
30 Ocak 2009 Cuma
gidişini anlatıyorum...

27 Ocak 2009 Salı


günler aynı yavanlıkta geçip gitmeye devam ederken farkettim ki sadece haftasonlarındaki tatiller için yaşıoruz.bir hızla hafta geçio sonra son gaz haftasonu yenilip bitirilio ve aynı terane yeniden başlıo.puff.bişiler değişsin istiorum artık.başka yerlerde başka işlerle uğraşmak yada uğraşmamak.işyerinde böle boş boş durmak ne acı...:(
12 Ocak 2009 Pazartesi
uzun zamandan sonra güneşli ve güzel bir gün
Eskişehire gitmek için haydarpaşa garında sevgilimle beklerken kızın biri bağıra çağıra telefonda bi yakınıyla konuşuo.telefondaki kişiye istanbulu yerin dibine sokucak biçimde anlatıoda anlatıo.insan ister istemez bu kız nerde oturuo ki bu kadar yerin dibine sokuo şehrimiz die düşünüosun.kazara kıyasladığı şehri duyunca şaşırısoun.ankaraymış.ankara ile istanbulu kıyaslıo.denizi olmayan bi şehirle herbi tarafı suyla çevrili başka bi şehri.boğaz fln hepsi fasafisoymuş,nasıl şehirmiş burası,berbatmış,çok kötüymüş....burası için dio,istanbul için...
bukadar kötümü bu şehir,bukadar yaşanılması zor bi yer mi?o akşam bu kızın söylediklerinden sonra düşünmüştüm,evet demiştim istanbul zor bir şehir.herkes yaşayamaz,kuralları vardır uymazsan yutar bu şehir adamı...
ama herşey bi yana insan boğazı bi kere görmeyedursun işte o an değişio istanbula dair herşey.<

arkadaşlarımızla birlikte bebekteydik Divan da.enfes boğaz manzarasının tam kıyısında yaptık kahvaltımızı.bi parça erken kalkmayı, uykumuzdan feragat etmeyi göze alarak şehir henüz uyanmamışken yada cumartesi olduğu için biçokları için iş günü sayılacağından sakin sakin yaptık kahvaltımızı.
buraya kadar gelmişken şöle bi dolaşmamak olmazdı elbet kıyısında boğazımın.havada bizden yanaydı üstelik,nerdeyse günlük güneşlik.yürürken sohbetler edildi,resimler çekildi,balıkçılar izlendi hatta belki özenildi,insan şu yalılarda yaşasa hiç yaşlanırmı acaba die iç geçirildi...buraya misafir olarak gelebilmek bile güzel.iyiki istanbuldayım ve buralıyım...
hazır buralardayken daha evvel görmediğimiz İstinye Park'a gittik sonrasında.diğer alışveriş merkezlerine göre çok çok kaliteli ve güzel buldum.özellikle alışveriş merkezinin içinde dışarda bi sokağa girmişsin havasını andıran bi yer var.İstinye pazarı.
kurukahveciden,meyve sebze pazarına,restauranttan,çocuk eğlence yerine kadar bambaşka bi yer.kim düşünmüşse hakikaten iyi düşünmüş.Günaydın Restaurantta akşam yemeği yedik ama baya kalabalık ve servis aşırı yavaş fakat bunun dışında etleri güzel.
yemekten önce ikram ettikleri hakiki zeytinyağında baharatlı zeytinlerde muhteşem ,zaten bunu yiyince nerdeyse doyuyosun.kahveciden hazır çekilmiş kahvelerimizide aldıktan sonra arkadaşlarımızla birlikte eve gidioruz.neskafe ve pasta olayından sonra nihayet şöle uzanıp keyif yapma vakti gelio demek isterdim ama maalesef öle olmuo. ertesi gün alışverişe gitmeye karar verdiğimizden sevgilim işle alakalı bi raporu yazarken bende üşenmiorum başlıorum temizliğe.önce yerler süpürülüo,sonra silinio,ufak çaplı toz alma hadisesi.saat 11 olmuş.işte şimdi dinlenme vakti gelio.zaten bisüre sonrada sızıoruz:)
insan bazen günü en verimli haliyle kuıllanabilio.çok nadirde olsa buna bizzat tanık olabiliorum.belki erken kalkmamızdanda kaynaklanıo olabilir ama günü dolu dolu yaşadığında hani günün hakkını vermek die bi tabir vardır işte tam bunu yaptığında insan kendini gerçekten iyi hissedio.keşke herzaman böle olsa ama tabiiki imkansız...
pazar günü geniş geniş kahvaltımızı yapıoruz.karar veriorum benim kahvaltım Divanınkinden daha güzel ve zengin:)sabah krep yaptım.mihaliç peynirlerinin arasına pastırmaları koyup pişirmek istediysemde mihaliçler eriyince görünüşü garip ama tadı güzel bişi oldu.kahvaltı sonrasındada bakırköy galeria,carousel ve capacity arasında alışverişlerimizi yaptık.en ciciburunlu markalar bile %50 indirimdeydi,geri kalanlarsa %70 e kadar uzanıo.bizde maalesef bi parça sınırı aşarak baya bi alışveriş yaptık.
yollar boştu.sanırım soğuk olduğundan kimse dışarı çıkmamış.eve çabucak döndük.menümüzde bi gün önce aldığım mırlan filetoları vardı.önden sıcacık tarhana çorbası, kocaman karışık yeşil salata ve balıklarımızla günüde kapatmış olduk.
umarım iyi bi hafta bekliordur bizi...:)
7 Ocak 2009 Çarşamba

yolda gelirken düşündüm.sağlıklı yaşıcam diye çırpınan bi manken kızımız bu sebzenin çorbasını öve öve bitiremiodu.annemi ve teyzelerimi pilates manyağı yapan bu hatun kız ebru şallıdan başkası diil elbette.bi de balkabağı çorbası var mutlaka tavsiye ettiği ki bi rivayet vardı o sıralar bu hatın kız hamileyken sırf bu çorbayla beslenmişde ondan zeytin yutmuş gibiymiş karnı,hiç kilo almamışmış.
bizler gibi homidi gırtlak diil tabi.hamileyiz die abartmaya lüzum yok ama toplumsal baskı şekerim. sen yemesen anan yedirir, o olmasa kayınvaliden, sonra kocan ve bilimum herşeyi çok bilen görmüş geçirmiş teyzeler fln fln.derken bi bakarsın 25 kg almışsın.pufff.vermem gereken kg lar var.onları vermeden hamile kalıcam die ödüm kopuo :-[
31 Aralık 2008 Çarşamba


29 Aralık 2008 Pazartesi

alıcı kuşlar gibi başımın üzerinde dönüp durmayın
kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
ahhh özledim hem de çok özledim, ezberledim beklemeyi
yollar benim umudumdur,yolları kapatmayın
yağmayın yollarıma,durun kar taneleri ...
sevgilim iç anadolu bölgesinde ben marmara.normal şartlarda yarın işlerini bitirip gelicek.yılbaşında evde olabilicek ama normal şartlarda böyle.anormal şartlarda misal kayseriye yoğun bi kar yağışı olursa ve aynı zamanda istanbuldada olursa ya da herhangi birinde olursa maalesef uçuşlar iptal olacağından gelemicek.neye üzülürsem daha az üzülürüm bilmiorum.böyle bi ihtimal dahilinde evde yalnız başıma kalmak zorunda olduğumamı yılbaşına yalnız girmemdenmi özlediğim eşime kavuşamadığımamı ? neye üzülmeliyim bilmiorum.
hava şartları malum.bundan sonra yaz olması biraz zor.
dün akşam tv karşısında otururken birden bizim ev halkı hareketlendi ve neşelendi.bekledikleri birisi olmadığı için haklı olarak mutlu mutlu yağan karı izlediler.bense okadar sevmeme rağmen kar yağmasın die dua ediorum.kocam gelsin ondan sonra istediği kadar yağabilir.ama bu kadar özleme bi de kar mağduriyeti binerse sanırım hönk hönk ağlarım.
her yerde kar var,kalbim senin bu gece
belki gelirsin sen, bakarken pencereden
gözler yalnız,özler karda senden izler
yürümek karda zordur, gelirsen bak aşk budur
dönsen köşeden şöyle
şarkı sölerim böyle
19 Aralık 2008 Cuma
OLD CITY...
güzel şeyler çabuk biter,zaman su gibi akıp gider.dünyanın kaidesi bu.bukadar hızlıysa madem şu zaman mefhumu, neden eşimden ayrı kaldığım şu koca haftadada en az tatilde olduğu kadar hızlı geçmedi ozaman.çünkü geçmesini istiorum bitmesini ve sevdiğime kavuşmayı bekliorum.çok şükür bugün cuma.kavuşma günümüz geldi çattı.ufak tefek sürprizler hazırladım sevdiğime.yazılar, kartlar evin köşelerine dağıtılıcak. bi de erken bi yılbaşı armağanı aldım ona.ihtiyacı dahilinde bişeydi zaten bana seçim yapmak kaldı yalnızca.
dün iş arkadaşımla evime gittim. 3 gündür annemde kalıodum dün hazır o da gelio diye birlikte kız kıza bizde kaldık.eşimin kayseriden getirdiği mantılarla, yine kayseriden gelme pastırmaları paçangaya çevirerek pişirdim.bi güzel yedik hatta ertesi gün içinde kalan börekleri işe getirdik.
evimi özlemişim.eskidende böyleydi bu. evlenmeden evvelde annemlerle birlikte oturduğum evimi özlerdim. nezaman biyerde fazla kalsam sanki evimi kaçırıolarmış gibi koşa koşa geri dönerdim. küçükken kimsede kalmaz, annemle yapışık gezerdim.hayatım boyunca yaşadığım her iki evide çok sevdim.ama gariptirki bekarken o koşa koşa gittiğim ev de yabancı bi yer halini aldı artık benim için.insanın iki parça eşyası nerdeyse orası yuvasıdır derler,doğruymuş.halbuki orasıda benim evim burasıda ama demek evlenip kendi düzenini kurunca işler değişiomuş.
dün eve girdiğimde evimin kokusunu içime çektim resmen.her evin kendine has sinmiş bi kokusu vardır ya hani.işte o koku.yatağım,yastığım,dolabım,bardağım,tabağım herşey öylesine benimki sanki 6 ay evvel diilde çook senelerden beri ben zaten ordaymışım.işimle arasının okadar uzak olmasına rağmen geldiğimde oh dediğim, içimin huzurla dolduğu, mutlu olduğum, sevgilimle bizi birleştiren, yorgunluğumuza, kızgınlığımıza, hüznümüze bi parçada olsa ara verebildiğimiz durak sanki bizim için.bu yüzden seviorum sürekli evimde bişiler yapmayı.oturup tv karşısında bişiler izlemektense ya mutfağımda bişiler yapıo oluorum yada orayı burayı temizliorum.seviorum evde vakit geçirmeyi.bizim mutluluk mabedimiz burası.
bukadar sevmemize rağmen yeterince vakit geçiremedik evimizde tatilde. bayram gezmeleri küçük kısa bi tatil şehirdışında,dönünce başka telaşeler fln derken geçti işte zaman.yoğun bi tatildi bizim için ama bana herzaman çok güzel zamanlar hediye eden sevgilim sayesinde yine bi dileğim gerçek oldu.TRENLE SEYAHAT
okadar çok istiodumki neden bu denli arzuladığımı nihayet anladım işte bu gezinin sonunda.program yaparken tren seferleri ve doluluk oranlarını araştırırken normal oturmalı tren kalmayınca mecburen yataklı tren bileti almak zorunda kalmıştık.eskişehir ankara arası giden ANKARA EKSPRESİ ni tercih edebildik şartlar dahilinde.biletler rezerve edildikten sonra internette yataklı trenlerle alakalı yığınla yazı okudum hatta bikaç resimde gördüm ve tüm bunların sonunda tren yolculuğu daha bi cazip hale geldi.ama hiçbiri bu araca binipte yola çıkmak kadar eğlenceli ve cazibeli olamaz.
bayramın 2. günü 22,30 da hareket edicek olan tren için 7 ye doğru evden çıkıp mutlu mesut haydarpaşa garına gittik.erken geldiğimiz için gelen giden trenlerle oyalandıktan sonra nihayet trenimizde geldi.bu bambaşka bişi, anlatamam. insan biniceği aracı gördüğünde bukadar sevinirmi?ben sevindim,çocuklar gibi şen oldum.trenle alakalı herşey öyle büyülüydüki benim için,bikez daha haydarpaşaya hayran oldum mesela.kompartıman görevlileri bile öyle babacanki herkes herşey iyi olsun die uğraşıo gibi bi hava vardı garda.kalkmamıza 40 dakika olmasına rağmen sabredemeyip bir an önce kalıcağımız yeri görmek istedik.ve işte herşey o an başladı.nohut oda bakla sofa miniminnacık şipşirin bi oda.küçük bi lavabosu bile olan, gaysan tarzı mobilya; çektiğinde yatak olan kaldırdığında koltuk.küçük bi dolaba saklanmış miniş bi buzdolabı ve içinde ikramlıklar,ve en güzeli kocaman bi cam.
hemen alt katı kendime tahsis edip kocamı üst kata postaladım.herşey tam hayalimdeki gibiydi öyle olmayada devam etmeliydi.ben yatağıma yüzüstü uzanırken kocaman camın önünden akıp giden şehir manzarasına bakmalıydım.öylede yaptım,muhteşemdi.
eşyalarımızı koyup mutluluktan napıcağımızı şaşırmışken trenin restaurantına gitmeye karar verdik.o da ayrı bi şirinlikte.cam kenarına sıralanmış küçük masalar,menüler ve küçük bir vazo eşilğinde 
kısıtlı bi menüye sahip olsada yemeklerin en güzelini diil belki ama meyvelerin,fantaların ve çerezlerin en güzelini yedik.(manen:))
hareket vakti gelince içim bi hoş oldu.nihayet o çok istediğim yolculuktaydık.sevdiğimle en sevdiğim şeyi yapıodum bundan daha güzel bişey varmıydı.dünyaları verse birisi avucuma bukadar mutlu ve huzurlu olabilirmiydim bilmiorum.hiç bi anını kaçırmamak adına yatağımdan nerdeyse hiç kalkmadım,zaten gece yolculuğu olduğu için hazır herkes uyuyoken gözlerimi dört açıp herşeyi ama herşeyi seyrettim.

nasıl romantik, nasıl melankolik bi durum anlatamam.mutluluktan ağlamayı bile başarabilirdim ama yapmadım.o denli yani:)sevgilim yukarda uyurken ben kulağımdaki en sevdiğim müzikler eşliğinde haydarpaşa eskişehir arasındaki herşeye o gece tanık oldum.

dedimki kendime bu şekilde dünyanın bi ucuna bile gidebilirim.ve asla bundan sonra eğer tercih şansım varsa hiçbi şekilde uçak yada otobüs kullanmıcam.imkanım varsa trenle gidicem.budur son kararım.
görevliler bile okadar şekerlerki sabaha karşı kapımıza gelip biz uyanana kadar kapıyı vuruolar.eskişehire gelmek üzereymişiz.apar topar hazırlanıoruz tabii.sabah 4,45 de yepyeni bi şehirde inioruz.hemen taksiye atlayıp eşimin ananesinin evine gidioruz.sabahın körüde olsa müthiş bi karşılama evin sıcaklığı bizi kendine çekio ve hemen birbirimize sarılıp uyuyoruz.
ESKİŞEHİR...adı eski ama kendi yepyeni.
güzel düzenli bi kent.nüfus yoğunluğu fazlasıyla gençlerden oluşuo.orta yaşlı insan bile nerdeyse yok.sabah evde kahvaltı yaptıktan sonra kendimizi dışarı atıoruz.nerdeyse heryere yürüyerek gidip gelioruz.bi sakinlik var şehirde.belkide bayram tatilinde olmamızdan ve yoğunluğun az olmasından,bilmiorum.ama insanlar farklı.istanbulun o kaba saba halini okadar sindirmişizki, fotoğraf çekerken bize müsade etmek için durup bekleyen şöföre hayretle bakıorum.bu şehirde insanlık henüz ölmemiş diorum.
venedik gibi şehrin ortasından su geçio. adı porsuk çayı. .



fotoğraf ve gezi olayımızdan sonra her türk genci gibi maalesef kendimizi alışveriş merkezine atırouz.sanki istanbulda hiç yokmuşda biz de hiç gitmiomuş gibi bikaç parça bişiler satın alıoruz.ayrıca ısınıoruzda tabii.bi kafeden güzel görünümlü berbat bi kuruvasan alıoruz yemeden çöpü boyluyo.çıkıoruz.eski tren garlarından birini restore edip değiştirmişler ve içleri çeşitli kafeteryalarla dolu bi mekan yapmışlar.


hiçbir sıradışı özelliği olmayan bu çiğbörek için maalesef baya bi beklioruz.dükkan çok küçük ve önünde sıra oluşuo çoğunlukla.sevgilimin dediğine göre dükkan sahibinin mekanı genişletmeye hiç niyeti yok. neden olsunki bu şekildede işini götürebilio nasılsa.yemek yemek bi eziyet halini alsada bizde dahil olmak üzere ısrarla beklioruz.
bir porsiyonda 4 tane var. ama müşteri okadar çokki hepsini aynı anda tabağa koyamıolar.bir adedi 85 kuruş.önce; bu bana çok nasıl yicem? diosun baya heybetli çünkü.sonra anlıosunki içleri puf puf, bomboş.bizde zaten doymak istemioruz çünkü ananenin nefis yemeklerine saklıoruz kendimizi.bu faslıda geçtikten sonra eve doğru yönelioruz yorgun biçimde.eskişehir karasal iklime sahip soğuk,sert bi yer. gündüz idare etsekte güneş çekilince soğuk iyiden iyiye hissedilio.nefis yemekler ve enfes kabak tatlısıyla geceyi sonlandırıoruz.
sabah mis gibi pide kokularıyla uyandırılıoruz.güzel bi kahvaltı sonrası yine dışarı atıoruz kendimizi.kısa bi yürüyüş ve gezmeden sonra akşam evde bizi bekleyen kuru dolma şenliğine katılıoruz.nefis dolmalar,şimdi olsada yesem.
buruk bir veda anından sonrada otogara doğru yola çıkıoruz. maalesef dönüş için trenlerin hiçbirinde yer bulamadık.mecburen karayolunu tercih edicez.herzamanki gibi erken geldiğimizden bi saat kadar oralarda takılıoruz.asker geçirmeye gelmiş bisürü eş dost akraba.baya kalabalık otogar.bi yere oturup bilmem kaç bin defa haşlanmış berbat çaylarımızı içioruz

yaklaşık 5 buçuk saatte istanbula vardık,yorgun ve bitkin bi halde.evimize koşar adım gittik ve kendimize gelmemiz 1 gün sürdü.
sonrasında dinlenmeyle geçti zaten.sevgilim teftiş için kayseriye gitti pazartesi günü.bense evde yalnız durmaktansa ekmek elden su gölden hesabı yapıp annemlerde kalıorum.kimi zaman iyi bu durum kimi zaman kötü.insan evine kendi düzenine alışınca hep onu arar oluosun.
bakalım yılbaşı akşamına kadar sevgilim gidip gelicek böle.yeni yılı birlikte karşılıcaz inşallah.geçen sene kendi kendimize sözverdiğimiz gibi sıcacık evimizde miskinlik yaparak karşılıcaz.ahh hele bi de kar yağarsa değmeyin keyfimize...