29 Aralık 2008 Pazartesi



alıcı kuşlar gibi başımın üzerinde dönüp durmayın
kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
ahhh özledim hem de çok özledim, ezberledim beklemeyi
yollar benim umudumdur,yolları kapatmayın
yağmayın yollarıma,durun kar taneleri ...

sevgilim iç anadolu bölgesinde ben marmara.normal şartlarda yarın işlerini bitirip gelicek.yılbaşında evde olabilicek ama normal şartlarda böyle.anormal şartlarda misal kayseriye yoğun bi kar yağışı olursa ve aynı zamanda istanbuldada olursa ya da herhangi birinde olursa maalesef uçuşlar iptal olacağından gelemicek.neye üzülürsem daha az üzülürüm bilmiorum.böyle bi ihtimal dahilinde evde yalnız başıma kalmak zorunda olduğumamı yılbaşına yalnız girmemdenmi özlediğim eşime kavuşamadığımamı ? neye üzülmeliyim bilmiorum.
hava şartları malum.bundan sonra yaz olması biraz zor.
dün akşam tv karşısında otururken birden bizim ev halkı hareketlendi ve neşelendi.bekledikleri birisi olmadığı için haklı olarak mutlu mutlu yağan karı izlediler.bense okadar sevmeme rağmen kar yağmasın die dua ediorum.kocam gelsin ondan sonra istediği kadar yağabilir.ama bu kadar özleme bi de kar mağduriyeti binerse sanırım hönk hönk ağlarım.

her yerde kar var,kalbim senin bu gece
belki gelirsin sen, bakarken pencereden
gözler yalnız,özler karda senden izler
yürümek karda zordur, gelirsen bak aşk budur
dönsen köşeden şöyle
şarkı sölerim böyle




19 Aralık 2008 Cuma

OLD CITY...

herşey ne çabuk geçio.yine kocaman 9 günlük tatil eriyip gidiverdi işte.albümlere bikaç parça daha resim koyduk yine. şu tarihte burdaydık ve şunları yaptık.işte kanıtları...

güzel şeyler çabuk biter,zaman su gibi akıp gider.dünyanın kaidesi bu.bukadar hızlıysa madem şu zaman mefhumu, neden eşimden ayrı kaldığım şu koca haftadada en az tatilde olduğu kadar hızlı geçmedi ozaman.çünkü geçmesini istiorum bitmesini ve sevdiğime kavuşmayı bekliorum.çok şükür bugün cuma.kavuşma günümüz geldi çattı.ufak tefek sürprizler hazırladım sevdiğime.yazılar, kartlar evin köşelerine dağıtılıcak. bi de erken bi yılbaşı armağanı aldım ona.ihtiyacı dahilinde bişeydi zaten bana seçim yapmak kaldı yalnızca.

dün iş arkadaşımla evime gittim. 3 gündür annemde kalıodum dün hazır o da gelio diye birlikte kız kıza bizde kaldık.eşimin kayseriden getirdiği mantılarla, yine kayseriden gelme pastırmaları paçangaya çevirerek pişirdim.bi güzel yedik hatta ertesi gün içinde kalan börekleri işe getirdik.

evimi özlemişim.eskidende böyleydi bu. evlenmeden evvelde annemlerle birlikte oturduğum evimi özlerdim. nezaman biyerde fazla kalsam sanki evimi kaçırıolarmış gibi koşa koşa geri dönerdim. küçükken kimsede kalmaz, annemle yapışık gezerdim.hayatım boyunca yaşadığım her iki evide çok sevdim.ama gariptirki bekarken o koşa koşa gittiğim ev de yabancı bi yer halini aldı artık benim için.insanın iki parça eşyası nerdeyse orası yuvasıdır derler,doğruymuş.halbuki orasıda benim evim burasıda ama demek evlenip kendi düzenini kurunca işler değişiomuş.

dün eve girdiğimde evimin kokusunu içime çektim resmen.her evin kendine has sinmiş bi kokusu vardır ya hani.işte o koku.yatağım,yastığım,dolabım,bardağım,tabağım herşey öylesine benimki sanki 6 ay evvel diilde çook senelerden beri ben zaten ordaymışım.işimle arasının okadar uzak olmasına rağmen geldiğimde oh dediğim, içimin huzurla dolduğu, mutlu olduğum, sevgilimle bizi birleştiren, yorgunluğumuza, kızgınlığımıza, hüznümüze bi parçada olsa ara verebildiğimiz durak sanki bizim için.bu yüzden seviorum sürekli evimde bişiler yapmayı.oturup tv karşısında bişiler izlemektense ya mutfağımda bişiler yapıo oluorum yada orayı burayı temizliorum.seviorum evde vakit geçirmeyi.bizim mutluluk mabedimiz burası.

bukadar sevmemize rağmen yeterince vakit geçiremedik evimizde tatilde. bayram gezmeleri küçük kısa bi tatil şehirdışında,dönünce başka telaşeler fln derken geçti işte zaman.yoğun bi tatildi bizim için ama bana herzaman çok güzel zamanlar hediye eden sevgilim sayesinde yine bi dileğim gerçek oldu.TRENLE SEYAHAT

okadar çok istiodumki neden bu denli arzuladığımı nihayet anladım işte bu gezinin sonunda.program yaparken tren seferleri ve doluluk oranlarını araştırırken normal oturmalı tren kalmayınca mecburen yataklı tren bileti almak zorunda kalmıştık.eskişehir ankara arası giden ANKARA EKSPRESİ ni tercih edebildik şartlar dahilinde.biletler rezerve edildikten sonra internette yataklı trenlerle alakalı yığınla yazı okudum hatta bikaç resimde gördüm ve tüm bunların sonunda tren yolculuğu daha bi cazip hale geldi.ama hiçbiri bu araca binipte yola çıkmak kadar eğlenceli ve cazibeli olamaz.


bayramın 2. günü 22,30 da hareket edicek olan tren için 7 ye doğru evden çıkıp mutlu mesut haydarpaşa garına gittik.erken geldiğimiz için gelen giden trenlerle oyalandıktan sonra nihayet trenimizde geldi.bu bambaşka bişi, anlatamam. insan biniceği aracı gördüğünde bukadar sevinirmi?ben sevindim,çocuklar gibi şen oldum.trenle alakalı herşey öyle büyülüydüki benim için,bikez daha haydarpaşaya hayran oldum mesela.kompartıman görevlileri bile öyle babacanki herkes herşey iyi olsun die uğraşıo gibi bi hava vardı garda.kalkmamıza 40 dakika olmasına rağmen sabredemeyip bir an önce kalıcağımız yeri görmek istedik.ve işte herşey o an başladı.

nohut oda bakla sofa miniminnacık şipşirin bi oda.küçük bi lavabosu bile olan, gaysan tarzı mobilya; çektiğinde yatak olan kaldırdığında koltuk.küçük bi dolaba saklanmış miniş bi buzdolabı ve içinde ikramlıklar,ve en güzeli kocaman bi cam.

hemen alt katı kendime tahsis edip kocamı üst kata postaladım.herşey tam hayalimdeki gibiydi öyle olmayada devam etmeliydi.ben yatağıma yüzüstü uzanırken kocaman camın önünden akıp giden şehir manzarasına bakmalıydım.öylede yaptım,muhteşemdi.

eşyalarımızı koyup mutluluktan napıcağımızı şaşırmışken trenin restaurantına gitmeye karar verdik.o da ayrı bi şirinlikte.cam kenarına sıralanmış küçük masalar,menüler ve küçük bir vazo eşilğinde
kısıtlı bi menüye sahip olsada yemeklerin en güzelini diil belki ama meyvelerin,fantaların ve çerezlerin en güzelini yedik.(manen:))
hareket vakti gelince içim bi hoş oldu.nihayet o çok istediğim yolculuktaydık.sevdiğimle en sevdiğim şeyi yapıodum bundan daha güzel bişey varmıydı.dünyaları verse birisi avucuma bukadar mutlu ve huzurlu olabilirmiydim bilmiorum.
hiç bi anını kaçırmamak adına yatağımdan nerdeyse hiç kalkmadım,zaten gece yolculuğu olduğu için hazır herkes uyuyoken gözlerimi dört açıp herşeyi ama herşeyi seyrettim.
nasıl romantik, nasıl melankolik bi durum anlatamam.mutluluktan ağlamayı bile başarabilirdim ama yapmadım.o denli yani:)sevgilim yukarda uyurken ben kulağımdaki en sevdiğim müzikler eşliğinde haydarpaşa eskişehir arasındaki herşeye o gece tanık oldum.
dedimki kendime bu şekilde dünyanın bi ucuna bile gidebilirim.ve asla bundan sonra eğer tercih şansım varsa hiçbi şekilde uçak yada otobüs kullanmıcam.imkanım varsa trenle gidicem.budur son kararım.

görevliler bile okadar şekerlerki sabaha karşı kapımıza gelip biz uyanana kadar kapıyı vuruolar.eskişehire gelmek üzereymişiz.apar topar hazırlanıoruz tabii.sabah 4,45 de yepyeni bi şehirde inioruz.hemen taksiye atlayıp eşimin ananesinin evine gidioruz.sabahın körüde olsa müthiş bi karşılama evin sıcaklığı bizi kendine çekio ve hemen birbirimize sarılıp uyuyoruz.


ESKİŞEHİR...adı eski ama kendi yepyeni.güzel düzenli bi kent.nüfus yoğunluğu fazlasıyla gençlerden oluşuo.orta yaşlı insan bile nerdeyse yok.sabah evde kahvaltı yaptıktan sonra kendimizi dışarı atıoruz.nerdeyse heryere yürüyerek gidip gelioruz.bi sakinlik var şehirde.belkide bayram tatilinde olmamızdan ve yoğunluğun az olmasından,bilmiorum.ama insanlar farklı.istanbulun o kaba saba halini okadar sindirmişizki, fotoğraf çekerken bize müsade etmek için durup bekleyen şöföre hayretle bakıorum.bu şehirde insanlık henüz ölmemiş diorum.

venedik gibi şehrin ortasından su geçio. adı porsuk çayı. .

bu çayın üzerinde bulunan gezi teknelerinden birine binioruz ve kısa bi şehir turu yapıoruz.odun pazarı evlerinin varlığından haberdar olan sevgilim beni oraya götürmek istio. kendiside daha evvel gitmemiş.yine yayan olarak gidioruz. eski evler restore edilmiş bazıları işletilio bazılarıysa boş.ama fotoğraf çekmek için güzel bi yer,fırsatı değerlendirioruz



fotoğraf ve gezi olayımızdan sonra her türk genci gibi maalesef kendimizi alışveriş merkezine atırouz.sanki istanbulda hiç yokmuşda biz de hiç gitmiomuş gibi bikaç parça bişiler satın alıoruz.ayrıca ısınıoruzda tabii.bi kafeden güzel görünümlü berbat bi kuruvasan alıoruz yemeden çöpü boyluyo.çıkıoruz.eski tren garlarından birini restore edip değiştirmişler ve içleri çeşitli kafeteryalarla dolu bi mekan yapmışlar.






kimi yerlerdede küçük hediyelik eşya satan dükkanlar var.eskişehirin ünlü lületaşınıda sadece burda bulabilioruz ama çeşit biraz zayıf.sadece pipo yapıolar ve dandik gibi duran tesbihler.maalesef hatıra olarak alıcak bişi bulamıoruz.


istanbuldan gelirken aile büyüklerimizden birisi bizi tembihlio.mutlaka PAPAĞAN'a gidip çiğ börek yiyin die.buraya kadar gelipte yememek olmaz tabii ama bunu başarabilmemiz için ciddi bi sıra beklemek durumundayız.işte meşhurlar meşhuru PAPAĞAN


hiçbir sıradışı özelliği olmayan bu çiğbörek için maalesef baya bi beklioruz.dükkan çok küçük ve önünde sıra oluşuo çoğunlukla.sevgilimin dediğine göre dükkan sahibinin mekanı genişletmeye hiç niyeti yok. neden olsunki bu şekildede işini götürebilio nasılsa.yemek yemek bi eziyet halini alsada bizde dahil olmak üzere ısrarla beklioruz.

bir porsiyonda 4 tane var. ama müşteri okadar çokki hepsini aynı anda tabağa koyamıolar.bir adedi 85 kuruş.önce; bu bana çok nasıl yicem? diosun baya heybetli çünkü.sonra anlıosunki içleri puf puf, bomboş.bizde zaten doymak istemioruz çünkü ananenin nefis yemeklerine saklıoruz kendimizi.

bu faslıda geçtikten sonra eve doğru yönelioruz yorgun biçimde.eskişehir karasal iklime sahip soğuk,sert bi yer. gündüz idare etsekte güneş çekilince soğuk iyiden iyiye hissedilio.nefis yemekler ve enfes kabak tatlısıyla geceyi sonlandırıoruz.

sabah mis gibi pide kokularıyla uyandırılıoruz.güzel bi kahvaltı sonrası yine dışarı atıoruz kendimizi.kısa bi yürüyüş ve gezmeden sonra akşam evde bizi bekleyen kuru dolma şenliğine katılıoruz.nefis dolmalar,şimdi olsada yesem.

buruk bir veda anından sonrada otogara doğru yola çıkıoruz. maalesef dönüş için trenlerin hiçbirinde yer bulamadık.mecburen karayolunu tercih edicez.herzamanki gibi erken geldiğimizden bi saat kadar oralarda takılıoruz.asker geçirmeye gelmiş bisürü eş dost akraba.baya kalabalık otogar.bi yere oturup bilmem kaç bin defa haşlanmış berbat çaylarımızı içioruz



otobüsümüz gelince yerlerimizi alıoruz ama sevgilim maalesef arkalardan yer almış.halbuki bilio önde gitmeyi sevdiğimi.neden almadın dediğimde aklına ORHAN PAMUK'un YENİ HAYAT adlı kitabı gelmiş bileti alırken.ordada iki sevgili anadolunun yollarında otobüs yolculuklarında çeşitli kazalar geçiriolardı.fazla etkisinde kaldı galiba.şayet kaza yaparsak önde oturmamız bizim için sakıncalı, arka tarafsa güvenilirmiş bu duruma göre:)komik buldum bu düşünceyi ama yapcak bişi yok.
yaklaşık 5 buçuk saatte istanbula vardık,yorgun ve bitkin bi halde.evimize koşar adım gittik ve kendimize gelmemiz 1 gün sürdü.
sonrasında dinlenmeyle geçti zaten.sevgilim teftiş için kayseriye gitti pazartesi günü.bense evde yalnız durmaktansa ekmek elden su gölden hesabı yapıp annemlerde kalıorum.kimi zaman iyi bu durum kimi zaman kötü.insan evine kendi düzenine alışınca hep onu arar oluosun.
bakalım yılbaşı akşamına kadar sevgilim gidip gelicek böle.yeni yılı birlikte karşılıcaz inşallah.geçen sene kendi kendimize sözverdiğimiz gibi sıcacık evimizde miskinlik yaparak karşılıcaz.ahh hele bi de kar yağarsa değmeyin keyfimize...

27 Kasım 2008 Perşembe





Sonbaharın son günleri.artık yerlerde dolaşıcak dallarından kopup gidicek yapraklar bile kalmadı nerdeyse.dışarda güzel bi hava var.inceden çiseleyen yağmur,şemsiyeden yüzleri görülmeyen insanlar ve Arnavut kaldırımlarının arasına sıkışmış yağmur suları
Sonbahara cocorosie yakışır.ne zaman dinlesem burnumu cama dayayıp sokağı izleyesim gelir.kış gelio ve bahara sadece bir tek mevsim kalmış oluo

26 Kasım 2008 Çarşamba

25 Kasım 2008 Salı

olan,biten

>

diyetteyim.tartıya çıktığımda ibredeki rakamı görünce girdiğim şoktan ötürü sımsıkı bir diyete girdim. yaklaşık 4 kg verdim ama durmak yok yola devam.en zoruda bi yere gittiğinde yapılanlardan yiyemio olmak.herkes hapur hupur yerken ben yemeğimi yedim sağolun demek.ama gerçekten mühim diil. yediğim günlere sayıyorum hepsini.böyle daha hafif ve suçluluk duygusundan uzak kalınca daha mutlu oluo insan. şimdilik bi şikayetim yok.zaten bisüre sonra amaç zevkle yemek yemek diil sadece guruldayan karnımın sesini durdurmak için yemek oluo.bu fotoğrafta diyet yapmadığım zamanlardan kalma zaten. ahh kahvaltının mutlulukla bi ilgisi olmalı demiş bi şair.ne iyi demiş.














geçen hafta eminönü taraflarından alıcağımız bazı ev eşyaları vardı.duvar saati,tavla,şemsiye,hediye ve yüzüklerimize aldığımız yerden isim yazdırmak gibi işler.yine şu yukardaki gibi güzel bi kahvaltı sonrası düştük yollara. önce yüzüklerimize isim ve tarih yazdırdık sonrada temizlettik.bu işlem biraz vakit alıcağından türk kahvesi içebiliceğimiz bi yer ararken kilimcilerin olduğu sokakta minik samimi bi cafe gördük ve oturduk.garsondan türk kahvesi istedikten sonra garson son zamanların en güzel teklifini yaptı.


yeni izmirden gelmiş sakızlı kahveyi denemek istermiydik. ahhh uzun zamandır izi peşindeydim bu kahvenin.tabiiki isterdik hemde en sakızlısından.yeni bi ürünmüş kahve satın aldıkları adam tanıtım için getirmiş.bende bayadır nerden alınabilir diye düşünüp araştırıodum .hatta iş arkdaşım izmire gittiğinde onu tembihlemiştim sakızlı kahve die fakat unutmuştu.tüm bunlar çok yakın zamanda vuku bulurken gökte aradığımı yerde buldum.cidden nefisti,hele hele yanında tiramisu ile dahada nefisti.

fakat asıl süpriz daha sonraymış meğer:)


kahvelerden sonra küçük bi pazarlıkla mobilyalarımıza uygun bi tavla aldık.satıcılara türk işi ,istanbul işi diye not düştük almadan evvel. yoksa fiyatlar borulaşıo aniden:)


daha sonrada duvar saati için saatçilerin olduğu sokakta dolaştık.seikonun şık bir duvar saatini aldık ama onun yanında bir de metalik bi saat görünce mutfağıma çok yakışıcağından onuda aldık.


mısır çarşısına girmemek olmazdı elbette.babamın prostat için istediği bazı otlar vardı.onları temin etmek için girdiğimiz bi aktarda ne göriyim.dadadadannnn....egenin meşhur sakızlı kahvesi,hemde paketinde satılıo.resmen havada kaptım ki hala kıyıpta açamadım paketini.özel misafirlerim için saklıorum.


tmm egenin sakızlısı iyide buralara kadar gelmişken kurukahveci mehmet efendiye uğramadanda olmazdı hani.ondanda taze kahvemizi aldıktan sonra ananemlere akşam yemeğine gittik.kahveyi çantama atmışım bi hafta missler gibi koktu durdu..


gençtürkcellilerin sinema muhabbeti var.bi bilet fiyatına 2 kişi.araştırdıktan sonra geçen akşam evimize yakın bi alışveriş merkezindeki 21,30 seansına gittik.neyemi? tabiiki ISSIZ ADAM'a.

filmde ağlamadım çünkü benim için ağlanıcak bi anı ,bi mazi yoktu artık.eskiden vardıysada üstünden çok seneler geçti.maziyi hatırlayıp üzülemicek kadar mutluyum çok şükür.
ama eminim hikayesi taze olanlar hüngür şakır ağlamışlardır.aslında kanaatimce insanların ağlamasına sebebiyet veren şey bi parçada olsa filmde çalan eski şarkılar.hatta bence büyük payı var.şarkılar enfes hele plaktan çalınca dahada enfes.bu film piyasaya çıkmadan önce zaten orda çalan şarkılar benim playlistimde vardı.ama filmden sonra benim içinde daha değerli oldu doğrusu.hatta sinemadan eve dönünce gece olmasına rağmen yüksek sesle film müziklerini dinledik.


bi site var.www.birzamanlar.net diye.70 li yılların sanatçılarına ait bi arşiv geliştirmişler ve nerdeyse yok yok.bi ara hakikaten bu siteye takılmıştım.gazetenin birindede şöle yazıo.ayla dikmen şarkıları ölümünden 17 yıl sonra meşhur oldu...gerçektende böyle.

bu arada yarın benim doğumgünüm.dolu dolu 28 olucam.haftasonu evde aile arasında bi kutlama yapıcaz.ailemden ayrı geçirdiğim ilk doğum günüm olması sebebiyle yarında annemlere gidicez.onların mahzun kalmasını istemem lakin annem hala evli olduğuma alışabilmiş diil.hala arada hüzünlenio.sonuçta biz hem ana kız hemde arkadaşık.ben evlenince hem kızından hemde arkadaşından mahrum kalmış gibi oldu.bense hayatın debdebesinde anlamıorum bile zaman nasıl geçio.çok şükür mutlu mesut yuvarlanıp gidioruz.


bi doğumgünü pastasını hakkettim dimi.hakettim tabe..


12 Kasım 2008 Çarşamba



kemal ile füsun

orhan pamuğun kitabındaki en önemli iki karakter.kemalin aşkı ah bee dedirtecek cinsten. hani köpekler gibi sürünür derecesinde sevmek vardır ya (kendisini herkes tanımaz) öyle bişi işte. deliler gibi sevmek,yemekten, içmekten,yaşamaktan kesilmek...

insanın aşık olup o acıyı çekesi gelio çünkü içimizde o trajikomik türk filmlerine benzer ne olursa olsun, başlarına ne gelirse gelsin, hangi çakıllı dikenli yollardan geçerlerse geçsinler mutlaka sonunda kavuşucakları umudu var ya, işte bu umut adına çekilsin ulan bu acı diyesin gelio.

kitabı okurken kimi zaman kemalden yana, kimi zaman füsundan yana oldum fakat fazlasıyla kemal taraftarı olmak ağır bastı.aşk ki duyguların en güzeli fakat karşılığını bulamadığında kişiyi başkalaştıran, evrimini tamamlayamamış bi varlığa dönüştüren bi his, bi duygu, bi olgu...

önce karşılığı olan sonra yaklaşık 8 sene boyunca karşılığı olmayan aynı iki kişinin aşkı bu.orhan pamuğun biçok kitabında illaki aşk esintilerine rastlarız ama bu Masumiyet Müzesi başka,bambaşka.
dayanamadım yaklaşık 100 sayfa kadar kalmışken çevirdim kitabın son sayfalarına baktım. içimden bi ses sonunun nolucağına dair bişi görememeyi diliodu, diğer seste görmeyi.kitap sayfalarında fırıl fırıl dönen gözlerim maalsef gördü yine gerçeği.gerçeği görmek için baktılar zaten.

ah canım kemal ölüo(nası bi tipse artık bu. füsunun tipinden, fiziğinden bahsedilio fakat kemal hakkında hiçbi malumatımız yok esmermi sarışınmı???)kemalın güzelim dediği füsunda ölüo.ne hazin bir son bu.

insan böle süründürücü bi aşk yaşarda tam kavuşmuşken öldürülürmü.yazık oldu aşıklara,çoküzüldüm az evvel.şeytan dürttü işte. halbuki sevgilimide zorlamıştım anlatsın bana sonunu die ama anlatmamıştı. al işte bütün şevkim kaçtı. ölememeliydiler,kavuşmalıydılar. madem 1975 senesinde başlayan son derece türk filmvari olan bi aşktı,aşıklar kavuşmalı,işer yoluna girmeli,kötülerde hapsi yada öteki dünyayı boylamalıydı,ama olmadı.bunun yerine kemalle füsun öte tarafı boyladı.gerçi kitapta kötü bi karakter yok ama ben kendim feridunu(füsunun maalesef kocası) kötü olarak bellediğim için onun ortadan yokolması gerekiodu.kimbilir belkide yokoluodur,sonuçta henüz hepsini okumadım.

yani şu dakka bu müze açılmış olsa;koştur koştur giderdim füsunun eşyalarını görmeye.ama diil maalsef işte.

Masumiyet Müzesi Cevdet Bey ve Oğullarından Sessiz Ev den de daha çok sevdiğim bi kitap oldu benim için.ilerde birgün bu sıralamayı hatırlamak istersem buraya bakmam kafi olucak.

işte en sevdiğim O.Pamuk kitapları sırası ile:

1.MASUMİYET MÜZESİ

2.CEVDET BEY VE OĞULLARI

3.SESSİZ EV

4.YENİ HAYAT

5.BEYAZ KALE

6.BENİM ADIM KIRMIZI

7.İSTANBUL

8.KAR

9.KARA KİTAP

10.GİZLİ YÜZ

diğer ikisi Babamın Bavulu ve Öteki Renkler henüz okunmadı.

bu ara hayat nasıl gidio biraz bahsetsem fena olmaz sanırım.işim aynı sıkıcılık ve yavanlıkta devam ederken ev hayatımız geçen haftalarda baya bi renkliydi. gelenlerimiz oldu hayırlı olsuna.taze geliniz ya.bisürü mutfak maceralarım oldu tabii. bu esnada iyi yaptıklarım kötü yaptıklarımda kendiliğinde belirlenşverdi.fakat anladımki şu internet camiasına bravo.her iki misafir kalabalığınada benim zamanımda netten bulup defterime eklediğim yeni ve orjinal klasik olmayan tarifleri yaptım. bisürü değişik çeşit ve bitanesi bile beni utandırmadı.yaptıklarımı gösteren bi iki resim koyup bende yemek yapabiliorum işte kanıtıda bu demek isterdim fakat maalesef henüz böle bi alışkanlığım gelişmedi. ama geçenlerde özenerek hazırladığım pazar kahvaltımızın resimlerini çektim bi ara eklerim.şuncacık bloğumda yemek resmimde yok demiyim artık.

bu arada sevgilimde şehir dışında soruşturma için. kayısı diyarına gitti.yarın gece gelio.bende pazartesiden beri ana kuzusu kıvamında yaşıorum.ohhh kebap bi hayatmış valla bekarlık. ekmek elden su gölden.yan gel yat, ağzını süpür tv karşısında oyalan, çayın, kahven, meyven ayağına gelsin çalışıosun die. evliyken bunları yapıcak kendimden başka kimse yok.neyseki kocam düzenli temiz biride extra işlerlede ilgilenmek zorunda kalmıorum.zaten özlemişim kocişimi.ühühüh hıçkırık! hüngürr şakırrr!

iyi insan lafın üstüne ararmış.kendisi aradı ez evelde gülüştük accık.neyse karnım fln acıktı benim. bişiler yiyeyim.

baiii

5 Kasım 2008 Çarşamba


herkes kırılamaz

bazen ipince dal olmak gerekir kırılmak için

ama dünya kütüklerin

ağlayamaz herkes

ağlayabilecek kadar büyümek gerekir

dünya ise küçüklerin

sevemez herkes

bir orman olmak gerekir sevmek için

bak ki dünya çöllerin

ve vakur bir damla olmak dalga için

katılmak okyanusa aşk için,

isyan için!..."



Yılmaz ODABAŞI....