29 Mart 2007 Perşembe

lale devri







bu devir benim devrim.çünkü uzun zamandır bu mevsimi bekliyodum.lale zamanı.ilkbaharın girişiyle kışın bitimi arasında ekilen laleler bi süreliğine tüm canlı renkleriyle bizlerle olucaklar.gerçi büyükşehir belediyesi bu sene uyguladığı bi teknikle lalenin canlı kalma ömrünü 3 ay kadar uzun bi süreye çıkartmış.3 aylık lale devrimiz başladı yani.şehrin her tarafını bu çiçeklerle kaplı görmenin bana verdiği mutluluğu gerçekten tarif edemem.lakin laleyi bilen bilir.gerçekten özel bi çiçektir.diğerlerinden farklıdır.arsız diildir.her su veren ele açmaz misal papatya gibi.gül gibi uzun ömürlü diildir.yerinden koparttığınızda kötü koku yayar.zamansız açmaz.her güneşi gördüğünde canlanmaz.mevsimi vardır.kıymetini bilmeniz ve o a'nı beklemeniz gerekir görsel zevke ulaşabilmek için.kısacası gerçekten diğer çiçeklerden farklıdır,nazlıdır,özeldir lale.belkide sevişim bu yüzdendir.tamamen lalelerle çevrildiğimizde geçen sene yaptığım gibi bulundukları semtlere gidip bol bol resim çekicem.bunu bi pazar günü yapmayı ve mümkünse yalnız olmayı tercih ediyorum.konsantrasyon meselesi şekerim.LALELERİM VE BEN....:)

28 Mart 2007 Çarşamba

gripin meselesi


sevgili gripin üreticisi..
şimdi bu gerçekten her derde deva taaa babannemden kalma müthiş ilacı bukadar büyük boyutlarda imal etmenizin sebebi nedir?yıllardır süregelen bu gripin müdavimliğinden şu sıralarda vazgeçmeyi düşünmekteyim.sorarım size boğazları davul gibi şişmiş ve yapısal olarak zaten biri diğerinden daha büyük bademciklere sahip olan bi vatandaş ki o benim... nasıl bu koca ilacı tek hamlede başına bişi gelmeden yutabilir.hayır yani, anlamıyorum neden bukadar büyük.gripin severler olarak ben ve bikaç arkadaşım bizi gripin içme kabuslarından kurtarmanızı ümid ediyoruz ve hatta yalvarıyoruz.çokmu zor yaa.biraz küçültüceksiniz hepsi bu.bi saat düşünüorum içmeden önce.sürekli erteliyorum.ağzıma atıyorum taa boğazıma yerleştiriyorum.üstüne bol su serpiyorum ama ıhhh banamısın demio.direk geri gelio.ben itiyorum o yine geri gelio.cımbızla boğaz yolumamı yerleştirmem gerekio yani anlamadımki ben.yetkili merciii neresi?kime şikayet edicez.bi yardım edin bi el atın bu konuya allah rızası için yaa.aaaaaaaaaaaaaa

bitmeyen gün

bugün çok yoruldum gün ısrarla bitmiyo.başım beni taşıyamıcak kadar ağır.herşeyin sevimsiz ve çekilmez geldiği dakikalar içinde kıvranıyorum.yükseklere çoook yükseklere çıkmış geçici anksiyetemle savaşmak durumundayım.en yakınımı bile göresim yok.aklıma beni keyiflendiricek şunu yapsaydım şimdi kendimi daha iyi hissederdim diyebiliceğim tek bir konu yada ilgi alanı bile yok.uyumak istemiyorum,yürümek istemiyorum,dinlenmek istemiyorum...boşlukta asılı kalmak nasıl bişeyse işte tamda bunu istiyorum.düşüncelerimi, kafamda dönüp duran ama benim bile aşina olmadığım tüm düşünceleri kusar gibi boşaltmak istiyorum.tek hamlede bi çırpıda hepsini çıkartmak ve üstünü kumla örterek toprakla karışmasını istiyorum.tek bir ses duymak tek bi telefon sesi soru sual cevap hesap kitap ... hiçbişey görmek yada duymak istemiyorum.
ve pilim bitti.şarjımsa yanımda yok üstelik nerde kaldığınıda bilmiyorum.biri beni prize taksın ve yarına kadarda hiç çıkarmasın.
yorgunum....hemde çooook!!!

seyir defteri







BENİ BEKLEME KAPTAN
SEYİR DEFTERİNİ BAŞKASI YAZSIN
ÇINARLI KUBBELİ MAVİ BİR LİMAN
BENİ O LİMANA ÇIKARAMAZSIN

27 Mart 2007 Salı

kadıköy moda hattı

selam!bi pazartesi sendromunu daha geride bırakmışlığın sevinci ve sarhoşluğu içinde yzıyorum yazılarımı.sadece 15 dakika kaldı bu işkencenin bitmesine.ruhumu geri getirme çabası içersinde kıvranıyorum sabahtan beri.kimbilir nerde kaldı.belki shillerde,belki osmanbeyde yada cevahirde,modada kadıköyde vapurda çiyada ama kesinlikle burda diil.zor uyandım sabah.bedenimle kavga içine girdim sabahın körü.bugünde galibiyeti ben aldım yarına allah kerim.güzel geçen tüm zamanlardan sonra hep aynı keleği yapan bedenim artık uslanmayı söz dinlemeyi isyan etmemeyi öğrenmeli.ama nerdeee...hala biyerlerde gezinip duruyo.belki burdan çıktıktan sonra kendisini dışarda sobeleyebilirm:)
haftasonu karşıya geçtik.hava şartları vapurla geçip hemde dışarda seyahat ederek ulaşabilmemiz için oldukça cömertti.yanyana dipdibe elele artık nasıl söylenirse ööle geçtik gittik işte.yanan sigaralarımızın dumanıda cabası.bu üçlüye hayranım zaten
aşk
vapur
sigara
listeyi uzatabilirim, yanına daha bisürü şey yakıştırabilirim çünkü.ama bukadarı kafi.lakin anlatıcaklarım var.kadıköye vardığımızda liseli gençler gibi hiçbi vasıta kullanmadan yürüyerek sohbet ederek dahası gerçekten kıkırdayarak modaya gittik.sahile.çaktırmadım ama okadar anıyla yüzyüze geldimki orda.bi başkasıyla yaptığın eylemleri tüm vurdumduymazlığınla sadece anımsayarak ve hiç olmamış gibi varsayarak bakmak enteresandı.sokaktan geçen aşina olduğun bi simaya bakmak gibiydi.ben bunu biyerden çıkarıyorum ama nerden demek gibi.kısa bi an ve yokoluş hepsi bu....moda sahili herzamanki gibi insanı kendine kendine çeken havasıyla müthişti.yanında en sevdiğin varken dahada gidilesi mekan gibi geldi bana.onunla herşeyin tadı gerçekten bambaşka.oldukça sessiz ve tenhaydı dolayısıyla istediğimiz kadar özgür olma lüksüne sahiptik.bankta oturup bisüre denizi ve gökyüzünü izledik,çingeneden kaçabilmek için bi selpakla yırttığımız için sevindik,başkalarına çiçeği kakalayışını izledik,konuştuk ,sustuk,rüzgardan dolayı yaşaran gözlerimizin yaşını sildik,salıncağa bindik,güldük,güldük çok güldük...ve sonra daha önceden belirlediğimiz gibi çiya'ya gittik.ben menüde oldukça ilgimi çeken aklımı başından alıcağını düşündüğüm çiya'nın özel kaşarlı cevizli yoğrutlu diye açılımı olan bi kebap çeşidini seçip onu aklımda büyütüp süsleyip kocaman hale getirip beklemeye başladım.sevgilimde patlıcanlı kebap söledi.siparişler bi geldi ben sükutu hüsran içindeyim çünkü okadar renksiz sade sanki ellle dürüm yapıp bölmüşler gibi son derece neşesiz renksiz bişi geldi önüme.sevgiliminkide son derece dolu ve çok renkli bişi.ahh dedim içimden şu erkekler hep ağızlarının tadını bilmek zorundalarmı.ewt zorundalar...madem ööle bende onun o nefis kebabından otlanırım dedim ve yaptımda.sevgilim özene bözene patlıcanların kabuklarını soydu dürümün içine koydu birazda kebabından acı yeşil biberindende koyup bana elleriyle yedirdi.sağolsun.sevimli bi deneydi bana elleriyle bişiler hazırlaması.lakin gittiğimiz yemeklerden birinde balık ayıklıcam diye söz verip sonradan sukoyverip ısrarlarım üzerine ayıklamaya kalkınca yiyecek balık kalmadığını gördük.lakin balığın tamamı parça pinçik biçimde tabaktaydı:)ama akıllandık tabii.bundan sonra dışarda mezgit fileto tarzında zahmetsiz balık yiyoruz.savunmasıda şööle.-cnm ben evlenince kendi evimizde ellerimle ayıklarım dışarda nasıl elliyim balığı diyo.bakalım görücez nekadar doğru bu söyledikleri:)halbuki balık elle yenir diğmiiii..neyse ondan sonra bi künefe ortaya sonra türk kahvelerimiz ki aslında hemen yukarda fazıl beyin türk kahvesi diye bi yer var.oraya gitmeyi istiyodum ama unuttum.çiyada içtik kahvemizi.sonrada çok doymuşluğun vermiş olduğu şişkinlikle bahariyede yürüyüş yapıp bişiler baktık bana.ama beğenemedim ve almadım tabiiki.sonrada beni eve bıraktı ve kendide ordan eve geçti.biraz blok okuyup biraz okey oynayıp yattım.pazar günü kötü bi hava eşliğinde uyandım.kalkıp enfes bi kahvaltı hazırladım annem ve babama.beraber uzun bi kahvaltı yaptık,sohbet ettik.sonra giyinip çıktım.sevgilim gs nin maçına gidiceği için m.köyde buluştuk ve trafik derdi olmasın diye yine oaralarda takıldık.cevahire gittik.shiller diye bi kafede kahve ve pasta yedik.ilk defa sıcak beyaz çukulata içtim ama tadı aynen hani tavukgöğsü yaparsında ateşe koyarsın vanilyalı bi tadı vardır henüz yoğunlaşmamıştır.işte öle sütlü gereksiz bişiydi.sinemaya girmek için kendimizi çok zorladık lakin cidden gidilicek film yoktu.kirli sırlar diye matt damon angeline julie nin oynadığı bir robert de niro filmiydi ama onuda kaçırmışız.ondanda vazgeçip osmanbeyde yürüdük.sonra kısa bi hüzünlü veda anından sonra o maça gitti bnde bakırköye.biraz işlerim vardı.dolandım tek başıma.yalnızlıkta güzeldi üstelik.yemek yedim sonra da eve döndüm.ve böylece bir haftasonunu daha var gücümle yemiş bulundum

gündoğarken--bahar türküsü


bahar geldi kendimi seçtim
kuşlar uçtu kendimi aştım
seni ben yanımda bulunca
değiştim güzelleştim
söz etsen yüzün gülse gel desen

yağmur yağdı içim temizlendi
toprak koktu içim renklendi
seni ben yanımda bulunca herşeyim çiçeklendi
ses etsen yüzün gülse gel desen

24 Mart 2007 Cumartesi

özgürlük her yaşta.....

"Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız...Babasına söyledi bunu,o da "üzülme kızım,yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?"dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü.bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.Babası keyifle resme baktı ve sordu:
"Hmmm!Ne güzel bir ağaç bu!Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?
Küçük kız babasına eğilerek,sessizce:
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."