştır gidio.okadar uzun zaman olduki neler yaptım neler yaşadım bir bir anlatmak çok güç gelio herzamanki gibi.


Allah izin verirse sevgilimle temmuzun 12 sinde dünya evine giricez.nikah günümüzü almamızın hemen akabinindede son gaz hazırlıklara başladık.çoktandır baktığımız mobilyacılar arasında ciddi bi eleme yaptık ve sonundada bazılarında karar kıldık.


piyasada çok garip modeller varmış gezdikde öğrenio insan.biz daha çok minimalist çizgileri olan sade ve rahat modellere yöneldik.bunun için bi çok yer gezdik en pahalısınıda gördük en ucuzunuda ve nihayet sonunda tüm salon takımımızı aldık.


ardından lcd televizyonumuzu, buzdolabımızı ve en çok sevdiğim nokta budurki balayı tatilimizide satın aldık.diğer beyaz eşyalar zaten evimizde var.


şimdilik aldığımız bi çok şey deposunda duruo.bir ay kadar sonra evimize yerleşmek üzere yola çıkıcaklar.önümüzdeki günlerdede yatak odamız ve oturma odamız için maskodaki beğendiğimiz yere gidicez satın almak için.


balayımızıda çoluk çocuğun pek olmadığı kalabalık otel görüntüsünden uzak sakin, dingin bi yer olan butik otel Bodrum Fuga Fine Times a gitmeye karar verdik bir haftalığına.kalan diğer haftamızıda istanbulda evimizde geçiricez.belki kısa bi turda yapabiliriz elbette.


tüm bunların öncesinde işyerimiz küçülme kararı alarak başka bi semte taşındı.evime uzaklaşmış olsamda işimin daha yaşanılabilir ve katlanılabilir bi semtte bulunması bi parça beni mutlu edio.mesela en basitinden yemek sepetinden yemek sipariş verebildim az önce.

taşınma işi zor ve meşakkatli.bisürü ayrıntısı var.2 hafta kadar internetimiz yoktu.benim gibi tüm işi internetle olan biri mecburen bu süre boyunca anlamsızca işyerinde vakit geçirdi.en azından elimdeki benim adım kırmızı adlı kitabımı bitirmeme ve ondan sonrada bir geyşanın anıları adlı kalın bi kitabımı bitirebilmeme yaradı bu olay.


işle alakalı nihayet bi çok şey oturdu yerine.patronumla geçenlerde evliliğimle alakalı konuştuk. evlenince oturucağım ev ile işim arası baya uzak.evli bi kadın olarak biraz daha işten erken çıkmayı ve cumartesi çalışmamayı teklif ettim kendisine. eğer kabul ederse ki etmesini istiorum düzenimi bozmayı pek istemiorum(her ne kadar sevgilim burda çalışmak istemediğimi düşünse bile).alıştığım bi yerden gitmek başka bi yerde yeni bi düzene adapte olmak fikri çok sıkıcı gelio.

ama işler malum kötü.adam ithalata devam etmek istemezse beni gözden çıkartabilir.hakkımda hayırlısı olur dilerim...


geçen haftasonuda anneler günü vesilesiyle floryadaki KASABA RESTAURANT a rezervasyon yaptırmıştım.sevgilimle birlikte annelerimizde alıp güzel bi yemek yedik.yemekten sonrada anneler kendi aralarında bizde kendi aramızda konuşarak yürüyüş yaptık sahilde.


hayatımızın merkezi şu aralar olması gerektiği gibi evlilik.planlı ve programlı hareket etmeye çabalıoruzki herşey yetişsin. bazı ufak tefek detayları ve eksikleri daha geniş zamanlara bırakıcaz elbette ama ana parçalarını koymak zorundayız bizi bekleyen bu büyük puzzle ın.


arada nasıl yapcam nasıl edicem aman allahım evleniorumlara düşmüo diilim.düzen oturtmakta zorlanıcağımı hissediorum evimle işim arasında yada değişen yaşamım hakkında.aslında ne büyük bi sorumluluğun altına imza attığımızında farkındayım ama hayatta herşey koca bi risk.elini taşın altına koymadan bilemio göremio insan geleceği.önemli olanda elini taşın altına koymak diil belkide asıl mühim olan taşın eline zarar verip vermediği.

şu aralar daha sakinleşmiş olsakda bi ara sevgilimle gerildiğimiz, inişlerimizin çıkışlarımızın birbirini tutmadığı dönemlerde geçirmedik diil.ama bundan daha doğal ne varki. yeni ve bambaşka bi hayata geçiş yapıcaz kısa bi süre sonra ve ortak sıkıntıların yanında kendi içsel sorunlarımızlada başetmek zorundayız.

işlerimizin büyük bir kısmını hallettik.inşallah bundan sonrasıda bööle istediğimiz gibi olur...
herkese mutluluklar....


03 Mayıs 2008 Cumartesi

evleniyoruz...

12 TEMMUZ 18,00 DA O ÇOK İSTEDİĞİMİZ HAYATA ADIM ATIYORUZ...MUTLUYUZ HEMDE ÇOK:)

10 Nisan 2008 Perşembe

lale zamanı geldi çattı...

benim için belkide yılın en güzel ve en özel zamanı geldi.LALE ZAMANI
şehrin her tarafını kaplamaya başladılar artık öbek öbek, rengarenk, iç açıcı halleriyle.sevgilimle plan yaparken nereye gidipte görsek, resimlerini çeksek diye haftasonu gittiğimiz FLYINN dönüşünden sonra kendilerinden çıkıverdiler karşımıza.ne mutluluk verici onları görmek.

her ikimizinde ikinci gidişi olmasına rağmen tamamen süksesini kaybetmiş bulduk burasının.bi alışveriş merkzinden çok çocuk yuvası gibiydi sanki.her taraf juniorlar ve ebeveynleriyle doluydu.dolayısıyla bi ton gürültü ve dağınıklık mevcuttu.masalar pis her taraf fast food dolu, adam gibi yemek yiyecek bi yer bile yok. o denli fecii bi hal amış yanii.karnımızda aç olduğundan mecburen keyifsizde KFC de tavuk yedik bir bebek doğumgünü partisi gürültüleri eşliğinde.artık çıkalım burdan derkende Home Store un içindeki kafeyi gördük hüzünle.sakin sessiz yemeğimizi yemek varken çoluk çocuğun içinde alelacele yedik yemeğimizide.

flyinn den çıkıp ferahladıktan sonra önce galatasaray tesislerinin oraya götürdü beni sevgilim tuttuğu takımının gururuyla.sonrada kendimizi sahilde bulduk ve bu şahanelerle karşılaştık.
eğer her insanın bi çiçeği varsa benimki kesin laledir.çünkü başka hiç bi çiçek beni onun kadar mutlu etmio gördüğümde.bu denli nazenin ve zarif oluşu çok ama çok hoşuma gidio.

toprakta yaşama süresi bile uzun diilken bu çok normal aslında.lalenin mevsimi var.bi papatya gibi diil yada bi gül.her su veren ele açmıo maalesef:)


07 Nisan 2008 Pazartesi


"Bazen sert bir rüzgâr esebilir, " demişti, "o zaman boynunu eğmekten utanma,
yeniden başını kaldıracağını, yalnızca rüzgârın geçmesini beklediğini düşün
. " Kürşat Başar

31 Mart 2008 Pazartesi

SABAH NEŞESİ

eski günlere dönüş.

yine bi hafta daha bitti ve yenisi geldi.hemde yeni bir ay ile birlikte.yarın nisan 1.eblek şakalara maruz kalmayız inşallah:)
haftasonu cumartesi günü doktor kontrolümden ve nihayet kendime depresyon teşhisini verdirip,elime reçetemi aldıktan sonra sevgilimle buluştum herzamanki gibi.uzun zamandır önce söz, sonra nişan telaşı, alışverişler, hazırlıklar, organizasyonlar fln derken nihayet kendi başımıza kalabildiğimiz bir haftasonuydu.dolayısıyla en sevdiğimiz şeyi yaptık.

sinemaya gittik...

biz ikili koltukları olan galeria yı tercih edioruz her seferinde.hem diğer alışveriş merkezlerine göre nispeten daha elit ve sakin gelio bize.

biletlerimizi aldıktan sonra Pizza Hut'a girdik.sevgilim fast food tarzı şeyler yemek için biyere gitmekten pek hoşlanmıo.daha doğrusu bi yere yemeğe gidildiğinde ilgisizlikten hoşlanmıo.yemek için uzun süre beklmeketende hoşlanmıo.garsona ulaşamamaktan, bi isteği olduğunda bunu ileticek birini bulamamaktanda hoşlanmıo.kısacası fast food zihniyetini sevmio.

bu açıdan biraz sıkıntı yaşasakta öle yada böle yedik pizzalarımızı.birazda mağazalara bakınarak vakit geçirdikten sonra filme girdik.

ahh insanın yanında sevdiği olmasa,şöle ona sarılıp seyre dalma şansı olmasa hiç bi film çekilir gibi değil şu aralar.

daha doğrusu düzgün bi film seçemez olduk bayadır.ne kadar güzel bi film olsun artık dersek okadar aksi oluo.

en son gittiğimiz film Charlie İş Başında mıydı neydi adı.sinemayı kapatmış gibiydik.topu topu 6 kişiydik koca salonda ki ikisi zaten biziz yani:)

o aralar recep ivedik furyası vardı.dolayısıyla herkes ordaydı.ivediğin olduğu bölüme yazılar asılıodu; hiç boş yerimiz kalmadı die.

ne anlamsız....

neyse.filmimizin adı TANRININ VADİSİNDE...
6 kişi değilsekte sanırım iki katı kadardık yine salonda.en fazla 12 kişi yani.

yayıla yayıla izledik işte.film tam bir amerikan propagandası gibi geldi bana.hani vermek istedikleri mesaj tam anlamıyla şuydu:

ewt askerlerimiz ırakta olmadık eziyetler yaptılar, bisürü insan öldürdüler ama bakın işte gayet normal gözüken bi asker çok samimi olduğu arkadaşınıda yok yere öldürüp hatta onu parçalara bile ayırabilio.yani biz amerikalılara kızmayın, çünkü biz canciğer kuzu sarması arkadaşımızı bile kesip biçecek pskiolojiye sahibiz... vah vahhh!!!

emekli asker olan tominin yine kendisi gibi asker olan oğullarından birinin birliğinden felefon gelir.oğlunuz eğer şu güne kadar dönmezse hakkında işlem yapılıcak die.babası bunun üzerine olayı araştırmaya başlar ve anlarki oğlu aslında ortalıkta yoktur, hatta öldürülmüştür.

ilerleyen dakikalarda öldüren kişinin en yakın arkadaşı olduğu anlaşılır ve hatta öldürme sebebide olmadığı.tamamen askerlerin ıraktaki psikolojisiyle ilintisi vurgulanır.

hatta o çok örnek olan oğul mike bi gün bile bile ırakta önüne çıkan çocuğu ezer ve sanırım bu olaydan sonra artık can acımamaya,vicdan azabı yokolmaya ve hiç bişey hissetmemeye başlarlar.öldürmek, işkence etmek onlar için bi zaman sonra sıradan bi eylem halini almıştır.
bilemiorum nekadar haklı yanları var.ama ben insan olmanın bazı sorumlulukları olduğunu düşünüyorum.yani bi insanın bi başka insana kolaylıkla her türlü işkenceyi yapabilmesini, yada onu öldürüp parçalara ayırabilmesini ve hatta bundan hiç suçluluk duymamasını insanlıkla açıklayamıyorum...
bilemiyorum bilemiyorum...

filmden sonra evde laptopumda nişan cd mizi koyup izleyebildim nihayet.hem komik hem oldukça güzel bi anı.kendi kendime güldüm güldüm izledim.ilerde çocuklarımıza gösterebiliceğimiz şahane bi anı işte.

pazar günü saatlerinde ileri alınasıyla absürdleşen bünye uzun zamandan beri ilke defa 12,30 a kadar uyudu.daha doğrusu uyumak için kendimi olabildiğince zorladım.güzel bi kahvaltıdan sonra MASKO mobilyacılar sitesine doğru yola çıktık ailece.yolda arabamızın yalpalamasıyla anladıkki tekerlek patlamış.neyseki yakında bi yer buldukta değiştirttik hemen.mobilyacılar sitesine vardığımızda hava çok soğuk ve rüzgarlıydı.sadece %50 sini gezmeme rağmen pek içime sinen bişiler bulamadım.ne yemek odası, ne yatak, ne oturma odası...kalan kısmı daha sonra gezicez inşallah.

sıcak evimize gitmeden önce babam bizi yemeğe götürdü.karınlarımızıda doyurup, annemi yemek yapma derdinden kurtardıktan sonra evde bi battaniyenin altına girerek annemle Varmısın Yokmusun' u izledik.

zaten sonrada yatma vaktim geldiği için yattım fakat boğazımdaki bi gıcık beni uyutmadı.çokda uykum yoktu zaten geç kalktığım için.öle sallan yuvarlan sabahı ettim işte.

29 Mart 2008 Cumartesi



akşam tv kanallarını gezerken ntv nin bozuk olan yayınını düzeltme esnasında kanal arama ayarlarında trt3 e rastladım. vee eskiden çokça seyrettiğim şimdilerde ise hepten unuttuğum bi programla karşılaştım


buz pateni.


hemde dünya şampiyonası.


oturdum izlmeye başladım.yaklaşık 2 saat boyuncada başından kalkmadım.içimden buz pateni yapma isteiği geldi geldi gitti.(mecburen)


nasıl dansediolar öle ya.buzun üstünde,yani kaygan bi zeminin üstünde bu denli zorlu hareketler yaparken hiçde kaygan diilmiş gibi gözüküo.ellerim çenemde bi yandan aman sakın düşmesinler die düşünürken,diğer taraftan tam aksini istiorum galiba.kız adamın kucağından düşserse noolur.


veya artistik bi hareket esnasında patenini tutan eli kesilse beyaz buzun üstüne kırmızı kanlar aksa nasıl bi görüntü oluşur fln die düşünürken,amerika geldi,rusya gitti,fransız,italyan derken sevgilimin aramasıyla sona erdi bu seyir.


kim kazandı bilmiorum ama bişey daha merak ediorum


aralarında duygusal bi bağ oluşuomu acaba bu çiftlerin.yani bazen öle ateşli görünüolarki yerçekimi kanunu gibi insanların aşka düşmemelerine imkan yok gibi gelio.bana...:)


bir cumartesi sabahı hafiften sinirlerim tepemde,her iki bacağımdan kaçmış çoraplarım eşiliğinde kırmızı ojeli parmaklarımın uçlarını kullanarak yazıorum bu yazıyı.


canım sıkılıo vesselam.


boş oturmaya geldiğimiz her iş günü için canım dahada çok sıkılıo.gazete ve internetle haşırneşir olucaksam şayet bunu evdede rahatlıkla yapabilirim diğmi.


cumartesi gününü bu açıdan kınıyorum,cumartesi gününde çalışıomuşuz gibi yapmaya zorlayan patron zihniyetinide kınıyorum.saatin bi an evvel 1 olması içinde kendime sabır diliyorum.


bari boş vaktimi makyaj yaparak geçiriyim...