5 Eylül 2007 Çarşamba

bir çift maşukkkk!!!!

sabah telefonun alarmıyla uyanıyorum hemde büyük ihtimalle onunla aynı dakikalar içerisinde.çok önceden planlanmış bi olayı(benim ısrarlarımla )gerçekleştirmek için saat 9.15 e sözleştik.bunun için erkenden kalkıp hazırlanıp yol almak gerek.
istikametimiz SAPANCA-MAŞUKİYE

içimde bir sevinç bir sevinç eminönü vapur iskelesinde buluştuk sevgilimle.amacımız haydarpaşaya geçip oradanda tren yolunu kullanarak sapancaya gitmek.eminönü kadıköy vapur iskelesinden sabahları 20 dakikada bir kalkan vapurlar haydarpaşaya mutlaka uğruo ama öğleden sonra bu sistem değişio.
saat 9.55 de haydarpaşadayız.ilk iş olarak biletlerimizi alıoruz ama küçük bir hayalkırıklığı yaşıoruz çünkü trenler şehir içindeki banliyolar gibi.isteyen bulduğu yere oturuo ve fiyatıda 7 ytl.yani kompartıman, yani kendimize ait bi masa yada koltuk, şööle ayağımızı uzatıp yatabilicğeimiz yatak vb hiçbişey yok.bildiğimiz yolcu trenlerinden işte hatta biraz daha rahatsız olanı çünkü ilerleyen zamanlarda uzun olan yol,durulması gereken birsürü durak,sıcak ve insan kalabalığından dolayı tren yolculuğu keyif olmaktan çıkıo.
trene binmeden önce önündeki çay bahçesinde bişiler yiyoruz ve haydarpaşa temalı fotoğraflar çekilioruz.
söylenildiği gibi saat tam 10.35 te tren hareket edio.önümüzde 14 adet durak var.sırayla büyükderbent,maşukiye ve sapanca.biz maşukiyede inicez sonrasındada diğer yerlere uğrucaz.bi aksilik olmazsa saat 1 gibi orda olmamız gerek.yoldayken biraz tedirginiz vaktimizin gezmeye yetmiyeceğini düşünüoruz ama bu telaşımızın boşuna olduğunu bikaç saat sonra sukutu hüsrana uğradığımızda anlıcaz.
hava çok sıcak, çok nemli.şehir hatlarındaki trenler yapıları itibariyle daha havadar koltukları daha yukarda ve genelde kapıları açık kafalar dışarda sarkık kullanıldığı için bu tarz bi terleme sorunu çok yaşanmaz.ama bu hatta sürekli duraklar arası binen insanlar ağlayan bebekler,öğle sıcağı fln derken ciddi bi terleme problemi çekioruz.sevgilim ipod dinlemeye başlıo çocuk seslerini duymamak için bende yanımdaki kitabı okumaya başlıorum.koltuklar zemine fazlaca yapışık yerden yükseliği bu derece az olunca camlarda vasisdas tarzı olunca bayılmamak elde diil.cümbür cemaat gidirouz sanki sapancaya
birazdan iniceğimiz durak maşukiye çünkü önümüzdeki tabelada bu yazıo.hazırız, beklemeye başladık.fakat tren durmuo ama biz bunu 2 hattın birbirine çok uzak olduğuna veriyoruz.istasyona yaklaştığında yavaşlayan trenle iniceğimiz yere geldiğimizi anlıoruz.

fakat o da ne!!!
aman allahım.durak kaçırmış olmamız imkansız ama biz yinede sapancadayız.e hani maşukiyede olucaktık.şaşkın şaşkın inioruz trenden ne yapıcağımızı bilemeden, afallamış bi durumdayız.

tren istasyonunun önünde taksiler var.bilir kişiler atlıolar taksiye.biz ise öncelikle noolduğunu anlamaya çalışıoruz ve bi markete danışıoruz.ve anlıoruzki tren maşukiye durağında durmuo.direk sapancaya gelio.çok büyük sorun diil aslında çünkü maşukiyede inmiş olsaydık sapancayıda görmek için mutlaka gelicektik zaten.
bakkaldan bazı yapmamız gerekenler konu sundabilgiler alıyoruz yol hakkında.ve sapancanın gezilicek tek bir yeri olan gölüne gidiyoruz.SAPANCA GÖLÜ
önünde bol bol restaurantların ve deniz bisikletlerinin olduğu bi göl burası.kısa bir kordonu var yürüyebiliceğimiz
ama 2 adım bile atmak istemioruz çünkü söylemiştim hava çok sıcak.
ve maşukiyeye gitmek için minibüse binioruz.sapanca ile maşukiye arası 17 km.yol boyunca ilerleyen yeşilliklerden başka da bişi yok.ısrarla içimden görülmesi gereken yerleri görmediğimizi düşünüorum ama hayır böle bişi yok.sapancada hafif şöle tepeden bakınca olan biten ne varsa görülebilirmiş hissi var.okadar küçük ve hiçbir özelliği olmayan bi yer.maşukiyeye giderken gözümün önüne internetteki sapancaya ait fotoğraflar gelio ve övgü dolu yazılar.sonra bi arkadaşımın maşukiyede çektirdiği pozlar.bi gölün üstünde ahşaptan yapılmış güzel bi mekan.sapancanın açtığı yaraları maşukiyenin kapatıcağı inancıyla yolda ilerlioruz.


-MAŞUKİYE-

ve ewt maşukiyedeyiz.hemen önümüzde taksilar var ama sarı diiller.hususi araba görünümündeler.burası ilk izlenim olarak insana taşra havası uyandırıo.küçük bir taşra kasabası ve bizde sanki buraya yeni tayin olmuş genç çiftiz:)
e bu genç çiftin karnı acıktı ve üstüne sütlük çokda yoruldu ve bunaldı.taksicinin yanına gidio sevgilim rotamızı belirlemek adına.burasıda sapancadan farklı olarak nispeten daha hareketli bi yer.ve şelale dedikleri bi yer var. bu şelaleye giderkende solda konuşlanan birsürü yiyecek içicek ve konaklama gibi tesisler var.
taksici konuşkan bizi kendince en iyi bulduğu yere götürüo.en tepede bi tesis burası ki taksicininde tanıdığı.inerken --ilgilen koçum gibi nidalarala güya bizi sahiplenio. fakat biz taksiciye ihanet edip bi dolaşalım diyerek mekan sahibini kandırıoruz ve daha aşağılara daha kaliteli bi yer bulmaya odaklanıoruz.
sapancanın şaşkınlığını maşukiyeyle atıoruz azda olsa.heryer tesis burda ve fix yiyecek köy peyniri, köy mantarı ve tabiiki alabalık.
hatta yemek yediğimiz yerde alabalıktan başka bi et cinsi seçeneğimizde yoktu.aşağı inerken bu dediğim yerde hamaklar gördüğümü illede oraya gidip konaklamamız gerektiğini sölüorum ki orayı buluoruz.
tüm insani ihtiyaçlarımız ayyuka çıkmış durumda.uzun büyük bi alana yapılmış bu tesiste bunca boş masanın arasından masa seçmekte zorlanıoruz.alabalık havuzunun yanında bi masaya yakınlaşıoruz.az sonra kendilerinden 2 tanesini midemize indiriceğimiz tehditlerini bakışlarımla savuruorum.alabalıklar içiçe oynaşıolar başlarına gelicekten habersiz.küçük alanlı bi hafızaya sahip olmaları bu açıdan süper.lakin ben bi balık olsam ve insan gibi hafızaya sahip olsam mesela şööle 70 sene öncesini çok net hatırlayabilicek kadar. kafayı yerdim herhalde.milyonlarca ölüme şahit oluosun ve insan denilen varlık seni binbirtürlü zevkle yiyo.kötü bi durum...
oldukça rahatlatıcı bi yer bulduk kendimize nihayet.yanımızda akan dere misali alabalık havuzu, yeşillik, kuş sesleri, orman, sessizlik....önümüzde güzel bi çoban salata.kiremitte mantar kiremitte köy peyniri ve kiremette balık.(balık çok lezzetli diildi bu arada çünkü zaten alabalık güzel bi balık diil.keşke peynirlisini yeseydim)
bir güzel yiyoruz üstünede kahvelerimizi içioruz ama bu köy peyniri kısmında durmak istiorum lakin çok lezzetliydi.servisleri almaya gelen çocuğa soruorum nerden alıosunuz die.tesisin aşasğısında bi yer ismi verio.en taze ve en güzel orda olur dio.peqi nasıl yapıosunuz bu peyniri böle güveçte diye soruorum.kendince tarif verio.ona göre peyniri güvece kalınca yerleştirioruz ve üstüne başka hiçbişey koymadan fırına veriyoruz.tabiiki bu söylediğine prim vermiorum.hesabı ödedikten sonra- haa bi de fiyatlar heryerde aynı.tüm tesislerin balık, mantar, peynir fiyatları hep aynı.rekabet sıfır yani-sallana sallana aşağıya geldiğimiz yere inioruz.ve çocuğun tarif ettiği peynirciye gidioruz.görüntü olarak köy peyniri işte çokda farkı yok.tadıda mathaf bişi diil.eve gidince bi hal çaresine bakmak lazım diye düşünüorum.

,maşukiyede tren durmadığı için ondan bi önceki durağa yani büyükderbente gitmemiz gerekio.taksiye atlıoruz.taksici sağolsun çok iyi, alakalı bi amca.tren saatlerini öğrenmek için bi arkadaşını bile arıo telden bizim için.saat 5.08 de kalkan bi tren var.gişeye doğru yaklaşıoruz bilet için ama kapalı. bi adam görüoruz sevgilim yine danışmak için yanlarına gidio.sıcaktan mayışmış olan adamlar bize o gişedeki çalışanın tren saati piyasaya çıktığını ve gişeyi açtığını daha olmadı biletimizi trenden alabiliceğimizi söylüo.
güzel....
durağa geçip beklioruz.yarım saat var önümüzde.yoldan geçerken sevgilimin benim için kopardığı olmamış ayvayı kemirmeye başlıoruz birlikte.ve çok tatlı sevgilim bana 50 ytl harçlık verio.çok utanç verici bi durum ama benim salaklığım yüzünden yanımda sadece 10 ytl var.salaklık işte...neyse ...
tren gelio bu sefer genelde uyuyarak geçirioruz yolculuğu.pestilimiz çıkmış durumda ve trende yine çok havasız.bu sefer bostancıda inip denizotobüsüyle bakırköye geçmeyi planlıoruz.dönüş gidişe göre daha kısa gibi gelio.inioruz.bostancı deniz otobüsleri saatte bir kalktığı için 45 dakika beklemek zorundayız.bi çay bahçesinde bişiler içioruz aldığımız dergilere gözatarak geçirioruz vaktimizi.
klimalı ortamda medeniyete daha yakınmış gibi durarak süzülüo otobüs suyun üstünde.dalgalardan her atlayışında içimden bişiler gidio.bu his beni öldürüo çünkü midem bulanıo bu gibi durumlarda.allahtan yarım saate kadar varmış oluoruz bakırköye.
fazla seramoniye gerek yok.sahilden ayrılıoruz.herzamankinin aksine hep o beni bindirirdi taksiye o yolcu ederdi bu sefer ben devralıorum bu görevi.
sevgilimi geçirip meydana doğru yürürken bi aksesuarcıya uğrayıp 3 adet küpe alıorum.ve kendimi eve atıorum bi süre sonra.
gerçekten çok yorgunum.saat 10 buçuk gibi sızmaya başlıorum.elimdeki sigarayı küllüğe koyucak kadar bile mecalim yok.ortalığı yakmadan kendisini söndürüp uykuya dalıorum...
yarın tüm gün evde olucam ve dinlenicem dinlenicem dinlenicem..bu benim iç sesim...ama bi de dış sesim var ki o yarın olduğunda ne söyler görüceeezzz

2 yorum:

gli dedi ki...

tesekkur ederiz
masukiye geziniz ile bizim yapacagımız masukiye gezimizi belediye, otel ve masukiyelilerin sitelerinden cok daha iyi aydınlattınız..

mutesekkiriz =]

Adsız dedi ki...

teşekkürler. trenle yolculuk edecek bir yer arıyorduk arkadaşlarla. gezi sitelerinden maşukiyeyi görmüştüm. trenin orada durmadığını ve bu şekilde gidildiğni sizden öğrendim sağolun.