gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2007 Pazartesi

evlilik teklifi

20.10.2007.......
hayatımın dönüm noktası...
asla unutmak istemeyeceğim son nefesime kadar hatırlıcağım muhteşem bir an...
bi kızı en çok mutlu eden şey...
sevdiğinden böyle bi teklif almaktan daha değerli ne olabilir...hiçbişey...dünyanın hiçbi nimetine değişilmeyen güzellik...
bu hafta sonu beni hiç ummadığım biyerde Bursada bekleyen müthiş bir sürprizle karşılaştım.hafızama, bedenime ve hatta her zerreme kazınıcak güzellikte bi teklifti üstelik.
çukalatalarla, kalplerle, güllerle ve gül yapraklarıyla bezenmiş bi evlilik teklifi...
bişeyi hiç bukadar canı gönülden tasdiklememiştim daha önce.O filmlerdeki gibi dizlerinin üstüne çöküp bana evlenme teklifi ederken ve bende kabul ederken kalplerimizin çarpışı metreler uzaktan duyulabilirdi.bana hayatıma birkez daha hoşgeldin dedi...bende hoşbulduk dedim...
okadar yüksek dozda duygu değişimlerim olduki bu haftasonu, düşünerek, her ayrıntısıyla yazmam gerek herşeyi ki ilerde birgün anımsama zorluğu çekersem bu sayfayı açıp tüm derinliğiyle okuyabilmeliyiz zira bu benim için çok büyük ve önemli bi mesele.
şimdi burada söylemek istediğim tek şey onu çok sevdiğim.kelimeler yetmicek bunu anlatmama ama yinede taa yürekten canı gönülden SENİ ÇOK SEVİYORUM ve her ayrıntısı düşünülmüş bu muhteşem haftasonu için çok teşekkür ediyorum,canım eşim....

14 Ekim 2007 Pazar

bayramlık

öncelikle kendimde dahil olmak üzere herkesin ramazan bayramı mübarek olsun.acısıyla tatlısıyla dopdolu bi bayramdı benim için.ve yine eski yerleşik düzene geçiverdik.evden işe işten eve...
istanbulda yaşamaya çalışmanın, başınıza büyük felaketler gelmeden yaşamanın çok büyük bedelleri vardır.ya eşşekler gibi çalışıp çoook zengin olmalısınız yada yine parayla ilintili olarak maddi sorununuzun olmadığı bi baba, koca yada herhangi evebeyne sahip olmalısınızki şehrin ücra yerlerindeki felaketlerden başınıza gelmesin hatta mümkünse hiç duymayın, görmeyin.
istanbulda yaşamanın bedellerinden birini daha ödedi bisürü insan yağan yağmurla.zaten istanbullunun sevinci saniyelerle kısıtlıdır.bu da ödenmeyi bekleyen bedeller arasındadır.bayram gelmiş neyine...sen git işyerini, evini basan sularla oyna...halın,kilimin,koltuğun,işyerin malın mülkün su altında kalmış kime ne...
hele hele Kübra Gül'ün babası Abdullah Gül'e ne?
sanki düğünümüze çiçek göndermeyin, bunun yerine yardımda, bağışta bulunun diyince oldu bitti herşey.
kızıyorum.bir bayram günü bunları yaşamak zorunda kalan,bırakılan insanlar adına üzülüorum.hemde hiç alakam olmadığı hiçbi yakınımın başına gelmediği tamamen yabancı olduğum bu insanlar için üzülüorum.duyarlı insan sendromu işte
alibeyköy yıllardır her sel felaketinde büyük zaiyat verir.hatta dahada öte can kaybıda olur bu senede olduğu gibi.
ben küçüktüm. ozaman eyüpte otururduk.alibeyköyden haberler gelirdi sel sonralarında.yıllar yıllar oldu belediyeler değişti, başbakanlar, bakanlar, cumhurbaşkanları değişti ama Alibeyköy'ün sorunu değişmedi.nedir bu insanların çilesi... bitmeyen çilesi...

bayramın birinci günü uzaktan bi akrabamızın cenazesi vardı cuma namazında kalkıcaktı eyüp camiisinden.fakat syn.Recep Tayyip Erdoğan teşrif etmişler eyüp camiisine cuma namazı için.cenazede kimmiş? gömülücekmiymiş? hava sıcakmıymış? bayramın birinci günümüymüş? evde bekleyenlerimizmi varmış.kime ne...
kestiği her yolla halkına bukadar eziyet eden bi zihniyet daha varmı bilmiorum.ve halkından bukadar korkan bi insan.çevresinde düzinelerce polisle gezen bi adam.varmı?
yok!çünkü korkuo, çünkü herkes kimin ne yaptığını bilio ve de görüo.buna kendiside dahil elbette.
zat_ı muhteremin keyfini beklettirdiği birsürü insanın ahını aldı kendisi hemde mübarek bir günde.elbet hak yerini bulur birgün.
konuya sinirle girdim ama aslında bunun dışında çok güzel bi bayram tatili oldu benim için.bereketliydi sanki herşey.
öncelikle perşembe günü için patronumuz bize jest yaptı ve yarım gün bile çalıştırtmadı.yani tatildik arefe günü.bende burayada yazmış olduğum planımı rahatlıkla uyguladım.sevgilimi karşılamaya yenikapıya gittim.biraz erken gittiğim için 45 dakikalık bekleme sonucunda arkasından gizlice yaklaşarak kocaman bi sürpriz yaptım.çok sevindi, haliylen oldukça şaşırdı biraz oturmayı teklif ettim ama elindeki bavullardan ve yoldan gelmiş olmasından dolayı istemedi.sonra beni taksiyle bakırköye bırakarak eve gitti.bu duruma biraz içerlemiş olmalıyımki akşam konusunu açtığımda ufak çapta bi tartışma geçti aramızda.benim herşeyi büyüttüğümü düşünüo.bunların küçük meseleler olduğunu eğer gerçekten oturmak istiosam bunda ısrarkar olmamı söyledi.herzamanki gibi alttan aldı,olgun davrandı.bende küçük bi kız gibi daha mantıklı davranıcağımı söyledim fln fln.
ondan sonra alışveriş yaptım biraz bakırköyde.iftara eve yetiştim iftardan sonrada bayramlıklarımızı yaptık.dolma sardık annemle kabak pastası yaptık ve künefeyi.künefe feci sonuç verdi, bidaha yapmamaya tövbe ettik.dolmalar serçeparmak inceliğinde ve bol ekişiydi.muhteşem olmuştu kabak pastamızda ona keza yine çok güzeldi.
bayramın birinci günü normal şartlarda abimler bize kahvaltıya geliceklerdi sabahtan ama cenazeye katılma olayımız çıkınca biz onlara gittik.cenazeden sonra giyinip süslenip önce halamlara, sonra ben kankime gittim.ordanda yeşilköye amcamlara geçtik.çok tatlı ve pasta çörek yemediğim için herşey yolunda gibiydi ama ramazandan çıkmışlığın verdiği durum değişikliği nedeniyle sabaha karşı bayramın ikinci gününde mide ağrısıyla uyandım.ballı süt içtim ki çok iyi geldi.sonra kahvaltı fln derken giyindim sevgilimle buluşmaya gittim.
sevgilim bana evlilik yüzüğümü aldı.bu aralar evlenme teklifi edicekte kendisi ama benim bundan elbette haberim var:)
hem ben biraz cin olduğum için, hemde kendisi paylaşmyı seven, gizliliği sevmeyen birisi olduğu için.canım aşkım benim ruhumun eşi...muckss
hatta alyans bile bakmış yüzüğümle uyumlu olanından.artık gidip bakıcaz.bu arada bazı şeylerde konuştuk yolda nişantaşına giderken.neyi nasıl yaparız, evi nerden alalım, anneler nasıl gelsinler, nezaman gelsinler fln gibi konuşulmayı bekleyen birsürü konuyu konuştuk.yol herzamanki gibi tıkalıdıydı bizde muhabbet ede ede gittik nişantaşına
nişantaşı ahalisi ülkeyi terkeylemiş olmalıki bayramın ikinci günü omasına hemde cumartesi olmasına rağmen heryer bomboştu.
geçen hafta sevgilimle Beymen'in içindeki Armani'den bi pardesü beğenmiştik ama almamıştık belki başka beğeniriz diye.baktıkki bulamadık daha güzelini bizde onu almaya gittik.zaten çok fazla sürmedi işimiz.aldık ve çıktık.sevgilim uzun boylu ve ayıptır söylemesi yakışıklıdırda:)çok yakıştı çoooookkk yeni pardesüsü benim aybalama.
sonra starrbucksta kahve ve pasta molası verdik.yerlerıimize oturmadan evvel pastalarımızı seçtik.Eskidost diye bi pasta yeniden aramıza katılmışmış.ben ondan yedim sevgilimde newyork usulü Cheesecake. yanında sıcak çukulata içtik.eskidost hakkaten esidostmuş.eski halinide yememiştim ama aramıza yeniden katılması büyük isabet olmuş.muhteşem bi çukulata rüyası gibi bişi.yanındada puro içtik sevgilimle..
bu arada yine StarabuksGloria sanıp servis için bisüre bekledik.aslında servisten ziyade oturduğumuz yerin temizliği için bekledik demeliyim.



birsüre önce sturbucks'ın türkiye mağazalarıyla alakalı bi yazı okumuştum.biz türkler öle ecnebiler gibi kahvemizi alıp gitmekten hoşlanmıoruz yada nebiliyim işe giderken kahveciye uğrayıp bi kahve alıyımda işe gidiyim fln gibi yerleşik zihniyetlerimiz yok.bizim kahve içmekten anladığımız içilen kahveyle birlikte edilen sohbettir.illaki oturmak isteriz içtiğimiz yere.bende yüzde 100 türk olduğuma göre aynen bu düşüncedeyim.isterimki oturduğum yere gelsin fincanım. yanındada ufacıkta olsa ikramları olsun.masa temizlensin diye beklemeyeyim pislik içinde yüzmesin masalarımız.ama bu tip bir sisteme alışık olmayan Sturbucks ahalisi hala türk kültürüne adaptasyon sorunu yaşıo anlaşılan.yani hani madem kahvenizi alıp miktir olup gitmiosunuz nereye gidicekseniz e bizde size oturucak yerler yaratık diolar.ama kusura bakmayın bununla yetinin öle her dakka başka kafelerdeki gibi temizliğe gelemeyiz.bi masada en az 5 -6 bardak olmalı, kültabakları ağzı burnuna dolmalı, yerler çerden çöpten geçilmemeli.ehh işte ozaman gelince biz hızır gibi yetişiriz diolar.
elbetteki çok saçma.Sturbucks yada başka bi firma kültürel geçişlere açık olmalıdır.yani bu işletmenin ısrarla bu kültüre karşı çıkmaya çalışması ayrı, pislik içinde müşterilerini ağırlaması ayrı.bunu mazur görmemize imkan yok bence bu bağlamda.hemde düşünün nişantaşı gibi biyerde.ilgisizlik diz boyu.sanki bedava veriolar anasını satıyım.zaten oldum olası sevmem Sturbucks ı.ben Gloriacıyım yada Kahve dünyası cı.hepsi bu..hıh!

verilen kötü hizmete rağmen ağzımda pasta tadıyla eve döndük.teyzem ve sevdiğim kuzenim bize gelmişlerdi, bende ısrar etmiştim kalın die.kaldılar.akşam üseri acıkınca sokak arası köftecisi usulü ekmek arası köfteler yaptık kendimize, kahveler içtik bol köpüklü ve etrafında bol bol laf döndürdük pervasızca.
ve son gün.üzgünüm hafiften çünkü tatil bitti.kim nekadar kızarsa kızsın bayramlar yorgun düşmüş bedenlerimize yarayan birer tatil fırsatı oldu artık.gerçi bizim ailemiz hala eski geleneklerini bırakmış diil.mutlaka büyüklerimizi ziyarete gidioruz ama bunun dışında elbetteki bi parça tatil demek oluıo bayramlar.
uzun bi kahvaltıdan sonra bakırköye geçtim bi kaç işim vardı.teyzemleri yolcu edince annemde arkamdan geldi.zaten bu sel felaketi görünütülerinede yolda giderken aracın içindeyken rastladım.kocaman borular ve hidroforlarla suları dışarı atıodu insanlar.çok üzüldüm hemde çok.üstelik havada bi gecede kışa dömüştü, buz gibiydi.
sahi ya o ne soğuktu öle.gerçi halada pek sıcak sayılmaz ki perşembeye kadarda sürücekmiş..sonra ısınıomuş yine.neyse.
annemle bululup alışveriş yaptık.günlerdir ayakkabı arıodum.mevsimlik ayakkabı ama bitürlü bulamıodum.gözümü karartıp en sonunda çok bayılmasamda aldım bitane.bi de kocaman deri bi çanta aldım ayakkabıyla uyumlu..ben pek büyük çanta sevmem. ama arada lazım olur diye.annemde bi ayakkabı ve elbise aldı.giydiği elbise fiziğine okadar yakıştıki hasetliğimden çatladım.kadın 50 yaşında muhteşem bi fiziği var.incecik heryeri 62 kilo ve hiç baseni yok,bacakları ince.bi de kendime bakıorum ben kilolu dilim ama basenliyim.teyzelerime benzemişim bu hususta çok lazımmış gibi.ehh napalım gelin kaynana toprağından olurmuş ya kaynanamda basenli ehehehhe
çok yağmurlu çok soğuk bi pazar günüydü.tam hafta bitimine uygundu yani.ve işte yarın iş başlıo.çok şükür herşey yolunda ve önümüzde güzel olaylar, tatlı heycanlar var.allah yardımcımız olsun.iyi haftalar herkeslere...

5 Eylül 2007 Çarşamba

bir çift maşukkkk!!!!

sabah telefonun alarmıyla uyanıyorum hemde büyük ihtimalle onunla aynı dakikalar içerisinde.çok önceden planlanmış bi olayı(benim ısrarlarımla )gerçekleştirmek için saat 9.15 e sözleştik.bunun için erkenden kalkıp hazırlanıp yol almak gerek.
istikametimiz SAPANCA-MAŞUKİYE

içimde bir sevinç bir sevinç eminönü vapur iskelesinde buluştuk sevgilimle.amacımız haydarpaşaya geçip oradanda tren yolunu kullanarak sapancaya gitmek.eminönü kadıköy vapur iskelesinden sabahları 20 dakikada bir kalkan vapurlar haydarpaşaya mutlaka uğruo ama öğleden sonra bu sistem değişio.
saat 9.55 de haydarpaşadayız.ilk iş olarak biletlerimizi alıoruz ama küçük bir hayalkırıklığı yaşıoruz çünkü trenler şehir içindeki banliyolar gibi.isteyen bulduğu yere oturuo ve fiyatıda 7 ytl.yani kompartıman, yani kendimize ait bi masa yada koltuk, şööle ayağımızı uzatıp yatabilicğeimiz yatak vb hiçbişey yok.bildiğimiz yolcu trenlerinden işte hatta biraz daha rahatsız olanı çünkü ilerleyen zamanlarda uzun olan yol,durulması gereken birsürü durak,sıcak ve insan kalabalığından dolayı tren yolculuğu keyif olmaktan çıkıo.
trene binmeden önce önündeki çay bahçesinde bişiler yiyoruz ve haydarpaşa temalı fotoğraflar çekilioruz.
söylenildiği gibi saat tam 10.35 te tren hareket edio.önümüzde 14 adet durak var.sırayla büyükderbent,maşukiye ve sapanca.biz maşukiyede inicez sonrasındada diğer yerlere uğrucaz.bi aksilik olmazsa saat 1 gibi orda olmamız gerek.yoldayken biraz tedirginiz vaktimizin gezmeye yetmiyeceğini düşünüoruz ama bu telaşımızın boşuna olduğunu bikaç saat sonra sukutu hüsrana uğradığımızda anlıcaz.
hava çok sıcak, çok nemli.şehir hatlarındaki trenler yapıları itibariyle daha havadar koltukları daha yukarda ve genelde kapıları açık kafalar dışarda sarkık kullanıldığı için bu tarz bi terleme sorunu çok yaşanmaz.ama bu hatta sürekli duraklar arası binen insanlar ağlayan bebekler,öğle sıcağı fln derken ciddi bi terleme problemi çekioruz.sevgilim ipod dinlemeye başlıo çocuk seslerini duymamak için bende yanımdaki kitabı okumaya başlıorum.koltuklar zemine fazlaca yapışık yerden yükseliği bu derece az olunca camlarda vasisdas tarzı olunca bayılmamak elde diil.cümbür cemaat gidirouz sanki sapancaya
birazdan iniceğimiz durak maşukiye çünkü önümüzdeki tabelada bu yazıo.hazırız, beklemeye başladık.fakat tren durmuo ama biz bunu 2 hattın birbirine çok uzak olduğuna veriyoruz.istasyona yaklaştığında yavaşlayan trenle iniceğimiz yere geldiğimizi anlıoruz.

fakat o da ne!!!
aman allahım.durak kaçırmış olmamız imkansız ama biz yinede sapancadayız.e hani maşukiyede olucaktık.şaşkın şaşkın inioruz trenden ne yapıcağımızı bilemeden, afallamış bi durumdayız.

tren istasyonunun önünde taksiler var.bilir kişiler atlıolar taksiye.biz ise öncelikle noolduğunu anlamaya çalışıoruz ve bi markete danışıoruz.ve anlıoruzki tren maşukiye durağında durmuo.direk sapancaya gelio.çok büyük sorun diil aslında çünkü maşukiyede inmiş olsaydık sapancayıda görmek için mutlaka gelicektik zaten.
bakkaldan bazı yapmamız gerekenler konu sundabilgiler alıyoruz yol hakkında.ve sapancanın gezilicek tek bir yeri olan gölüne gidiyoruz.SAPANCA GÖLÜ
önünde bol bol restaurantların ve deniz bisikletlerinin olduğu bi göl burası.kısa bir kordonu var yürüyebiliceğimiz
ama 2 adım bile atmak istemioruz çünkü söylemiştim hava çok sıcak.
ve maşukiyeye gitmek için minibüse binioruz.sapanca ile maşukiye arası 17 km.yol boyunca ilerleyen yeşilliklerden başka da bişi yok.ısrarla içimden görülmesi gereken yerleri görmediğimizi düşünüorum ama hayır böle bişi yok.sapancada hafif şöle tepeden bakınca olan biten ne varsa görülebilirmiş hissi var.okadar küçük ve hiçbir özelliği olmayan bi yer.maşukiyeye giderken gözümün önüne internetteki sapancaya ait fotoğraflar gelio ve övgü dolu yazılar.sonra bi arkadaşımın maşukiyede çektirdiği pozlar.bi gölün üstünde ahşaptan yapılmış güzel bi mekan.sapancanın açtığı yaraları maşukiyenin kapatıcağı inancıyla yolda ilerlioruz.


-MAŞUKİYE-

ve ewt maşukiyedeyiz.hemen önümüzde taksilar var ama sarı diiller.hususi araba görünümündeler.burası ilk izlenim olarak insana taşra havası uyandırıo.küçük bir taşra kasabası ve bizde sanki buraya yeni tayin olmuş genç çiftiz:)
e bu genç çiftin karnı acıktı ve üstüne sütlük çokda yoruldu ve bunaldı.taksicinin yanına gidio sevgilim rotamızı belirlemek adına.burasıda sapancadan farklı olarak nispeten daha hareketli bi yer.ve şelale dedikleri bi yer var. bu şelaleye giderkende solda konuşlanan birsürü yiyecek içicek ve konaklama gibi tesisler var.
taksici konuşkan bizi kendince en iyi bulduğu yere götürüo.en tepede bi tesis burası ki taksicininde tanıdığı.inerken --ilgilen koçum gibi nidalarala güya bizi sahiplenio. fakat biz taksiciye ihanet edip bi dolaşalım diyerek mekan sahibini kandırıoruz ve daha aşağılara daha kaliteli bi yer bulmaya odaklanıoruz.
sapancanın şaşkınlığını maşukiyeyle atıoruz azda olsa.heryer tesis burda ve fix yiyecek köy peyniri, köy mantarı ve tabiiki alabalık.
hatta yemek yediğimiz yerde alabalıktan başka bi et cinsi seçeneğimizde yoktu.aşağı inerken bu dediğim yerde hamaklar gördüğümü illede oraya gidip konaklamamız gerektiğini sölüorum ki orayı buluoruz.
tüm insani ihtiyaçlarımız ayyuka çıkmış durumda.uzun büyük bi alana yapılmış bu tesiste bunca boş masanın arasından masa seçmekte zorlanıoruz.alabalık havuzunun yanında bi masaya yakınlaşıoruz.az sonra kendilerinden 2 tanesini midemize indiriceğimiz tehditlerini bakışlarımla savuruorum.alabalıklar içiçe oynaşıolar başlarına gelicekten habersiz.küçük alanlı bi hafızaya sahip olmaları bu açıdan süper.lakin ben bi balık olsam ve insan gibi hafızaya sahip olsam mesela şööle 70 sene öncesini çok net hatırlayabilicek kadar. kafayı yerdim herhalde.milyonlarca ölüme şahit oluosun ve insan denilen varlık seni binbirtürlü zevkle yiyo.kötü bi durum...
oldukça rahatlatıcı bi yer bulduk kendimize nihayet.yanımızda akan dere misali alabalık havuzu, yeşillik, kuş sesleri, orman, sessizlik....önümüzde güzel bi çoban salata.kiremitte mantar kiremitte köy peyniri ve kiremette balık.(balık çok lezzetli diildi bu arada çünkü zaten alabalık güzel bi balık diil.keşke peynirlisini yeseydim)
bir güzel yiyoruz üstünede kahvelerimizi içioruz ama bu köy peyniri kısmında durmak istiorum lakin çok lezzetliydi.servisleri almaya gelen çocuğa soruorum nerden alıosunuz die.tesisin aşasğısında bi yer ismi verio.en taze ve en güzel orda olur dio.peqi nasıl yapıosunuz bu peyniri böle güveçte diye soruorum.kendince tarif verio.ona göre peyniri güvece kalınca yerleştirioruz ve üstüne başka hiçbişey koymadan fırına veriyoruz.tabiiki bu söylediğine prim vermiorum.hesabı ödedikten sonra- haa bi de fiyatlar heryerde aynı.tüm tesislerin balık, mantar, peynir fiyatları hep aynı.rekabet sıfır yani-sallana sallana aşağıya geldiğimiz yere inioruz.ve çocuğun tarif ettiği peynirciye gidioruz.görüntü olarak köy peyniri işte çokda farkı yok.tadıda mathaf bişi diil.eve gidince bi hal çaresine bakmak lazım diye düşünüorum.

,maşukiyede tren durmadığı için ondan bi önceki durağa yani büyükderbente gitmemiz gerekio.taksiye atlıoruz.taksici sağolsun çok iyi, alakalı bi amca.tren saatlerini öğrenmek için bi arkadaşını bile arıo telden bizim için.saat 5.08 de kalkan bi tren var.gişeye doğru yaklaşıoruz bilet için ama kapalı. bi adam görüoruz sevgilim yine danışmak için yanlarına gidio.sıcaktan mayışmış olan adamlar bize o gişedeki çalışanın tren saati piyasaya çıktığını ve gişeyi açtığını daha olmadı biletimizi trenden alabiliceğimizi söylüo.
güzel....
durağa geçip beklioruz.yarım saat var önümüzde.yoldan geçerken sevgilimin benim için kopardığı olmamış ayvayı kemirmeye başlıoruz birlikte.ve çok tatlı sevgilim bana 50 ytl harçlık verio.çok utanç verici bi durum ama benim salaklığım yüzünden yanımda sadece 10 ytl var.salaklık işte...neyse ...
tren gelio bu sefer genelde uyuyarak geçirioruz yolculuğu.pestilimiz çıkmış durumda ve trende yine çok havasız.bu sefer bostancıda inip denizotobüsüyle bakırköye geçmeyi planlıoruz.dönüş gidişe göre daha kısa gibi gelio.inioruz.bostancı deniz otobüsleri saatte bir kalktığı için 45 dakika beklemek zorundayız.bi çay bahçesinde bişiler içioruz aldığımız dergilere gözatarak geçirioruz vaktimizi.
klimalı ortamda medeniyete daha yakınmış gibi durarak süzülüo otobüs suyun üstünde.dalgalardan her atlayışında içimden bişiler gidio.bu his beni öldürüo çünkü midem bulanıo bu gibi durumlarda.allahtan yarım saate kadar varmış oluoruz bakırköye.
fazla seramoniye gerek yok.sahilden ayrılıoruz.herzamankinin aksine hep o beni bindirirdi taksiye o yolcu ederdi bu sefer ben devralıorum bu görevi.
sevgilimi geçirip meydana doğru yürürken bi aksesuarcıya uğrayıp 3 adet küpe alıorum.ve kendimi eve atıorum bi süre sonra.
gerçekten çok yorgunum.saat 10 buçuk gibi sızmaya başlıorum.elimdeki sigarayı küllüğe koyucak kadar bile mecalim yok.ortalığı yakmadan kendisini söndürüp uykuya dalıorum...
yarın tüm gün evde olucam ve dinlenicem dinlenicem dinlenicem..bu benim iç sesim...ama bi de dış sesim var ki o yarın olduğunda ne söyler görüceeezzz