22 Ekim 2008 Çarşamba

ayna ayna! sihirli ayna! neler söyledin bana...

17 Ekim 2008 Cuma

kendini seçemiyorsun,bırakıp kaçamıyorsun
yazmadığın bi hikayede
uzun yada kısa vadede
az biraz keşfediyorsun
öteki olabilmeyi, yerine koyabilmeyi
geride durabilmeyi öğreniyorsun

temiz bi eve gitmekten, temizlik kokan bi evde uyanmaktan ,evde miskin miskin otururken bunu gönül rahatlığıyla yapmaktan daha huzur verici bişey yok sanırım benim için.şimdi evim hiç tanımadığım biri tarafındanda olsa missler gibi tertemiz ya benden keyiflisi yok bikaç gün boyunca.

insanın evde arkasını toplayan annnesinin olması ne hoş. eve geldiğinde yemek hazır etraf düzenli, masa kurulmuş, salata yapılmış...2 günlük kısa bi rahatlıktan sonra eski düzene dönmeye devam. neyseki yarın tatil.

etrafımdaki herkes ya ishal ya kusuyo yada grip. 3 seçenekten birini seçmek zorundasın sanki.sulardamı bişi var yemeklerdemi. ciddi bi salgın var ama sanırım. dün akşam sevgilimde rahatsızlandı en son. ondada aynı şikayetler başladı.umarım zaten nanelinin teki olan banada uğramaz kendileri.

akşam eve girmeden evvel pazara uğrucam ve eğer varsa balık alıcam. canım balık istio ve yanındada kocaman bi kase bol yeşillikli salata. mümkün olduğunca pazardan alışveriş yapmaya çalışıorum bende annem gibi eğer yetişebilirsem tabii. herşey daha taze oluo.salatalıklar daha çıtır ıspanaklar daha yeşil ve domates seçeneklerin daha bol. marketlerden almanında benim açımdan tek avantajı iki kişi olduğumuz için adetle veya istediğim kadar satın alabilmemdir.haftada ancak yarım kg salatalık tüketebilioruz. bir kilo ıspanak aldığımda kalıo ve ikimizde ertesi güne kalan yemeklerden hoşlanmıoruz.bir kerelik pişirmeye çalışıorum dolayısıyla daha az almam gerekio.ama pazarcıların mantalitesindede hep bi fiyatı yuvarlama olayı var.bişeyi yarım kg istediğinde uğraşmak bile istemeyenler oluo. hatta bi keresinde üzümcü zorla bi kg verdi üzümü. adamı kıramadım aldım ama 3 hafta süründükten sonra çöpe atmak zorunda kaldım. üzümü pek sevmem çünkü. sadece misafirin yiyeceği kadar almak istemiştim halbuki.bazısı yarım kg' ı 75 kuruşsa abla 1 ytl lik olsunmu der,bazısı seçtirmez kendi vermek isterki ben çok kuşkulanırım bu durumdan. bende seçilmesine müsade etmeyenlerin tezgahından uzaklaşıorum artık.bari elmamı, mandalinamı kendim seçiyim diğmi..


günüde yarılamışız maşallah.aralıklı olarak yazınca vakit nasıl geçio anlamıorum. biraz iş biraz blog.

boynumdaki ağrı geçmedi ,geçmio.mri çektirdim boynuma,beyin cerrahı ayrı kbb uzamanı ayrı gördüler hiçbişey yok ama ağrıo işte.bende bıktım artık kendimden ve hep abidik gubidik yerlerimden şikayet etmekten.insan vücudunda en olmadık yer neresi ise orası ağrır, acır ,yaralanır bişi olur işte.bende evhamlı bi tip olarak acaba bişimi var, ne olabilir, niye ağrıo die doktorları aşındırır ,sağlık uğruna havaya para saçarım.şimdiye kadarki sağlıkla alakalı şikayetlerimin sebebini bulma amacıyla yapılan tüm teşhis işlemlerimden hiçbişey çıkmadı. allahda çıkarmasın ama diorum ya bıktım artık.sağlıklı bi insan olmak, dahası ufak şeyleri kafama takarak büyütmek istemiorum ama olmuo. biyerim ağrıdığında amaan geçer diyemiorum başkaları gibi.üzerinde yoğunlaşmaya başlıorum başladıkçada problem büyüyo ve uzuyo.halbuki herşey beyinde bitio.söz geçiremiorum bu konuda beynime işte.

böyle işte

15 Ekim 2008 Çarşamba


bugün yağmurlu...sabah metrodaki cama yüzümü yapıştırıp kulağımdaki şarkıya içim eşlik ederken kendimi bir klibin içindeki ağlayan genç kadın gibi hissettim.uykudan gözlerimi açabildiğim vakitlerde okuduğum kitabım İSTANBUL,kulağımda müzikçalar ve metronun camlarından sessiz sakin akıp giden bir hayat..
uzun olmuş yine yazmayalı oysa bisürü şey olup bitio hayatımda.hepsi öylesine hızlı akıp gidioki yazmaya vakit kalmıo sanki. ben tam bi öncekini yazıcakken bi bakıorum öteki ötekiler yaşanmışda bitmiş.yığınlar öbekleşmeye başlayınca vazgeçiorum haliylen,zor gelio bişiler çiziktirmek şuraya.

koskoca bayram ve tatili geldi geçti.külleri kaldı yadigar.hiç dinlenmemiş gibi yaşamaya devam ediyoruz işte.insanoğlu nankör.tatil yaptığımız zamanlarda çalışsak çalıştığımız zamanlardada tatil yapsak yani haftada 5 gün tatil 2 gün iş olsa o 2 günüde tatil olsun isteriz.yetmio yetmio yetmio...bir yorgunluk, bi sonbahar sendromu...hüznümüz sararıp yerlere döküne yapraklarla birlikte bi oraya bi buraya savruluo sanki. kış sonbahardan daha umut vaadedici diyorum ama sonbaharıda sevdiğimi çok iyi biliorum.




belkide tam zamanında okuyorum İSTANBUL'u.siyah beyaz fotoğraflar eşilğinde eskiye ait ne varsa. birazda yazarın kendi hayatından birazda o çok iyi bildiğimiz yerlerin siyah beyaz tonlarından.



ozamanların filmleride sanki renksizmiş.kırmızının tonu başka mavinin başkaymış.sanki senelerce süren bi hüzün hakimmiş istanbulada.heryer çamurmuş,toprakmış.üstlerde kürkler deriler varmış, sanki güneş hiç doğmazmış...aklıma serpil çakmaklının bi filmi geldi fakat paylaşmıcam!

okuduğum bazı bloklardan bi de bu kitaptan olsa gerek canım çok feci fotoğraf çekmek istio.alayı siyah beyaz olan hemde.beyoğlunun ara sokaklarında makinenin sesini duymak istiorum belki yağmurda çiseler ve kafama yapışmış saçlarımla devam ederim görüntüleri sabitlemeye.


neler oldu ayrı kalınan bu zamanda.tatil yaptık doyasıya sevgilimle. kah evimizde kah gezmemizde. istediğimiz şeyleri yaptık genelde bayram ziyaretlerimizden sonra.geç yatıp geç kalktık mesela. günü geriden takip ettik 9 günlüğünede olsa.uzun zamandır elimizde biletlerde beklediğimiz R.E.M konserine gittik mesela.dünya gözüyle ilk ve belkide son kez görebildik bu grubu ve üyelerini.
konserde sosyal kavramlara geniş yer verilmiş. dünyayı kurtarmaya hadi ipin ucunu verdiniz bari tamamını bırakmayın demeye gelen sanatçılarda vardı. hatta bikaç yerde okuduğuma görede REM in bu tip konulara ve ek olarak dünya barışına önerm vermesinden dolayı bu tarz bir sosyal sorumluluk projesi sayesinde ( S.O.S )istanbula getirilebildiği söylenio. grup BUSH dan nefret edio ve dolayısıyla onun dünyaya getirdiklerindende.

güzel ve dolu dolu bi gündü. şimdi adını hatırlşayamadığım ve nette olduğum halde bakmaya üşendiğim bi yabancı grup, ayyuka ve mor ve ötesi ön grup olarak sahneyi aldılar.REM in yanında mor ve ötesinide aradan çıkarmak iyi oldu.

konserde her şarkısını ezbere bilen sahneye 2 saat boyunca hayran gözlerle bakan bi genç vardı. herkes susarken bile o şarkı söylemeye devam ediodu. bu nasıl bi fanatikliktir bilemedik. ciddi bi hayranıydı fakat kendisinin neden okadar arkalarda kaldığını anlayamadık doğrusu. bu denli fanatiklik en ön sırada olmayı gerektirir diğmi yahuuu...

geçenlerdede 5 saatlik bi kuaför olayımdan sonra saçlarımı bi parça değiştirdim. biraz kestirdim ve yılın trendine uyarak karamel ve bal rengi geçişli bişiler yaptırdım.herkes güzel olduğunu söylüo.bende beğendim doğrusu.fotolarda bekar olarak gittiğim son kuaför randevumdan.değişik ve iğrenç saç modelleri. müdahele edememişim çünkü ayağım pedikür için suda el tırnaklarımada oje sürülüo. bi nevi mahkumum yani
berbatım yanii..

sitenin spor salonu açıldı ve benim için zayıflamaya başlamamanın hiç bi kaçarı kalmadı. spor salonuyla birlikte kapalı havuzu,saunası ve hamamıda açıldı. 2 gündür gidiorum.15 dakikada yürüme bandında 150 kalori yakılıo.acilen kilo vermeliyim. hayatımda ilk defada saunaya girdim baya sıcakmış. durduğun yerde boncuk boncuk ter döküosun ve nefes alamıosun bisüre sonrada.ciddi su kaybettiren bş mekan.
yakında pilates ve yoga hocasıda gelcekmiş. masaj ve tellak günlerimizde varmış ama henüz bi malumatım yok. bu gidişile evden dışarı çıkmıcaz. çünkü dışardaki tüm ihtiyaçlar elimizin altında.ne mutlu bize...

22 Eylül 2008 Pazartesi

EN GEVEZE SESSİZLİK.


okadar uyudumki pazar günü . hayatımda ilk defa öğlen 1 de kalktım. dolayısıyla ondan sonra ne gece uykum geldi, ne de sabah zor kalktım. işyerinde bile her gün yarım saat kadar kesitirirdim müsait olduğumda ona bile ihtiyaç duymadım. okadar doymuş bünyem uykuya.ve kendimi çok iyi hissediorum.

haftasonu aile eşrafından misafirlerimiz vardı.ilk defa bukadar kalabalık misafir ağırladım ama anneminde yardımıyla iftar yemeğimiz gayet iyi geçti.

pazar günü evde olmak şahaneymiş. hemde yağmurlu bi günde. yağmurla dolu bulutlar eşliğinde yürümek, alışverişe çıkmak yada herhangi bişey yapmak.sonbahar böle pat diye geldi diye çok ama çok mutluyum. sürekli yağmur yağsın istiorum. bende evimde oturup kocamla miskinlik yapıyım.

sabah metroyla işe giderken çok kalabalık olması sebebiyle bulunduğum duraktan ters istikamete giderek bi sonraki durağa ulaştım. uyanıklıkta geç kalmışım lakin benim gibi yapan bisürü kişi vardı. böylece rahat rahat itiş kakış olmadan metroya binebildim ve kendime güzel bi yer seçtim. yanıma ve karşıma 2 kişi oturdu ikiside erkek ve sanırım ya sağır yada dilsizler yada her ikiside. bilemiorum. el kol hareketleri okadar aşırıydıki onlar konuşmaya başladığında şaşırmadan edemedim.yaklaşık yarım saat boyunca hiç durmadan kendi dillerinde konuştular.ve onları kendi içimde çok geveze olarak ilan ettim. bi yandan kitap okuyup bi yandan onları yan gözle izlerken şayet sesli biçimde konuşabilselerdi nekadar gürültü çıkarabileceklerini düşündüm.ve zihnim dahada dağıldı.önce kendimi kitaba veremez oldum sonrada sürekli bu el kol hareketlerinden dolayı midem bulanmaya başladı.en nihayetindede bu tip rahatsızlıklar duyduğum için kendimi kötü hissettim.onlar özürlü olan insanlar ve ben onlardan rahatsız oluyomuşum gibi geldi.ama nebiliyim yinede hareketleri belkide iri olmalarındanmıydı bilmiorum çok kocaman kocamandı sanki...neyse...canım sıkılıo bunu düşününce.


dün daha önceden 3 kere deneyipte kıvamını bulamadığım profiterol hamurunu son kez daha denedim ve tatammmm şahane oldular bu son seferde.iç kreması ve sosu biraz uyduruktanda olsa yinede fena diildi.


akşamada bigün önceden kalan yemeklerin yanında kendime özel mıhlama yaptım.geçenlerde fatihte bi dükkan buldum çarşamba pazarı civarında. tüm ürünleri halis trabzondan gelme ürünlerdendi. biraz mısırunu, biraz trabzon tel peyniri ve tereyağı aldım. sonuç ayrı ayrı da bir bütün halindede(mıhlama) bence çok güzeldi.


ve yeni bir kitaba başladım. otobiyografileri severim. Orhan Pamuk'un İstanbul adlı kitabıda daha çok kendi hayat hikayesi. zeynep evlendiğimden beri kitap okuma rekoru kırdığımı söylüo.bu aralar içimde ciddi bi kitap tutkusu varolduğu doğru. biri bitmeden diğerine başlamak hatta eskiden olduğu gibi aynı anda 2 yada 3 kitabı okumak istiorum.
biraz önce bi blogta gördüğüm havuçlu pekmezli keke takıldı aklım. kahve dumanının ardında hayal ediyorum onu. turuncu tabağıma yan gelip yatmış havuçlu bir dilim kek. mmm nefis. niyetli olamamında etkisiyle açlığım ayyuka çıktı şu anda.


yeni bi dergi keşfimiz oldu yine haftasonu.ilk çıktığından beri almaya niyetlenioduk ama cumartesiye nasip oldu.adı: Food and Travels...
muhteşem bi dergi. tam bize göre. zaten yeni bi dergi. ilk sayısı yani. dün sevgilimle inceledikten sonra üye olmaya karar verdikki güvenlik ağından dolayı bankadan yaptı sevgilim bugün. %35 indirimle üye olduk bu yeni dergiye. özellikle kapadokya kısmıyla alakalı verilen butik otel rehberide tevafuk oldu. gerçi biz bu isteğimizi başka bi bahara bırakmak zorunda kaldık R.E.M konserinden dolayı ama olsun. ileriki zamanlar için güzel bilgiler var içinde. okunduktan sonra atılıcak diil biriktirilicek bi dergi bence.tebrikss

geçen haftalardada yine yeni dergilerden bravacasayı almıştık. ama bu dergiyi hiç tutmadık. sevimsizdi doğrusu.oysa Food & Travels dolu dolu bi dergi.sevdik kendisini.

bayram gelmek üzere. maalesef biz çalışanlarda bayramın getiridği mutluluktan çok tatil yapıcak olmamızın sevincini yaşıoruz. yapcak bişi yok. bende istemem böyle hissetmek ama sonucu değiştiremiyorum.


tatil yapıcağım için mutluyum, mutluyuz...


17 Eylül 2008 Çarşamba

yağmur yağıyor mutfak camındayım..nasıl üşüdüğümü bilemezsin..menekşelerim çiçek vermiyor artık anne. söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama..şimdi telefon açsam sana sesini duynak ta yetmiyor ki..Hep ayni cumleler.Babamlar nasil? Ilacini aldin mi? Nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde.Bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi.Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken tahta kasikla tencerenin basinda oylece.Ne dusunurdun acaba? Ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da fena..Omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari.Benim kizimin omuzlarimı ovmasina daha cok var.Gittikce sanami benziyorum ben? Ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu? 'baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez.Anlamamisim meger, eskiyormus annecigim.Omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde.simdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle.Mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum.Evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum.Actigimi goren olmuyor.Pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor.Cay demleniyor demleniyor, demleniyor.Kederim mutfagin her yerine yerlesiyor.ah Nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor.eskilerimi atmaya kiyamiyorum. Seni cok ozluyorum.bana yasakladığın bahçeler sana da mı uzaktı hep.? gidemeyişine ağladın mı sende? ne zaman eskiyor sevgiler ödenen bedellerin acısı geçince mi?işte böyle... kalbimde bir acı şarkılar seni söyler..

iclal aydın-yağmur

uyku...

böyle havalarda daha bi uyumak gelio insanın içinden. erken kalktığımdan ötürü zaten çokda aydınlık olmayan hava kara bulutlar sayesinde dahada karanlıktı yola çıktığımda. ıssız,soğuk ve köpeklerle dolu bikaç sokak geçmeliyim otobüse ulaşabilmek için.otobüse ulaşıp yer kapabilmek içinde uykumdan feragat etmeliyim.sabahın 6,45 inde durakta kitap okuyan bi tip var, işte o benim. okudukça uyku dolan gözlerle ya gelmezse dediğim otobüsü bekliorum, beklioruz arkamda oluşan kalabalıkla.
ve otobüs gelio. ama o da uyku sersemi olsa gerek sağa doğru yanaşmak için direksiyonu kırınca ya kenardaki arabayı görmüo yada vurabiliceğini hesaba katmıo, sabahın sessizliğinde bir araba nasıl yandan göçertilirmiş hepimiz şahit oluoruz.büyük bi gürültü çıkıo ama şöför çarptığı halde durmuo, sanırım o da farkında diil naaptığının. araba durunca inip bakıo çarptığı diğer arabaya.sonrada yolcuları yani bizleri arabaya almaya başlıo. olan park halindeki araca oluıo.sahibi için üzülüorum ve aklıma geçen sene otobüsten inip önünden geçerken arabanın altında kalan çok da samimi olmadığım iş arkadaşım gelio.biz sevglimle tatildeydik o sırada.havuzda güneşlenirken okumuştum gazetede haberi.zavallı vesikalık bi resim koymuşlardı gazeteye.evveliyatında diğer iş arkadaşım arayıp söylemişti vefat ettiğinide dalga geçio sanıp inanmamıştım en başta.meğer denyo bi belediye otobüsünden inen bu kız indiği otobüsün önünden geçerken onu görmeyen şöför gaza basınca önce çarpıo, sonrada arabanın altında kalıo.fecii.

halk otobüslerinden nefret ediorum.haftada bir şikayet dilekçesi yazıorum iett ye, içimi döküorum.

otobüsün sıcaklığına bıraktım kendimi bu sabah. aklım evdeki sıcak yatağımda.akşama kadar uyumak istiorum. tam türk filmi izlenicek bi hava.en güzel zamanları mevsimin. biri ilkbahar diğeri son.birinde çiçekler açıo diğerinde soluo ama her ikiside nihayetinde yeni bişeylere gebe.birinde yaz gelio diğerinde kış.hep bi hayalim vardı ya. soğuk kış günlerinde içerinin sıcağından nemlenmiş cama burnumu dayayıp elimde kahvem, yanında şekerli bi çeşit kurabiyem üstümde battaniye ve tv de güzel bi türk filmi.ağlamak isitorum..
daha şimdiden eve gitmek istiorum ve kaplumbağa gibi burnumu dışarı çıkarmamak.işyerimin küf ve eski kokan merdivenlerini tırmanırken burdan nefret ettiğim gelio aklıma daha çok nefret ediorum sonra. fatihin izbe bi apartmanındayız uzun zamandır.yerleri çini işleme.sanırım 80 lerden kalma.rüzgar yönünü değiştirdiğinden o eskiliğe has es kokusu duyuluo arada sırada. sanırsınız yanınızda lağım açmışlar. artık rüzgar lodosmudur,poyrazmıdır bilmem.
yağmur...
bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen
upuzun, ince ince, karanlık kokulu
sen ki aşkta aldatıldın yüreğin taş parçası
dinle yağmuru dinle
teselli bul türküsünden
herşey olur herşey geçer,hepsi biter hayat kalır.hepsi biter hayat kalır.

yoldaki ağaçlara baktım bugün gözlerimi açtığım aralarda.cansularına kvuşmuş gibi dipdiri capcanlı görünüolardı.klorlanmış şehir duyunu sevmio ağaçlar.insan eli değmemiş,çıkarlarıyla kirlenmemiş saf taze yağmur suyu istedikleri, bekledikleri. ve işte kavuştu dün iki sevgili.birbirine muhtaç suyla toprak..çok şükür...

16 Eylül 2008 Salı

bugün en miskin gün. akşam annemlere iftara gittiğimizde eve dönmedik orda kaldık.küçükken eve gelen, ailemizin önem verdiği misafirlerine annem kendi yatak odalarını verirdi.anlamsız bi şekilde buna sinir olurdum. sonra büyüdüm abim evlendi fln. bi baktım onlarda geldiklerinde annemlerin yatağında yatmaya başladılar.kıskançlığa, sinir olmaya devam. ee gün geldi devran döndü aldım kocamı yanıma bende gittim annemin evine. ewt sıra bendeydi. bende annemlerin yatak odasında yattım dün gece. kocacımla hemde ehehehe:)

neyse. annem sahur için kurduğu telefonu yastığının altına atınca telefon çaldımı çalmadımı bilmioruz fakat neticede sahura kalkamadık. mühim diil,susuzluk dışında. çok susadım ama cumartesi günkü kadar diil.

insanlar serap görebilirmiş o gün anladım. suya baktığım zaman gözlerim doluodu o derece yani.neyse akşama az kaldı.

yemekte hakiki kayseri mantısı var. sevgilim bi yerden siparişle getirtti. domates çorbası ve salata eşlik edicek yanınada.


sevgili patronumuz bir kez daha bizi şaşırtmayarak haber vermeden yurtdışına çıktı. çıkıcağından kazara haberim vardı ama zamanından haberim yoktu. bugün cebten aradığında çıkan kodun nereye ait olduğunu bulmak için herzamanki gibi internete başvurduk. çıkan sonuç: nijerya:s

nijerya. bizim patronumuz gibi bi adam nijeryada naapar. yani yardımsever, cömert bi insan olsa dicemki bir barış elçisi gönüllü yardımseverdir kendisi,ewt gidebilir. ama yani nijerya ya. herhangi bi ticari ilişkiye pek de elverişli bi yer olmadığını biliorum. yoksa yanılıyormuyum.

hiç yapmadığı üzere ikide bi arayıp gereksiz sorular soruo. insan bu ve bunun gibi adamlarla yaşayınca anlam veremediğin şeyleri bi süre sonra anlıosun. mutlaka yanında bi adam var ve işiyle alakalı bişiler kanıtlamaya çalışıo ona.mesela ikide bi ithalatla alakalı direktifler verio bana ki gitmeden zaten konuştuğumuz ve beklemede olan şeyler bunlar. ya da yurtdışından gönderilicek olan gümrük dosyalarını gümrükçüye göndermemi söylemek için arıo fln. varış ihbarnamemiz gelmeden gümrükçüye niye dosya yollayalım , gelmeyen malın evraklarını gümrükçü naapsın. ama işte deminde dediğim gibi orda yanında bulunan kişilere hava atmak, bakın ben ne çok yoğunum bisürü işim gücüm var itibarını vermek.

burdan nijeryadakilere sesleniorum.kanmayın a dostlar bittikde okeye dönüoruz yane.işler kötü. nerden geldiği belli olmayan paralarla şirketi çevirip duruyoruz. okadar zamandır dönüoruzki başımız döndü, midemiz bulanıo .


patronumuzun yokluğundan yararlanıp yayıp duruoruz elbette. uyuklayıp duruoruz enbaşta. ya da onun odasında tv seyredioruz. zeynep kendi pc sinden düğün şarkıcısı adlı diziyi izlio bende bu esnada blog yazıorum. ramazanın verdiği göz açlığı ile yemek bloglarını gezip dişime yarar bişiler arıorum.


az evvelde anneme profiterol hamuru siparişi verdim. geçen hafta gece 3 buçuğa kadar çeşitli pişirme denemeleriyle hamurunu yapmaya çalıştım ama naptıysam hamurlar bi türlü kabarmadı.

www. yemeksenligi.com

sebebini cidden bilmiorum ki ben ilk defa yapmıorum. annemin evindeyken çok sık yapardık ve hiç böle bişeyle karşılaşmamıştım. sorunun fırından kaynaklandığına kanaat getirerek anneme sipariş verdim hamur kısmını. pişirip getiricek bana.

ramazandan sonraki ilk kalkınma planım kilo vermek.vermek vermek vermek.hiçbişeyin içine gerçekten giremez oldum.bi an önce bu dönemi atlatıyım istiorum. sitemize ait spor salonundanda dibine kadar yaralanıcam. kapalı yüzme havuzuda var.ne gerekiosa yapıcam ve kısa zamanda tüm bu fazlalıklardan kurutulucam.herkes muzaffer kuşhanı yerin dibine sokadursun ben onun çok sevdiğim, çalışanlar için çok ideal olan dietini uygulucam ki o söylemlerin dışında, içinde sadece karbonhidrat yada protein olan bi diet diil. sebzede var, ette, ekmekte.

dün akşam iftardan sonra dişçiye gittik. geçici dolguyu çıkartıp yerine gerçeğini taktı.şimdi aynaya baktımda miss gibi duruo. ramazandan sonraya randevuda aldım.bikaç tane daha var yapılması gereken.

35 dakkam kaldı çıkmama.insanın evi gibisi yok. bi an önce kollarına koşmak istiorum güzel ve tozlu evimin:)